PAPA FRANCESKO HAZRETLERİ’NİN

HAVARİSEL TEŞVİKİ

GAUDETE ET EXSULTATE”


GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA AZİZLİĞE ÇAĞRI











İÇİNDEKİLER
“Sevinin ve sevinçle coşun” [1-2]



Birinci bölüm
AZİZLİĞE ÇAĞRI

Bizi Destekleyen ve Yanımızda olan Azizler [3-5]
Yandaki Kapıda Bulunan Azizler [6-9]
Rab Çağırıyor [10-13]
Senin için de [14-18]
Mesih’teki görevin [19-24]
Azizliği sağlayan eylemler [25-31]
Daha canlı, daha insanî [32-34]

İkinci Bölüm
AZİZLİĞİN İKİ GİZLENMİŞ DÜŞMANI

Günümüzde bilinircilik [36]

Tanrısız ve bedensiz bir zihin [37-39]
Gizemsiz bir doktrin [40-42]
Aklın sınırları [43-46]

Günümüzde pelajyanizm [47-48]

Alçakgönüllü olmayan bir istek [49-51]
Kilisenin çoğu zaman unutulan öğretisi [52-56]
Yeni Pelajyenler [57-59]
Yasa’nın Özeti [60-62]

Üçüncü Bölüm
RAB’BİN IŞIĞINDA

Akıntıya Karşı [65-66]
Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır” [67-70]
Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.” [71-
74]
Ne mutlu ağlayıp yas tutanlara, onlar avutulacaklar” [75-76]
Ne mutlu adalete acıkıp ve susayanlara, zira onlar doyurulacaklardır.”[77-79]
Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhameti bulacaklar.” [80-82]
Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.”[83-86]
Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.” [87-89]

Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Çünkü Göklerin Egemenliği
onlarındır
. “ [90-94]

Nasıl davranacağımıza dair büyük kural [95]

Rab’be sadakat için[96-99]
İncil’in yüreğini parçalayan ideolojiler [100-103]
O’nu en çok hoşnut eden tapınma [104-109]

Dördüncü Bölümü

GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA AZİZ OLMAK İÇİN GEREKENLER
Sebat, sabır, yumuşak başlılık [112-121]
Sevinç ve mizah duygusu [122-128]
Cesaret ve Şevk [129-139]
Cemaat İçinde [140-146]
Sürekli Duada [147-157]

Beşinci Bölüm

MÜCADELE, UYANIK KALMAK VE AYIRT ETME GÜCÜ
Mücadele ve uyanık kalmak [159]

Bir efsaneden daha fazlası [160-161]
Uyanık olun ve güvenin [162-163]
Ruhsal Yozlaşma [164-165]

Ayırt Etme Gücü [166]

Acil bir gereklilik [167-168]
Daima Rab’bin ışığında [169]
Doğaüstü bir armağan [170-171]
Konuş, Ey Rab [172-173]
Vermenin ve Haç’ın mantığı [174-177]







1. İsa, kendisi uğruna zulüm görüp alçaltılanlara “Sevinin, sevinçle coşun” (Mt 5, 12),
diyor. Rab bizim her şeyimizi ister ve karşılığında da bize yaratılış amacımız olan
mutluluğu, gerçek yaşamı teklif eder. Bizlerden aziz olmamızı ister ve sıradan,
tatsız sulandırılmış tutarsız bir yaşamla hoşnut olmamamızı bekler. Aslında, Kutsal
Kitap’ın ilk sayfalarından itibaren çeşitli yollarla azizliğe çağrı bulunur. Rab’bin
İbrahim’e dediği şu sözler gibi: “Benim yolumda yürü, kusursuz ol” (Yar. 17, 1).

2. Burada bu konuyu zenginleştirebilecek bir sürü tanım ve özellikleri içeren bir tez ya
da aziz olmanın anlamı hakkında yapılacak incelemelerin beklenmemesi gerekir.
Benim naçizane amacım, bir kez daha azizliğe çağrının yankılanarak, riskleriyle,
zorluklarıyla ve fırsatlarıyla, hâlihazırdaki bağlam içinde somutlaşmasını
sağlamaktır Gerçekten de Rab hepimizi “kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz
olmamız için seçti.” (Ef 1, 4).

Birinci Bölüm
AZİZLİĞE ÇAĞRI

Bizi Destekleyen ve Yanımızda Olan Azizler
3. İbranilere Mektupta, “önümüze konan yarışı sabırla koşalım,” diyerek, bizi

yüreklendirecek birçok tanıklıktan söz edilir (12, 1). İbrahim, Sara, Musa ve Gideon
ve daha birçoklarından burada söz edilir. (bk. 11, 1-12, 3) Bu, her şeyden çok,
etrafımızı saran tanıklardan oluşmuş bulutun (bk.12, 1), bizi sürekli hedefe doğru
ilerlemek için teşvik ettiğini fark etmeye bir çağrıdır. Bu tanıklar arasında kendi
annemiz, büyükannemiz veya başka yakınlarımız da bulunabilir (bk. 2 Tim 1, 5). O
insanların, yaşamları belki kusursuz değildi ve düşüşler yaşamışlardı, ama bunlara
rağmen yollarında ilerlediler ve bu, Rab’be hoş göründü.

4. Hâlihazırda Tanrı’nın huzurunda bulunan azizler, bizlerle olan birlik ve sevgi
bağlarını korumaya devam etmektedirler. Vahiy kitabı, azizlerin yakarışını bize
anlatırken bunu tasdik eder: “Tanrı’nın sözü ve sürdürdükleri tanıklık nedeniyle
öldürülenlerin canlarını gördüm. Yüksek sesle feryat ederek şöyle diyorlardı:
‘Kutsal ve gerçek olan Efendimiz! Yeryüzünde yaşayanları yargılayıp onlardan
kanımızın öcünü almak için daha ne kadar bekleyeceksin?’” (Va. 6, 9-10).
“Tanrı’nın dostları tarafından korunup yönlendirilip çevrelenmiş bulunuyoruz […]
tek başıma taşıyamayacağım yükü bir başıma yüklenmemem gerekir. Tanrı’nın
azizler ordusu beni korur, destekler ve götürür.”1

5. Çok Mutlu ya da Aziz olarak ilan edilme sürecinde; erdemlerin yerine getirilişi
sırasında, kahramanlık işaretleri, şehitlikte yaşamını feda etme ve kişinin ölüme
gidene dek hayatını başkaları için sunduğu diğer durumlar dikkate alınır. Bu
armağan Mesih’e benzerliğin bir örneğini ifade eder ve imanlıların hayranlığına
layıktır 2. Örneğin yaşamını Hristiyanların birliği için sunmuş olan çok mutlu Maria
Gabriella Sagheddu’yu burada hatırlıyoruz.


1 Benedetto XVI, Omelia per il solenne inizio del ministero petrino (24 aprile 2005): AAS 97 (2005), 708.
2 Her halükarda, Hristiyan erdemlerinde, azizlik ve bunun için çalışmanın en azından olağan bir derecede itibarı
olduğunu ileri sürer. bk Lett. ap. in forma di Motu proprio Maiorem hac dilectionem (11 luglio 2017), art. 2c:
L’Osservatore Romano, 12 luglio 2017, p. 8.

