Başlangıç

Kilise’nin Kızları

Hıristiyanlığın, sonradan Pavlus adı veritecek  olan,meşhur havarisiTarsus’lu Soul, M.S.5 ila 10 yılları orasında doğmuştur. (Genellikle doğum yılı M.S. 8 olarak kabul edilmektedir). Yahudilikten hıristiyanliga geçtikten sonra (yoklasık M.S. 34) doğduğu şehirde bir kaçyıl geçirecek (Elç. 9,30 ve 11,25) ve gücünü hıristiyan lığın yayılması için sarfedecektir. Helenistik-Roma dönemi çehrinden günümüze çok az eser kalmıştır: şehir merkezinde “cardo maximus”’un (kuzeygüney yönlü ana cadde) bir kısmı, ve geleneğe göre Azız Pavlus’un olan, sehrin tam da yahudi bölgesinde bulunan roma döneminden kalma bir kuyu.

Yine geleneğe göre, Tarsus’un il episkoposu Pavlus’un akraba ve öğrencisi(Rom. 16,21 ile karsı laşıtırınız) Yason’dur. Aynı şekilde Aziz Pavlus’un akraba ve öğrencisi dan Azız Erodio da çok önemli bir kişidir. Tarsus kilisesi’nin başında Elenus’un bulunduğu 3.yy’ın ikinci yarısından itibaren daha güvenilir tarihi bilgilere ulaşmaktayız: Elenus’un ismi, 264 veya 265’te vefat edenepiskopos İskenderiye’li Dionisius torafından birkaç kez anılmaktadır. Bu ismin anılma şekline bakılırsa, Elenus’un, merkezi Tarsus olan Kililya bölgesi metropoliti olduğunu ve o zamanda bile bu merkeze bağlı belli sayıda onaylı epıskoposluk (Eusebius, H.E.VI46; VII 5) bulunduğunu varsaymak doğru  o la caktır. Diğer taraftan  Tarsus çehri, politik olarak da o bölgenin başkentiydi.

Yine Dionisius’un bildirdiğine göre Papa Stefanus, kendisi Kartacalı Ciprianus, Kayseri’li Firmilianus e tüm  Kilikya, Kapadokya ve Galatya episkopo lanyla işbirliği yaparak , yeniden vaftiz olmalan koşuluyala, heretikleri (sopkın) Kilise’ye kabul ettiği için, Elenus’la birleşmeye karşı çıkmıştır. (Eusebius, H.E. VII 5,4).Elenus, tüm bölgede olduğu gibi, Tarsus cemaatinin için de de, dünyayla çatışma halinde olup saf bir kilise nasica eden, hizipçi Novatianus’ çular grubunu hesaba katmak zorunda kalmıştır. O’nun zamanında Valerianus zulmü gerçekleşmiştir. (257-263) Elenus’un ismi bundan başka, Antakya’da gerçekleşen ve sehrin episkoposu, Samsat’lı Pavlus’un hüküm giyip azledildiği, iki sinod’ta göze çarpar. Ikinci sinod’ta başkanlığı  Elenus yapmışyır. Yıllar sonra. Tarsus kilisesinin baçında, 314 tarihli Ancira sinodura (günümüzde Ankara) katılmış olan Lupusû görüyoruz.

 

Diocletianus zulmüö heretikler ve dönmeker

303 ve 311 yılları arasında hıristiyan cemaat, Diocletianus zulmü tarafından çetin bir şekilde sınanmıştır. (Sehitler; Anavarza’lı Marinus, Giuditta ve Quiricus’tur. Azizler orasında Taracus, Probus, Andronicus ve muhtemelen Castor’u sayabiliriz.) Sınanma dönemi, hıristiyanlığın amansız kıgıcısı ve putperest dinin canlandırıcısı Maximinus Daius, Licirius tarafından yenilip kaçarken tam da Tarsus’ta ölünce (313) sona ermiştir.  İznik konsili’nde (325) Kilikya episkoposlarına Tarsus’lu Teodorus önderlik etmistir. Bu episkoposların dokuzdan az olmamaları ve bunlara ilaveten bir de korepiskopos (Kırsal kesim episkoposu) bulunmasıö hıristiyanlığın bu bölgede nasıl bir yayılma gösterdiğine iyi bir işaret sayılabilir. 363 yılında imparator dönme İulianus Tarsus’ta kalmıştır. Kendi putperest dini canlandırma amacına yönelik olarak şehirde, sağlık tanrısı Asklepius’o adanmış olan meşhur bir tapınağı yeniden açtırmayı başarmıştır. Yine de, aunı  yılişinde Iulianus’un ölmesinden sonra putperestliğin yeşertilmesi süreci çok uzun yaçamamış tır.  Bu dış provokasyonların dıçında, Tarsus’un hıristiyan cemaatİ, IVç yy’da arius’çu grupların neden olduğu bir parçalanma yaçamıştır. Arius’çular, imparatorun desteğinclen güç olarak yerel episkopos Silvanus’u (360’tan sonra) azledıp, yerine kendi adaylorını göreve getirmeyi başarmışlardır. Bu durumun sürüp gitmesi üzerine, 369/370’te Kayseri’li Basilius, Samsat’lı Eusebius’a yazdığı bir mektupta rahatsızlığını şu sekilde dile getirecektir: “Tarsus da bizim için kaybedildi. Ve için en kötüsü bu  değil, bu katlanilabilir olsa da: doha kötüsü, bünyesinde İsauryalıları, Kilikyalıları, Kapadokyalıları ve Suriyelileri birleştirme mutluluğuna eriçmiş olan böyle bir şehrin, siz tereddüt edere, birbirinize bakıp danışırken, bir ya da iki adamın ahmakliği yüzünden yönetim harabesine dönüşmüş olmasıdır “. (Mektup 34) Basilius. O Kilisedeki iç barışı yeniden salama için, biri din adamlarına, diğeri Ciriacus adında birisi etrafında toplanmış bir gruptaki kisilere olmak üzere. 372 yılında iki mektup yazmıştır.