Yandaki Kapıda Bulunan Azizler
6. Sadece aziz ya da çok mutlu ilan edilen kişileri düşünmeyelim. Tanrı “tek tek ve

aralarında herhangi bir bağ olmadan insanları kutsallaştırmak ve kurtarmak değil;
gerçeğe uygun olarak kendisini tanıyan ve kutsallıkla kendisine hizmet eden bir halk
haline getirmek istediği”3 için Kutsal Ruh, Tanrı’nın kutsal ve imanlı halkının
üzerine her yerde azizliği döker. Rab, halkını kurtuluş tarihi içinde kurtarmıştır. Bir
halka ait olmadan, tam bir kimlik oluşmaz. Öyleyse kimse yalıtılmış tek bir birey
olarak kurtulamaz, fakat Tanrı bizi insan topluluğunun kurulmuş olan kişiler arası
ilişkilerinin karmaşık ağı içine almak için çeker: Tanrı toplumsal devinim içine,
halkların devinimine girmek istemiştir.

7. Tanrı’nın sabırlı halkında, azizliği görmeyi seviyorum: çocuklarını sevgiyle
yetiştiren ebeveynlerde, evine ekmek götürmek için çalışan erkek ve kadınlarda,
hastalarda, gülümsemeye devam eden yaşlı rahibelerde görüyorum. Her gün sebatla
ileri doğru yol almayı sürdürenlerde, savaşan Kilise’nin kutsallığını görüyorum.
Genellikle bizim yakınımızda yaşayan ve Tanrı’nın varlığının bir yansıması olan,
“bitişik kapıdaki” azizlik ya da başka bir şekilde ifade edecek olursak “azizliğin orta
sınıfı” budur.4

8. “Rab’bin yaşayan tanıklığını, her şeyden öte iman ve iyilik dolu bir yaşam yoluyla
her yere yayarak Mesih’in peygamberlik görevini de paylaşan”5 halkın en mütevazı
üyeleri vasıtasıyla, Rab tarafından bize sunulan azizlik işaretleri sayesinde teşvik
edilmeye kendimizi bırakalım. Santa Teresa Benedetta della Croce’nin de ileri
sürdüğü gibi gerçek hikâye, onların birçoğu sayesinde oluşur : “En karanlık gecede
en büyük peygamberler ve azizler ortaya çıkar. Yine de yaşam veren mistik yaşamın
akışı görünmezliğini sürdürür. Dünya tarihinin dönüm noktalarında, tarih
kitaplarında hiçbir şekilde anılmayan ruhların derin etkilerinin olduğu kesindir. Ve
ancak tüm gizlide olanların üstündeki perde açıldığı gün, kişisel yaşamımızın
önemli karar anlarında hangi ruhlara teşekkür etmemiz gerektiğini bileceğiz”6.

9. Azizlik Kilise’nin en güzel görünüşüdür. Fakat Katolik Kilisesi dışında ve çok farklı
ortamlarda bile Ruh “Mesih’in öğrencilerine yardım ettiği mevcudiyetinin
işaretlerini”7 harekete geçirmektedir. Diğer yandan Aziz Papa II. Jean Paul bize
“kanını dökene dek Mesih’e tanıklık vermenin, Katolik, Ortodoks, Anglikan ve
Protestanların ortak mirası olduğunu”8 hatırlatıyor. Colosseo’da kutlanmasını
istediği 2000 yılı Jübilesi’nin muhteşem ekümenik anma ayininde, şehitlerin
“bölücü unsurlardan daha yüksek sesle konuşan bir miras”9 olduğunu belirtmişti.



3 II. Vat. Kons., Cost. dogm. Lumen gentium, 9.
4 Bk. Joseph
Malègue, Pierres noires. Les classes moyennes du Salut, Paris 1958.
5 II. Vat. Kons., Cost. dogm. Lumen gentium, 12.
6 Verborgenes Leben und Epiphanie: GW XI, 145.
7 S. Giovanni Paolo II, Lett. ap. Novo millennio ineunte (6 gennaio 2001), 56: AAS 93 (2001), 307.
8Lett. ap. Tertio millennio adveniente (10 novembre 1994), 37: AAS 87 (1995), 29.
9 Omelia nella Commemorazione ecumenica dei testimoni della fede del secolo XX (7 maggio 2000), 5: AAS 92
(2000), 680-681.

Rab Çağırıyor
10. Tüm bunlar önemlidir, yine de bu Havarisel Teşvik ile her şeyden çok Rab’bin her

birimize ve size de yapmış olduğu kutsallık çağrısını tekrar hatırlatmak istiyorum:
“Kutsal olun, çünkü ben kutsalım” (Lev 11,44; 1 Pe. 1, 16). İkinci Vatikan Konsili
bunu kuvvetle vurguluyor: “Bu derece yüce ve bol şekilde sağlanan erdemlerle
donatılmış, her durumda ve koşuldaki tüm imanlılar, Rab tarafından her biri kendi
yoluna göre Göksel Peder’in kusursuzluğunda azizliğe çağrılmışlardır”10.

11. Konsil, “herkes kendi yoluna göre” diyor. Bu nedenle erişilemez görünen azizlik
örneklerini düşündüğümüzde cesaretimizi yitirmemeliyiz. Bizi teşvik edecek ve
harekete geçirecek tanıklıklar bulunmakla birlikte bunların aynısını yapmaya
çalışmamalıyız, çünkü bu şekilde davranmak Rab’bin bizim için belirlediği eşsiz ve
özel yoldan bizi uzaklaştıracaktır. Önemli olan, her bir imanlının kendi yolunu ayırt
etmesi ve Tanrı’nın içine yerleştirdiği en iyi olanı ortaya koyması (bk. 1. Ko. 12, 7)
ve kendisi için öngörülmemiş olana benzemeye çalışarak kendini tüketmemesidir.
Hepimiz tanıklık etmeye çağrıldık fakat tanıklığın pek çok varoluşsal biçimi
bulunmaktadır11. Aslında Aziz Giovanni della Croce yazmış olduğu Spirituale
Cantico’da
herkes için sabit kuralların olmasını önlemeyi tercih etmiş ve dizelerini
herkesin “kendine uygun şekilde”12 yararlanması için yazdığını açıklamıştır. Çünkü
ilahi yaşam kendisini birine şu şekilde, diğerine bu şekilde aktarır13.

12. Azizliğin ortaya çıkan farklı biçimlerinin yanı sıra, Tanrı’nın kutsallığını bu
dünyada yansıtan; azizliği vazgeçilmez kadınca biçimiyle ortaya koyan “kadın
ruhunu” vurgulamak isterim. Ve kadınların son derece dışlandığı dönemlerde bile
Kutsal Ruh, Kilise’de yeni ruhsal dinamizm ve önemli reformları canlandıran
etkileyici azizelere ilham vermiştir. Bingenli Azize Hildegard, Azize Sienalı
Katerina, Azize Avilalı Teresa ya da Azize Liseuxlü Teresa’yı burada belirtebiliriz.
Fakat burada her biri kendi yoluna göre verdiği tanıklıklarının gücüyle evlerini
yaşadıkları cemaati destekleyen ve dönüştüren bilmediğimiz ya da unuttuğumuz
kadınları da anımsamak isterim.

13. Bu, tüm bir ebediyet boyunca, Tanrı’nın kadın ya da erkek, bizim için istediği, eşsiz
ve tekrarlanamaz tasarıya doğru büyümek için kendimizi ona vermek amacıyla her
birimize coşku ve cesaret vermelidir. “Ana rahminde sana biçim vermeden önce
tanıdım seni. Doğmadan önce seni ayırdım ve kutsadım."(Yer. 1,5)

Senin için de
14. Aziz olmak için episkopos, rahip, din adamı ya da rahibe olmak gerekmez. Çoğu

zaman azizliğin, sıradan işlerden uzak kalma imkânı olan, zamanını dua etmeye
adamış kişiler için olduğunu düşünmeye meyilliyiz. Ama böyle değildir. Hepimiz
bulunduğumuz yerde sevgiyle yaşayarak ve günlük işlerin uğraşısı içinde kendi
tanıklığımızı bir diğerine sunarak azizler olmaya çağrıldık. Sen kendini Tanrı’ya
adamak üzere takdis edilmiş bir erkek ya da kadın mısın? Sahip olduğun armağanı
sevinçle yaşayarak aziz ol. Evli misin? Kocanı ya da karını Mesih’in Kilisesini


10 Cost. dogm. Lumen gentium, 11.
11 Bk. Hans U. Von Balthasar, “Teología y santidad”, Communio VI/87, 489.
12 Cantico spirituale B, Prologo, 2: Opere, Roma 1979, 490.
13 Bk. Age., 14, 2: p. 575.

sevdiği gibi severek ve ona özen göstererek aziz ol. İşçi misin? Sabır ve dürüstlükle
kardeşlerine hizmet ederek işini yaparken aziz ol. Bir ebeveyn ya da büyükbaba
veya büyükanne misin? Çocuklara sabırla İsa’yı izlemelerini öğreterek aziz ol.
Mevki sahibi biri misin? Herkesin iyiliği için çaba göstererek ve kendi çıkarından
vazgeçerek aziz ol. 14

15. Vaftiz lütfunun, kutsallık yolunda meyve vermesine imkân tanı. Bırak, her şey
Tanrı’ya açık olsun; ve bu amaçla O’nu seç: Her zaman, her defasında Tanrı’yı seç.
Cesaretinizi yitirmeyin, çünkü Kutsal Ruh’un kudreti bunu mümkün kılar ve her
şeyden çok Kutsal Ruh’un meyvesi senin yaşamındadır (bk. Gal 5,22-23). Kendi
zayıflığına tutunmakla ayartıldığını hissedince Haç’a bak ve şöyle de: “Rab, ben
zavallı bir insanım, ama Sen bir mucize ile beni daha iyi biri yapabilirsin”. Kutsal
olan ama günahkârlardan oluşan Kilise’de kutsallığa doğru gelişmek için gereken
her şeyi bulacaksın. Rab Kilise’yi “Takılarını kuşanmış gelin gibi” (Yşa. 61, 10),
Söz’ü ile ve Kutsal Sırların, ibadet yerlerinin, cemaat yaşamının, azizlerin
tanıklığının armağanlarıyla doldurmuştur ve Rab’bin sevgisinden kaynaklanan çok
yönlü bir güzelliği vardır.

16. Rab’bin seni çağırmış olduğu bu azizlik küçük küçük davranışlarla gelişir. Örneğin,
bir kadın alışverişe çıkar ve bir komşusuyla karşılaşır, konuşmaya başlarlar, derken
komşusu buna bir sürü eleştiri sıralar. Fakat kadın kendi kendine şöyle der: “Hayır,
kötü bir şey söylemeyeceğim”. Bu azizlik yolunda atılan bir adımdır. Sonra evde
oğlu ona hayallerinden söz etmek ister, yorgun olsa bile yanına oturur ve sabır ve
ilgiyle oğlunu dinler. Bu da azizlik yolunda bir sunudur. Bir an üzüntüye kapılır,
fakat Bakire Meryem’in sevgisini hatırlayarak tespihini alır ve imanla dua eder. Bu
da azizlik yolunda için başka bir tutumdur. Ardından dışarı çıkar, yoksul bir adamla
karşılaşır ve ilgiyle konuşmak için durur. Bu da ileri doğru bir başka adımdır.

17. Kimi zaman hayat daha büyük zorluklar getirir ve bunlar vasıtasıyla Rab,
“kutsallığına ortak olalım diye” varlığımızdaki lütfu kendisini daha iyi
gösterebilmesi için bizi kendisine tekrar dönmeye çağırır. (İbr. 12,10). Diğer
durumlarda ise yaptıklarımızı daha kusursuz yaşayacak bir yol bulmak için
“Hristiyan yaşamının sıradan uygulamalarını sıra dışı bir kusursuzlukla yapmak için
ilham”15 verir. Kardinal Francesco Saverio Nguyên Van Thuân hapisteyken
özgürlük için çabalamaktan vazgeçmişti. Seçimini “sıradan eylemleri sıra dışı bir
şekilde gerçekleştirmek için her gün ortaya çıkan fırsatları yakalıyorum” 16 diye
belirtmişti.

18. Böylece, Tanrı’nın harekete geçirmesiyle, muhtelif davranışlarımızla biz de,
kendine yeten kişiler olarak değil, ama “bunu Tanrı’nın çok yönlü lütfunun iyi
kâhyaları” (1Pe. 4,10) olarak O’nun arzuladığı azizlik örneğini inşa ederiz. Yeni
Zelandalı Episkoposların bize hatırlattıkları gibi, Dirilmiş Olan Rab bizim zayıf
yaşamlarımızı paylaştığı için Rabbin bizi şartsız sevgisi ile sevmesi mümkün
olabilmektedir: “Sevgisinin sınırı yoktur ve bir kez bu sevgiyi verdiğinde asla geri
almaz. Sevgisi, koşulsuzdur ve sadık kalır. O şekilde sevmek kolay değildir, zira
bizler çoğu zaman gerçekten zayıfız. Ama Mesih’in bizi sevdiği gibi sevmeye


14 Bk. Catechesi nell’Udienza generale del 19 novembre 2014: Insegnamenti II, 2 (2014), 555.
15 S. Francesco di Sales, Trattato dell’amore di Dio, VIII, 11: Opere complete di Francesco di Sales, IV, Roma
2011, 468.
16 Beş somun ve iki balık. Hapishanenin ıstırabından, inancın neşeli bir ifadesi, Milano 2014, 20.

çalışalım diye, Mesih, kendi dirilmiş yaşamını bizimle paylaşmaktadır. Böylece
yaşamlarımız, insanoğlunun acizliğinin ortasında bile, O’nun davranışlarımızda olan
gücünü ortaya koymaktadır” 17.

Mesih’teki görevin
19. Bir Hristiyan için, yeryüzündeki görevini azizliğe bir yolculuk olarak görmeden

yaşamak mümkün değildir, çünkü “Tanrı’nın isteği: Kutsal olmanız”dır (1 Sel. 4,
3). Her aziz bir görevdir; tarihin belirli bir anında İncil’in bir yönünü yansıtacak ve
somutlaştıracak olan, Peder’in bir projesidir.

20. Böyle bir görev, anlamının bütünlüğünü Mesih’te bulur ve sadece O’ndan
başlamakla anlaşılabilir. Sonuçta azizlik, O’nun yaşamının gizemlerini O’nunla
birliktelik içinde yaşamaktır. Onunla sürekli ölerek ve dirilerek, eşsiz ve kişisel bir
yolla Rab’bin ölümüne ve dirilişine birleşmiş olmaktır. Ancak bu husus şahsi
yaşamlarımızda bazen İsa’nın gizli yaşamı, topluluk yaşamı, toplumla yakın
ilişkileri, fakirliği ve sevgi ile lütfunun kendini gösterdiği çeşitli durumlarda
dünyevi yaşamının bazı unsurlarını yerine getirmemizi de gerektirebilir. Aziz
Loyola’lı Ignatius’un da ileri sürdüğü gibi, bu gizemleri derinlemesine düşünmek,
tercihlerimizde ve davranışlarımızda, onların bizde vücut bulmalarını sağlar18.
Çünkü “İsa’nın yaşamındaki her şey onun gizeminin belirtisidir”19, “Mesih’in bütün
hayatı Peder’in Açınlanmasıdır”20; “Mesih’in tüm yaşamı Kurtuluşun gizemidir”21,
“Mesih’in tüm yaşamı yaratılışın ve kurtuluşun nasıl olduğunun ve olacağının,
(bütünün tam olarak görülebildiği özet = ricapitulazione) gizemidir”22 ve
“Mesih’in yaşadığı her şey, bizim, O’nda yaşamamızı ve O’nun da bizim içimizde
yaşamasını mümkün kılar”23.