 

Tarsus’lu Diodorus

Doğmuş olan tansiyon, Diodorus’un şehrin episkoposu seçildiği zamanda azalmıç gibidir (378). Bu şahiıs, Antakya’lı olup, Tarsus’lu Silvanus ve Humus’lu (homs) Eusebius’un öğrencisi olmuştur. Antakya yakınlarında bir monastır topluluğununbaşına geçip doha sonra aynı yerde bulunan ilahiyot okulu’nun üstadı olmuştur ve öğrenateri arasında Mopsuestio’lı (Misis) Teodorus, ve Yoannis Crisostomos vardır. Dönme İulianus’a karşı duranlardan biri olmuştur ve pereti episcopos Sirmio’lu Fotinus’a yazdığı bir mektupta, inadı yüzünden deriden rahatsır görünmektedir. (Mektup 90) Imparator İulianus’o Karşı gösterdiği kararlılığı aryan’lard karçı da sürdüren Diodorus, bu yüzden İmparator Valens tarafından sürgüne gönderilmiçtir. (372) Bu imparatorun ölümünden sonra görevine dönmüş ve kısabir zaman sonra Tarsus episkoposu seçilmiştır. 381’deki Konstantinopolis (İstanbul) konsilindeki görevi dikkate değerdir. 394’te  ölmüştür.

Diodorus,bazı kereler keyfıyet ve kutsalmetinlere hürmet eksikliğine neden olabildiği varsayılan-Kutsal Kitabın simgesel (alegorik) olarak yorumlan masındansa,  tarihsel olarak yorumkımayı tercih eden, Antakya yorumlama ekolünü ilk defa  baçlatan kiçi sayılmaktadır. Doktrinel açıdan bakıldığında, kendisi Hz. İsa’da en çok insani (Meryem’in oğlu) ve tanrısal (Tanrı’nın oğlu) ayrımın altını çızmiş görünmektedir. Daha sonradanö Nestorius’un öncülü olarak sayılması şaşırtıcı değildir. Her halükarda, yaşadığısüre boyunca herkesin hürmet edip nazan itibare aldığı bir kiçi olmuşturç

V.yy.’da Tarsus kilisesi; aslen Antakya’lı bir papaz olup Kostantinopolis (Istanbul) episkoposu seçilmiş olan Nestorius’un tavrına bir süre destek veren Antakya patrikliği etrafında ortaya çıkan nestore tartıçmalara sürüklenmiştir. Tarsus episkoposu ve Nestorius’undostu Elladius’un, İskenderige ve Antakya patrikliklerini barıştırmanın tek yolu olan Nestorius’un mahkumiyet kararının altına-istemiyerek de olsa-en son imza atanlardan olduğunu hatırlatmak da yararlı olacaktır. VI.yy.’da Tarsus metropolitlik merkezine bağlı 7 onaylanmış episcopos bulunmaktaydı. (Echos d’Orient, X, 145).

 

Kilise’nin arap fethi sırasında yaşdıgl zorluklar

Tarsus’un ararla tarafından ele geçirilmesinden sonra (613-965) ve VII. Yy.’ın sonlarına doğru, hıristiyan cemaatiyle ilgili bilgiler seyrekleşmekte ve şehrin episkoposlarının  listesi de sona ermektedir. Yine de bu dönem için, 668’te Canterbury başepis topos olacak dan misyoner. Tarsus’lu Teodorus önemlidir. (Bazı kaynaklara göre aziz dahi yapılmıçtır.) Rum baçepiskoposluk bölgesinden X. yy’da halen söz edile tedir (age., X,  98) ve günümüze kadar Antakya patrikliği idaresi altında kalacaktır. Birçok kez müslüman arap akınlarında yıkılan Tarsus, 831’de Abbasiler, 882’de Mısırlı Tulunoğulları tarafından işgal edilmiş ve 16 Ağustos 965’te Bizanslılar tarafından geri alınmıştır. 19 Ağustos 1071’deki Malazgirt (Mantzikert) savaşının galibi Selçuklular 1072’de bölgede  tarih  sahnesine çıkmiştardır. Bir çeyrek asır sonra,  Birinci Haçlı Seferi’yle (1097) Baldovino ve Tancredi tarafından geri alınıp, Bızans’lılara geri verilmiştir. Bu olay, Tarsus latin episkoposluğunun kurulması sonucunu doğurmuştur. Günümüzde resmi olarak müze statüsünde olan, süryan,-bizans stilindeki Aziz Pavlus kilisesi’nin, bu dönmdeli  katedralin üzerine yapılmış olması muhtemeldirç