21. Peder’in tasarısı Mesih ve O’nun içindeki “biz”dir. Kesinlikle bizde seven
Mesih’tir, “çünkü azizlik sevginin tam olarak yaşanmasından başka bir şey
değildir”24. Bu nedenle “azizliğin ölçüsü Mesih’in bizde ulaştığı yere göre ölçülür.
Bu ölçüde Kutsal Ruh’un gücü ile tüm yaşamımızı onda şekillendiririz”25 Böylece
her aziz Kutsal Ruh’un Mesih’in zenginliklerinden çıkarttığı ve halkına bahşettiği
bir mesajdır.

22. Rabbin bir aziz aracılığı ile söylemek istediği sözü anlamak için, ayrıntılara
takılmamamız gerek; zira orada da hatalar ve düşüşler olabilir. Bir azizin söylediği
her şey İncil’e tamamen sadık olmayabilir, yaptıkları samimi ve kusursuz
olmayabilir. Biz, onun hayatıyla birlikte tüm kutsallaşma yolunu, Mesih İsa’dan
yansıttıklarını ve kendi kişiliğinin bütününden çıkarttığımız anlamı
birleştirdiğimizde ortaya çıkan şekli düşünmeliyiz26.


17 Conferenza dei Vescovi cattolici della Nuova Zelanda, Healing love, 1 gennaio 1988.
18 Bk. Esercizi spirituali, 102-312.
19 Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, 515.
20 Age., 516.
21 Age., 517.
22 Age., 518.
23 Age., 521.
24 Benedetto XVI, Catechesi nell’Udienza generale del 13 aprile 2011: Insegnamenti VII (2011), 451.
25 Age.: 450.
26 Bk. Hans U. Von Balthasar, “Teología y santidad”, Communio VI/87, 486-493.

23. Bu hepimiz için çok güçlü bir hatırlatmadır. Sen de yaşamının tamamını bir görev
olarak görmelisin. Duada Tanrı’yı dinlemeye ve sana gösterdiği işaretleri anlamaya
çalış. Varlığının her anında, İsa’nın senden ne istediğini; yapman gereken her
seçimde bu seçimin sana düşen görevde alacağı yeri ayırt etmek için Ruh’a sor. Ve
günümüz dünyasında Mesih İsa’yı yansıtabilecek kişisel gizemi sende
şekillendirmesine izin ver.

24. Yaşamın vasıtasıyla Tanrı’nın dünyaya vermek istediği Mesih mesajının, sözün ne
olduğunu anlayabilmek için, Göklerden yardım iste. Bunun gerçekleşebilmesi için
dönüştürülmeye, Ruh tarafından yenilenmeye izin ver ve böylece değerli görevin
yitip gitmesin! Rab hatalarına ve olumsuz zamanlarına rağmen bunu tamamına
eriştirecek, yeter ki sevgi yolunu terk etmeyip daima onun arındıran ve aydınlatan
doğaüstü eylemlerine açık kalmaya devam et.

Azizliği Sağlayan Eylemler
25. Mesih’i, yeryüzüne getirmekte olduğu Hükümranlık kavranmadan anlamak

mümkün olmadığı için, senin görevin bu Hükümranlığın inşasından ayrı
düşünülemez: “Siz öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin,
o zaman size bütün bunlar da verilecektir.” (Mt 6, 33). Senin Mesih ve onun
arzularıyla özdeşleşmek için, O’nunla herkes için sevgi, adalet ve barış Krallığının
inşasını taahhüt etmek gerekir. Mesih’in kendisi, gereken tüm çaba ve
fedakârlıklarla ve aynı zamanda bunun sana sunacağı sevinç ve ürünlerle, bunu
seninle birlikte yaşamayı istiyor. Bu nedenle bu uğraşta bedence ve ruhça kendini en
iyi şekilde vermedikçe kutsanmış olmayacaksın.

26. Sessizliği sevmek ve başkalarıyla bir araya gelmekten kaçınmak; aynı şekilde,
dinlenmeyi yeğleyip, faaliyetten uzak durmak, duaya yönelmek ama hizmet etmeyi
değersizleştirmek sağlıklı değildir. Her şey kişinin bu dünyadaki varoluşunun bir
parçası olarak kabul edilip bu varoluşla bütünleştirilebilir ve azizlik yolunun bir
parçası olarak alınabilir. Faaliyet içindeyken de tefekkürü yaşamaya çağrıldık ve
görevimizin sorumluluğu ve cömertliğini yerine getirerek azizler oluyoruz.


27. Kutsal Ruh bizi hem bir görevi yerine getirmeye hem de ondan kaçmaya davet

edebilir mi? Veya iç huzurumuzu koruyalım diye kendimizi tamamen vermekten
bizi alıkoyabilir mi? Oysa kimi zaman pastoral adanmışlık ya da dünyaya karşı
görevleri azizlik ve içsel huzur yolunda engel ve dikkat dağıtıcı olarak görerek
tökezleriz, onları ikinci plana atarız. Unuttuğumuz konu şudur: “hayatın bir görevi
yok, hayat görevdir”27.


28. Endişe, gurur, kendini gösterme ve hükmetme ihtiyacı ile verilen taahhütler

kesinlikle azizliğe götürmez. Esas amaç, kendi şahsi bağışını evanjelik bir anlama
sahip olması için gayret göstererek yaşamak ve kendimizi çok daha fazla İsa Mesih
ile özdeşleştirmektir. Bu yüzden kateşistin maneviyatından veya episkoposluk
ruhban sınıfının maneviyatından ya da işin maneviyatından söz edilir. İşte aynı
nedenle Evangeli Gaudium’u görevin maneviyatı ile bitirdim. Laudato Sii’de


27 Xavier Zubiri, Naturaleza, historia, Dios, Madrid 19993, 427.

ekolojik maneviyattan ve Amoris Laetitia’da aile yaşamının maneviyatından
bahsettim.


29. Bu, Tanrı huzurunda sessizlik, yalnızlık ve sükût anlarını küçümsemek anlamına

gelmez. Tam tersine! Çünkü sürekli değişen teknolojik olanaklar, seyahatin
çekiciliği, sürekli yeni ve çeşitli tüketim unsurlarının ortaya çıkması, bazen Allah’ın
sesinin yankılanabilmesine pek de imkân tanımaz. Her yer söz, tensel hazlar ve
sürekli artan gürültülerle doludur. Sevinç hüküm sürmez, ama ne için yaşadığını
bilmeyen insanın memnuniyetsizliği her yeri kaplar. Kimi zaman acı veren ama her
zaman verimli, orada Tanrı ile samimi bir diyaloğun geliştiği, kendini toparlamak
için kişisel bir alan için bu heyecanlı yarışı durdurmamız gerektiğini nasıl
kavrayamayız? Bir zaman gelir ki kendi öz gerçeğimiz ile yüzleşmemiz gerekir. Bu
gerçeğin Rab tarafından doldurulmasına izin vermeliyiz; bunu, özellikle de
“boğucu arzunun uçurumunun ucunda; ümitsizliğin en derinliklerinde, terk
edilmişliğin uçurumunda kendimizi yapayalnız hissetmedikçe”28, her zaman
başaramayabiliriz. Böylece yerine getirmek için yaşadığımız amaç için büyük
teşviki bulabiliriz.


30. Günlük hayatı işgal eden ve dikkati dağıtan; kısa süren ve değişken eğlenceler

sunan ve sınırsız kullanabileceğimiz çeşitli araçlar da bizi, kendimizi soyutlayarak
boş zamanları bunlarla geçirmeye yöneltmektedir29. Sonuç olarak görevin kendisi
bu durumdan olumsuz olarak etkilenir, zayıf düşer, cömertçe ve kolaylıkla verilen
hizmet gerilemeye başlar. Bu da manevi deneyimin doğasını değiştirir. Müjdeleme
hareketi ya da başkalarına hizmet etmek için duyulan manevi coşkunluk ile
miskinliğin bir arada yaşaması sağlıklı mıdır?


31. Hem yalnızlığı hem hizmet etmeyi, hem yakınlığı hem de incili ilan etme

taahhüdünü aşılayan bir azizlik ruhu bize gerekiyor, çünkü her anımız, Rab’bin
bakışı altında verilen sevginin bir ifadesidir. Bu şekilde her anımız azizlik yolunda
bir basamak olacaktır.

Daha canlı, daha insanî.
32. Azizlikten korkma. O senden ne gücünü ne yaşamını ne de sevincini alır. Tam

tersine, sen Peder’in seni yarattığı sırada, senin için amaçladığı plana uygun olarak,
kendi varoluşuna sadık bir insan olursun. Ona bağımlı olmak bizi köleliklerden
kurtarmakla kalmayıp bizim kendi onurumuzu tanımamıza yarar. Azize Joséphine
Bakhita “Yedi yaşında kaçırılıp esir olarak satıldıktan sonra, vahşi efendilerin
ellerinde çeşitli sıkıntılar yaşamasına rağmen, gerçeğin derinliklerinde insanın değil


28Carlo M. Martini, Le confessioni di Pietro, Cinisello Balsamo 2017, 69.
29 Bizi başkalarına ve tefekkür dolu bir ruhla gerçekliğe açan boş zamanın sağlıklı kültüründen bu yapay canlılığı
ayırmak gereklidir.

Allah’ın olduğunu, her insanın Efendisinin Rab olduğunu keşfetmiş. Bu yaşadıkları
mütevazı Afrikalı genç kız için ciddi bir bilgelik kaynağı olmuştur”30.

33. Her Hıristiyan, aziz olduğu ölçüde, dünya için daha üretken hale gelir. Batı
Afrika’daki episkoposlar bize şunu öğrettiler: “Yeni Müjdeleme ruhunda
(evanjelizasyon) müjdelenmek ve tüm vaftizlilerin teşvik edilmesi sayesinde
müjdelemek için çağrılıyoruz; böylece yeryüzünün tuzu ve dünyanın ışığı olarak
bulunduğunuz her yerde üstünüze düşen görevi yerine getirebilirsiniz.”31


34. Daha yükseklere bakmaktan, Tanrı tarafından sevilmekten ve kurtarılmaktan korkun

olmasın. Kutsal Ruh’un seni yönlendirmesine izin vermekten korkma. Aziz olmak
daha az insan olmak demek değildir, çünkü azizlik, lütfun gücü sayesinde kendi
zayıflığın ile yüzleşmektir. Sonuçta, Léon Bloy’un dediği gibi, hayatta “üzüntü
duyulacak tek şey vardır […] o da aziz olmamaktır”32.



İkinci Bölüm
AZİZLİĞİN GİZLENMİŞ İKİ DÜŞMANI


35. Bu çerçevede, azizlik yolundan bizi saptırabilecek iki yanılgıya dikkatlerinizi

çevirmek isterim: Bilinircilik (gnostisism) ve Pelagianism (Pelagianism: İsa’dan
sonra 4. Yüzyılda yaşamış Pelagius’un öğretisine dayanır ve insanların günahsız
doğduğunu ileri sürer. Pelagianism’e göre Âdem’in günahı insanlığın gelecekteki
nesillerini etkilemiyordu. Ç.n.). Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında ortaya çıkan bu iki
sapkınlık kaygı verici biçimde güncelliğini korumaktadır. Günümüzde bile birçok
Hıristiyan’ın yüreği, farkına varmasa dahi bu yanıltıcı önermelerle ayartılabiliyor.
Onlarda, Katolik gerçeği gibi görünen insan-merkezci bir içkinlik (İçkin: Herhangi
bir varlığın yapısına karışmış olan) ifadesi bulunur33. Burada doktrinal ya da
disipliner güvencenin iki biçimini görürüz: “müjdeleme yerine başkalarını inceleyen
ve sınıflandıran ve lütfa erişmeyi kolaylaştırmak yerine enerjisini kontrol etmekle
tüketen narsistik ve otoriteryan elitizm. Her iki durumda da ne İsa Mesih ne de
başkaları gerçekten önemlidir”34.


30 S. Giovanni Paolo II, Omelia nella Messa di canonizzazione (1 ottobre 2000), 5: AAS 92 (2000), 852.
31 Conferenza Episcopale Regionale dell’Africa Occidentale, Messaggio pastorale al termine della II Assemblea
plenaria, 29 febbraio 2016, 2.
32 La donna povera, Reggio Emilia 1978, 375.
33 Bk. Congregazione per la Dottrina della Fede, Lett. Placuit Deo ai Vescovi della Chiesa Cattolica su alcuni
aspetti della salvezza cristiana (22 febbraio 2018), 4: L’Osservatore Romano, 2 marzo 2018, pp. 4-5: «Hem
neoplejyen bireycilik hem de neo-bilinircilik biricik ve evrensel Kurtarıcı Mesih’te iman ikrarını çarpık bir biçime
sokar.” Bu belgede günümüz neo-bilinircilik ve neo-pelajyanizm I akımlarının atıfta bulunduğu Hristiyan
kurtuluşunun algılanması için doktrinal bir temel bulunmaktadır.
34 Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 94: AAS 105 (2013), 1060.

Günümüzde Bilinircilik
36. Bilinircilik “konu tamamen kendi akıl ya da duygularının içkinliğinde kapalı

kaldığı halde; sadece belli bir deneyim ya da akıl yürütme dizisinin yer aldığı ve
rahatlatıp aydınlattığına inanılan bilginin nesnelliğinde kilitli kalmaktır”35.

Tanrısız ve bedensiz bir zihin

37. Allah sayesinde, Kilise tarih boyunca, insanların mükemmelliğini, onların
biriktirdikleri veriler ve bilgilerle değil, sevgi ve merhamet duygularıyla ölçmüştür.
“Bilinirciler” bu konuda bir hata yapmaktalar ve başkalarını bazı öğretilerin
derinliğini kavrama yeteneklerine göre yargılamaktalar. Bunlar, zihni, İsa’nın acı
çeken bedenine; başkalarında dokunma yetisi olmayan, sanki soyutlayan bir
ansiklopediye sıkışmış gibi bedensiz olarak algılarlar. Gizemi bedensizleştirerek,
“Mesih’siz bir Allah, Kilisesiz bir Mesih, halkı olmayan bir Kilise” olabileceğini
düşünürler 36.

38. Sonuç olarak, yapaylığın gereksizliğinden söz edebiliriz: zihinde bir sürü yapay
hareketlilik olsa da ne kendisi hareket eder ne de düşüncenin derinliklerinde ortak
bir hareket ortaya çıkar. Bununla birlikte aldatıcı bir cazibe ile bazılarını kendine
hayran bırakır, çünkü Bilinirciliğin biçimsel dengesi ve çileci olarak görülmesi ya
da her şeyi içine çekmesi bir uyum görüntüsü sergiler.