1132 yılına doğru,  kilikya’nın baçlıca şehirleriyle Tarsus ermenilerin  eline geçse de , imparator İoannis Komnenos tarafından 1137’de geri alınmışhn Kaçıp dağlara sığınan ermeniler, Bizanslıların Konya Selçuklularıyla yaptıkları savaşlardan istifade edip, 1151 ve 1173yıllarında tekrar saldırıp şehri ele gestirmi ve 1375’e kadar ayakta kalacak bir krallık kurmayı başarmışlardır. Gregoryen ermeniler burada, halen devam etmekte olan bir episkoposluk bölgesi kurmuşlardır. (Bu bölgebib XII. Yy.’dali episkoposu Lambron’lu Nerses meşhurdur) Ermenistan kralı III. Levon, 6Ocak 1199’da, Kutsal Roma Imparatorluğunun vasalı sıfatıyla, Papa II. Celestinus’un elçisi kardinal  Wittelsbach’lıCorradus’u  ellerinden tacını giymiştir. Araplar tarafından 1266 ve 1274 yıllarında yağınalanan Tarsus, 1359’da  Memlukların elinegeçmiştir. Sonunda 1515’te Osmanlı sultani I. Selim şehri topraklarına katmıştir.

Azız Pavlus’a adanmış ilk katedralin bulunduğu yerde, yapının ana hatları korunarak ve bazı mimari elemanları kullanılarak. XVI. Yy.’da Ulu Cami inşa edilmiştir.

Haçlı döneminden sonra, latinusullü katolik Kilise Tarsus’a 1842’de Novara’lı (Italya) peder Basilio (1851’de Antakya’da şehit edilmiştir) ıle kapusen rahipler tarafından tekrar getirilmiştir. Tarsus’taki kapusenterşn kilisesi, 1844 ve 1846 yılları arasında, bugün bilemediğimiz bir yerde açılmıştır. Genova’lı peder Gıuseppe, yakındaki Mersin ve Adana katolik cemaatlerinede yardımcı olmaktaydı. Tüm bunlar, bu gibi meselelerin çözümü kerdi  yetki alanında olan ve Tarsus’ta ikamet eden fransız konsolosunun desteğıyle gerçekleşmiştir.

Kendisi, Propaganda Fide (iman propagandasi) Kongregasyonu’na bölgedeki katoliklerle ilgili detaylı bir yazı göndermiştir; buna göre hiç yerli katolik bulunmamakla birlikte, ticari nedenlerle burada ikamet  eden az sayıda katolik mevcuttur. Tarsus’da 6 bin nüfusun içinde 36 katolik; Adana’da 30 biride 20; Mersin’de bin kişi nüfus’ta 5 katolik bu dokümde yeralmakfadir.Bunulna beraber Tarsus,Kilikya bölgesinin ve güney Türkiye’nin en büyük şehri;tüm konsoloslukların bulunduğu bir merkez ve Adana ile Mersin’e kolay alaçım imkanlarının olması nedeniyle. Kilisenin esas merkezi olarak seçilmiştir. 1939’dan, yani Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti yönetimine geçmesinden sonra, Tarsus kilisesi Istanbul Havarisel Vekilliğine bağlanmıştırç

17 Eylül 1943’te Tarsus’taki kilise yapıları (Manastır ve kilise) bölge deki sivil ve askeri makamların emriyle kapatılmış ve aynı 25 Ekiminde, kilise kompleksi dahil olmak üzere tüm ek mallar devletleştirilmiştir. Peder Paul Labaky, aralarında Aziz Pavlus ve Aziz  Petrus tablolannın da olduğu kutsal eşyaları, halen bulunduklan Mersin’e taçımıstır. Rahibelerin evi, on yıllarcaönce inşa edişmiç olankız ve erkek okullan da. 1943 Ağustos’un da türk yetkililer tarafından kapatılmıştır.

‘90’lı yıllardan itibarenö bugünkü müze-kilise’de halk ve hacılar tarafından büyük birkatılım ve ilgi görmüş olan, Aziz Pavlus üzerine önemli Sempozyumlar düzenlenmitir.

1994’te Mons. Franceschini, hacıgruplarını karşılayabilmeleri amacıyıa Kilise’nin Evlatları “(Fıglıe della Chıesa) rahibelerini Tarsus’ta ikamet etmeleri için çağırmıştır. Burahibeler, gelen hacıların içeride kutsal Ayin düzenleyebilecek ve dua edebilecekleri çekilde, kiliseyi hazırlama iznine sahiptirler.