39. Burada dikkat edelim. Ben burada Hıristiyan imanının düşmanı olan

rasyonalistlerden (akılcılardan) söz etmiyorum. Bunlar Kilisede olabilecekleri gibi
kilise çevresindeki laikler veya eğitim merkezlerinde felsefe ya da din eğitimi veren
hocalar arasında da olabilir. Çünkü Bilinirciler tipik bir şekilde açıklamalarının tüm
imanı ve İncil’i kusursuz bir şekilde kavranabilir hale getirdiğine inanırlar. İncil’in
dinsel ve ahlaki eğitimi üzerine düşünmek için mantığı kullanmak sağlıklı ve
alçakgönüllü bir eylemdir, diğer yandan; İsa’nın öğretilerini her şeyi hükmetmeye
çalışan soğuk bir mantığa indirgemek tamamen başka bir şeydir37.


Gizemsiz bir doktrin

40. Mevcut ideolojiler arasında Bilinircilik en kötü ideolojilerden biridir. Çünkü bilimi
veya seçilmiş bir deneyimi yüceltirken, gerçeğe ait kendi görüş açısının
mükemmellik taşıdığını düşünür. Böylece farkına varmadan, bu ideoloji kendi
içinden beslenir ve duyarsızlığa doğru kayar. Özellikle kendisini bedensiz ruhsallık


35 Age.: AAS 105 (2013), 1059.
36 Omelia nella Messa a Casa S. Marta, 11 novembre 2016: L’Osservatore Romano, 12 novembre 2016, p. 8.
37Aziz bonaventura’nın öğrettiği gibi: “zekanin tüm işlerini terkedip sevginin doruğuna tamamen taşınmak ve
Tanrı’da dönüşmek gerekir […] Bunu elde etmek için hiçbir şey biraz doğa ve biraz bilim olamaz, sorgulamaya
daha az yer verip ruhsal açılıma; dili daha fazla tutup, daha çok içsel sevince; kelime ve kitaplara daha az yer
verip, Tarnı’ın armağanına, yani Kutsal Ruh’a daha çok yer açmak; yaratılışa az ya da hiç, ve yaratıcı öze,
Peder’e, Oğul’a ve kutsal Ruh’a her şeyi ayırmak gerekir.” (Itinerario della mente in Dio, VII, 4-5).

olarak gösterdiğinde yanıltıcı olacaktır. Aslında Bilinircilik hem Tanrı’nın gizemi ve
lütfu hem de başkalarının yaşamının gizemini hafifletmek ister, çünkü “kendi
doğası gereği gizemi yumuşatmak ister”38.


41. Birinin tüm sorulara yanıtı varsa, bu onun iyi bir yolda ilerlemediğini gösterir. Ve

onun; dini, kendi psikolojik ve zihinsel çıkarlarına kullanan sahte bir peygamber
olması mümkündür. Tanrı, bizi sonsuz ölçüde aşar, daima şaşırtır ve O’nunla tarihi
karşılaşmamızın hangi koşullarda olacağına, zamanına, yerine ve nasıl olacağına
karar verecek taraf, biz olamayız. Her kim her şeyin berrak ve emin olmasını
isterse o kişi, Tanrı’nın aşkınlığına hükmetmiş gibi olur.


42. Tanrı’nın olmadığı bir yeri tanımlıyormuş gibi de yapamayız, çünkü O, insanın

yaşamında gizemli olarak ve her bir kişinin yaşamında kendi isteğine göre
bulunmaktadır ve biz bunu kesin olduğunu düşündüğümüz şeylerle inkâr edemeyiz.
Bir insanın tüm yaşamı felaket halde bile olsa, bağımlılık ya da kötülük yüzünden
yıkıldığını görsek bile Tanrı onun hayatında mevcuttur. Bizi mantığın değil, Ruh’un
yönlendirmesine izin verirsek, her insanın yaşamında Rab’bi arayabiliriz ve
aramalıyız. Gizemin bu kısmı, bilinircilerin kontrol edemedikleri için sonuçta yok
farz ettikleri gerçekler arasındadır.

Aklın sınırları

43. Rab’den bize ulaşan gerçeğin çok azını anlayabiliyoruz. Ve O’nu çok daha büyük
bir zorlukla ifade edebiliyoruz. Bu nedenle, bizim anlayış şeklimizin, başkalarının
yaşamlarını doğrudan kontrol etmemize izin verdiğini söyleyemeyiz. Kilisede,
doktrinin ve Hristiyan yaşamının birçok yönünü yorumlayan farklı yollar meşru bir
şekilde bir arada bulunduğunu hatırlatmak isterim; bunlar çeşitlilikleriyle “Söz’ün
son derece zengin hazinesini daha iyi açıklamaya yardımcı olurlar”. Kuşkusuz
“nüanslar olmadan, herkesin savunduğu tek parça bir doktrin hayali kuranlar için, bu
kusurlu bir dağınıklık gibi görünebilir”39. Aslında, bazı Bilinirci akımlar İncil’in son
derece somut sadeliğinin değerini küçümseyerek, tarihimizin zengin çoğulluğunun
Üçlü Birliği ve Beden Alan Tanrı’sını ortadan kaldırıp üstün bir Birlik ile yer
değiştirtirler.


44. Gerçekte, doktrin ya da daha iyi bir ifadeyle doktrini kavrayışımız ve ifade edişimiz

“İçinde sorular, tereddütler, sorgulamalar içermeyen, dinamizmden mahrum, kapalı
bir sistem değildir”. Ve “Eğer Vücut bulma ilkesini ciddiye almak istiyorsak,
toplumumuzun soruları, korkuları, savaşları, düşleri, mücadeleleri, kaygıları; bizim t
için tefsir bakımından görmezden gelemeyeceğimiz, bir değer taşımaktadır. Bu


38 Lettera al Gran Cancelliere della Pontificia Università Cattolica Argentina per il centenario della Facoltà di
Teologia (3 marzo 2015): L’Osservatore Romano, 9-10 marzo 2015, p. 6.
39 Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 40: AAS 105 (2013), 1037.

sorular, aslında kendimizi sorgulamamıza yardımcı olmakta, sorguları bizi
sorgulamaktadır.”40


45. Sık sık, tehlikeli bir karışıklık ortaya çıkar: Bir şeyi bildiğimiz veya bir şeyi belirli

bir mantık içinde izah edebildiğimiz için aziz olduğumuza, mükemmel olduğumuza,
“Cahil çoğunluktan” daha iyi olduğumuza inanabiliriz. Aziz II. Yuhanna Pavlus,
Kilise’de daha ileri bir eğitim alabilme şansı olanları “Diğer imanlılara nazaran
üstün oldukları hissi”ne karşı uyarmıştır41 Ama gerçekte, bu eğitimimiz, bildiğimize
inandığımız şey, Tanrı’nın sevgisine daha iyi cevap vermeye bizi yöneltmelidir,
çünkü “Yaşamak için öğreniyoruz: teoloji ve azizlik birbirinden ayrılamaz.”42


46. Assisili Aziz Francesko bazı şakirtlerinin doktrin eğitimi verdiğini gördüğünde,

Bilinircilik çekimine kapılmamaları için uğraştı. Padovalı Aziz Antuan’a yazdığı
mektupta: “Kutsal teolojiyi kardeşlere okumandan hoşnudum, tek bir şartla: bu
meşgalenin, dua ve adanmışlık ruhunu öldürmemesine dikkat edin.”43 Diyordu. Bu
ayartmanın, Hristiyan yaşamını İncil’in tazeliğinden uzaklaştırmakla son bulacak bir
dizi aynı konu üzerinde düşünüp durmaya götürerek Hristiyan deneyimini
bozacağını biliyordu. Diğer yandan Aziz Bonaventura kendi açısından gerçek
Hristiyan bilgeliğinin, başkalarına yönelik merhametten kendisini ayıramayacağı
uyarısını yapıyor: “Var olabilecek en büyük bilgelik kişinin sahip olduklarını
verimli bir şekilde dağıtmaktan ve dağıtıldığı için kesin olarak almasından ibarettir.
[…] Bu nedenle merhamet bilgeliğin dostudur ve açgözlülük de onun
düşmanıdır”44. “Tefekkürü engellemeyen, aksine onu destekleyen, tefekkürle
birleşmiş olarak yürütülebilecek merhamet ve dindarlık faaliyetleri
bulunmaktadır”45.

Günümüzde pelajyanizm
47. Bilinircilik halen günümüzde sürmekte olan diğer bir mezhep sapkınlığını doğurdu.

Zaman geçtikçe çoğu insan, bilimin bizi daha iyi veya daha kutsal kılmadığını ama
yaşadığımız hayatın önemli olduğunu anladı. Sorun, bu yozlaşmanın gizli kalması,
böylece Bilinircilerin hatasının birazcık değişerek ama üstesinden gelinmemiş bir
şekilde devam etmesidir.

48. Bilinircilerin zekâya atfettikleri gücü, kimileri insan isteğine ve kişisel çabaya
atfetmeye başladılar. Pelajyenler ve yarı pelajyenler böyle ortaya çıktı. Artık lütfun
ve gizemin yerini zeka değil, irade alıyordu. Şu unutuluyordu :” bu, insanın


40 Videomessaggio al congresso internazionale di Teologia della Pontificia Università Cattolica Argentina (1-3
settembre 2015): AAS 107 (2015), 980.
41 Esort. ap. postsin. Vita consecrata (25 marzo 1996), 38: AAS 88 (1996), 412.
42 Lettera al Gran Cancelliere della Pontificia Università Cattolica Argentina per il centenario della Facoltà di
Teologia (3 marzo 2015): L’Osservatore Romano, 9-10 marzo 2015, p. 6.
43 Lettera a Frate Antonio, 2: FF 251.
44 Sui sette doni dello Spirito Santo, 9, 15.
45 Id., Commento al Libro IV delle Sentenze, 37, 1, 3, ad 6.

iradesine ya da çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır.” (Rm 9, 16) ve
“önce, O bizi sevdi” (1Yu. 4, 19).

Alçakgönüllü olmayan bir irade

49. Bu pelajyen ve yarı pelajyen mantığı benimseyenler, Allah’ın lütfundan söz etseler
de, “Nihayetinde sadece kendi güçlerine güvenir ve belirgin normları uyguladıkları
veya belli bir Katolik tarzı benimsedikleri için kendilerini diğerlerinden, daha güçlü
sanırlar”46. İçlerinden bazıları zayıf durumda olanlara Allah’ın lütfu ile her şeyin
mümkün olduğunu söylerken, sanki bu irade, lütfun kendisine eklenen saf, kusursuz
ve her şeye kadir bir irade imiş gibi insanın iradesi ile her şeyin yapılacağı fikrini
aktarırlar. ‘‘Herkes, her şeyi yapamaz” ifadesi yok sayılıyor47, ve bu hayatta
insanoğlunun kırılganlığının lütufla bir kerede ve tamamen iyileşmeyeceğini ileri
sürüyorlar48. Her halükarda, Aziz Augustin öğrettiği gibi, Tanrı seni yapabildiğini
yapmaya ve yapamadığını istemeye davet ediyor49;veya Rabbe şöyle yalvar:
“Buyurduğunu ver ve dilediğini buyur”50.

50. Sonuçta, kendi kısıtlılığımızın, samimi, acı ve dua dolu sınırlarını tanımadaki
eksikliğimiz lütfun bizde daha iyi eyleme geçmesini engeller; çünkü samimi ve
gerçek büyüme yolu içinde bütünleşmiş olası iyiliği teşvik etmek için bir yer
bırakılmamıştır51. Lütuf, aslında bizim tabiatımızı tahmin ettiğinden, bizi bir anda
olağanüstü insanlar kılmamaktadır. Bunu iddia etmek, kendi kendimize gereğinden
fazla güvenmek anlamına gelir. Bu durumda, Ortodoksluğun arkasına gizlenen
davranışlarımız, lütfun gerekliliğine dair konuştuğumuzda, söylediklerimizle
tamamen bağlantısız olacaktır; aslında lütfa çok az güvenmiş oluruz. Çünkü somut
ve sınırlı gerçeğimizi idrak etmezsek, Rabbin, bizi kendisi için cezbedip lütfuyla ona
uygun hale getirdikten sonra her an bizden istediği gerçek ve olası adımları bile
göremeyeceğiz. Lütuf tarihsel olarak hareket eder ve genelde, bizi alır ve kademeli
olarak değiştirir52. Bu nedenle lütfun tarihsel ve kademeli olma özelliklerini
reddedersek, onu kendi sözlerimizle yüceltsek bile aslında inkâr edip engeller hale
gelebiliriz.


51. Allah İbrahim’e seslendiğinde, ona: “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım. Benim

yolumda yürü, kusursuz ol,” dedi. (Yar. 17, 1). Onu hoşnut edecek şekilde kusursuz
olabilmek için, onun huzurunda, yüceliğiyle kuşanmış biçimde, alçakgönüllülükle
yaşamalıyız; yaşantılarımız üzerindeki daimi sevgisini bilerek, onunla birlik içinde


46 Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 94: AAS 105 (2013), 1059.
47 Bk. S. Bonaventura, Le sei ali dei Serafini, 3, 8: «Non omnes omnia possunt». Va inteso nella linea del Katolik
Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, 1735.
48 Bk. S. Tommaso d’Aquino, Summa Theologiae, I-II, 109, 9, ad 1: «Ancak, lütuf bazı yönlerden kusurludur
çünkü – dendiği gibi – insan tamamen tekrar şifa bulmaz ».
49La natura e la grazia, 43, 50: PL 44, 271.
50 Le confessioni, 10, 29, 40: PL 32, 796.
51 Bk. Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 44: AAS 105 (2013), 1038.
52 Hristiyan imanının kavranmasında lütuf her eylemimizde eşzamanlı, aynı anda işleyen ve onu takip eden
durumdadır (Bk. Conc. Ecum. di Trento, Sess. VI, Decr. de iustificatione, cap. 5: DH, 1525).

yürümeliyiz. Sadece bizim için iyi olanı yapan O’nun varlığından korkmayı bir
kenara bırakmamız gerek. O bize hayatı veren ve bizi onca seven Baba’dır. Bir kez
bunu kabullendiğimizde ve varoluşumuzu O’nsuz düşünmekten vazgeçtiğimizde,
yalnızlık korkusu da ortadan kaybolur (bk. Mez. 139, 7). Ve Tanrı ile kendi aramıza
daha fazla mesafe koymaz ve O’nun huzurunda yaşarsak, doğru yolda yürüyüp
yürümediğimize baksın diye, O’nun yüreklerimizi incelemesine imkân tanımış
olacağız (bk. Mez. 139, 23-24). Böylece Tanrı’nın sevebilen ve kusursuz iradesini
tanıyacağız (bk. Rom. 12, 1-2) ve O’nun bizi bir çömlekçi gibi şekillendirmesine
izin vereceğiz (Yşa. 29, 16). Çoğu kez Tanrı’nın bizde yaşadığını söyleriz, fakat
bizim O’nda yaşadığımızı söylemek daha iyidir, O bizim kendi ışığında ve
sevgisinde yaşamamıza olanak verir. O bizim mabedimizdir: “Rab’den tek dileğim
Ömrümün bütün günlerini O’nun evinde geçirmektir. (bk. Mez. 27, 4) ve “Senin
avlularında bir gün, kendi evimdeki bin günden iyidir;” (Ps 84, 11). Biz O’nda
azizler oluyoruz.

Kilise’nin çoğu kez unutulan öğretisi

52. Katolik Kilisesi bizlere defalarca kendi gücümüzle ve yaptıklarımızla değil, ilk
adımı atan Rab’bin lütfu ile aklanacağımızı öğretir. Kilise Babaları, Aziz
Augustinus’tan önce de, bu birincil kanaati ifade etmişlerdi. Aziz Yuhanna
Krisostomos, lütfun tüm kaynaklarını, “daha mücadeleye başlamadan” Tanrı’nın
bize yönelttiğin konusunda bizi temin eder 53. Aziz Büyük Basilius ise imanlı
kişinin, sadece Tanrı’da yücelik bulduğunu, çünkü kendisinin “gerçek aklanmadan
yoksun olduğunu ve tek aklanmanın Mesih’e iman etmekle gerçekleştiğini” bilir54.

53. Orange kentinde yapılan ikinci Sinod’da, Kilise hiç kimsenin kutsal lütfu
istemesinin, hak etmesinin veya satın almasının mümkün olmadığını bize
öğretmiştir ve lütufla her türlü işbirliği her şeyden önce lütfun kendi bağışıdır:
“Arınma arzumuz dahi, Kutsal Ruhun içimizde yayılması ve eylemi sayesindedir”55.
Daha sonra, Trento Konsili manevi olarak gelişmek için işbirliği yapmamızın
önemine dikkat ettiğinde bile, dogmatik olarak bize şunu öğretmektedir: bizlerin
“Bedelsiz olarak aklandığı doğrudur, çünkü hiç bir gerekçe; gerek iman gerekse
yapılan işler aklanma lütfunu gerektirmez. Çünkü eğer bu bir lütuf ise yapılan işler
nedeniyle değildir; başka türlü lütuf, lütuf olmaktan çıkar (Rom 11, 6)”56.


54. Katolik Kilisesinin Kateşizmi de hatırlatıyor: Lütuf armağanı “Zekânın becerilerini

ve insanoğlunun irade gücünü aşar”57[57] ve “Tanrı’ya karşı sözcüğün tam
anlamıyla herhangi bir liyakat söz konusu değildir. Onunla bizim aramızda eşitsizlik


53 Omelie sulla Lettera ai Romani, 9, 11: PG 60, 470.
54 Omelia sull’umiltà: PG 31, 530.
55 Canone 4: DH 374.
56 Sess. VI, Decretum de iustificatione, cap. 8: DH 1532.
57 N. 1998.

sınırsızdır,”58. Bize olan dostluğu bizi aşar, biz O’nu yaptığımız işlerle satın
alamayız ve her şey sadece O’nun sevgisinin bağışının girişimiyle mümkündür.
Tüm bunlar bizim, hiçbir zaman hak edemeyeceğimiz bu lütuf için sevinçli bir
şükran hissiyle yaşamamızı gerektirir, çünkü “Kişi lütuf içinde olduğu zaman, zaten
almış olduğu bu lütfa layık olamaz”59. Azizler, güvenlerini kendi yaptıkları üstüne
kurmaktan kaçınırlar: “Bu yaşamın sonunda, huzuruna boş ellerle çıkacağım, çünkü
ey Rab, senden yaptığım işleri saymanı istemiyorum. Bizim tüm doğru işlerimiz,
senin gözlerinde kusurludur”60.


55. Bu Kilise tarafından kesin biçimde benimsenmiş bir iman olup Tanrı Sözü ile

açıklıkla ifade edildiği için her tür tartışmanın ötesindedir. İncil’in kalbinden
yeşerdiği ve sadece aklımızla kabul etmeye değil herkese yayılan bir sevince
dönüştürdüğü için sevgiye ait üstün emir gibi, bu gerçek de bizim yaşam biçimimizi
belirlemelidir. Yeryüzünde var oluşumuzun ve doğal yeteneklerimizin birer lütuf
olduğunu anlamadıkça, Rab ile dostluğun bedelsiz armağanını minnettarlıkla
kutlayamayız. Bunun için “Gerçekliğimizin, lütfun bir meyvesi olduğunu sevinçle
anlamamız ve özgürlüğümüzü lütuf olarak kabul etmemiz gerekir. Günümüzde bir
şeylere özgünlüğünün ya da özgürlüğünün meyvesi olarak sahip olduğuna inanan
bir dünyada işte bu zor bir şeydir.”61

56. Daima daha fazla değişmeye kendimizi bırakmak için çaba göstererek işbirliği
yapmak, sadece, özgürce kabul edilen ve tevazu içinde alınan Tanrı’dan gelen bağış
ile mümkündür62. Öncelikle Tanrı’ya ait olmak gerekir. Bizden önce harekete
geçmiş olan O’na, bedelsiz olan armağanı bizde büyüyüp gelişsin diye,
yeteneklerimizi, bağlılığımızı, kötülüğe karşı mücadelemizi ve yaratıcılığımızı
sunmamız gerekir. Onun bedelsiz lütfunun içimizde büyüyüp serpilmesi için:
“Tanrı’nın merhameti adına size yalvarırım: Bedenlerinizi diri, kutsal, Tanrı’yı
hoşnut eden birer kurban olarak sunun,” (Rom 12, 1). Diğer taraftan, Kilise daima,
lütuf yaşamında büyümenin, sadece sevgi sayesinde mümkün olduğunu öğretir:
“sevgim olmasa, bir hiçim”. (1Ko 13, 2).

Yeni Pelajyenler

57. Hala kendi güçleriyle aklanacağını zanneden; insanın iradesine ve kendi
yeteneklerine tapınan; kendinden hoşnutluk ben-merkezcilik ve seçkincilikle
sonuçlanacak olan, gerçek sevgiden yoksun, insanoğlunun arzularına ve kendi


58 Age., 2007.
59 S. Tommaso d’Aquino, Summa Theologiae, I-II, 114, 5.
60 S. Teresa di Gesù Bambino, “Offerta di me stessa come Vittima d’Olocausto all’Amore Misericordioso del
Buon Dio” (Preghiere, 6): Opere complete, Roma 1997, 943.
61Lucio Gera, “Sobre el misterio del pobre”, in P. Grelot-L. Gera-A. Dumas, El Pobre, Buenos Aires 1962, 103.
62 Bu kesinlikle Katolik doktrini hakkındadır:”liyakat” Kutsal Ruh’un ve sevginin teşvikiyle kutlulaşmamız için,
nurun ve sevginin büyümesi için, ebedi yaşamın elde edilmesi için yararlı lütufları kendimiz ve başkaları için hak
edebiliriz. (Bk. Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, 2010). Bu lütuflar ve bu iyilikler Hıristiyan ibadetinin
konusudur. Dua, sevap işlerimiz için gerekli lütfu sağlar.

imkânlarına tapan; başka yolu izlemeye kararlı Hristiyanlar var. Bu, açık bir şekilde
muhtelif davranışlarla kendini gösterir: yasaya karşı takıntılı olma, sosyal ve siyasi
başarılarını göstermeye aşırı düşkünlük, litürjide, Kilise’nin doktrin ve
saygınlığında aşırıya kaçma, uygulamaya yönelik konuların idaresinde boş yere
övünme, pratik eylemleri yerine getirmede gösterilen başarıyı methetme, kendisinin
yardımı, kendisine atıfta bulunan dinamiklere eğilim gösterme. Bazı Hıristiyanlar,
Ruh tarafından sevginin yoluna götürülmek için kendilerini bırakacakları yerde,
İncil’in güzelliğini ve yarattığı sevinci yaymak için tutuşacakları yerde ve Mesih’e
susamış olup da büyük çoğunluğun içinde kaybolmuşları aramaktansa, tüm güçlerini
ve zamanlarını bunlara harcamaktadırlar63.


58. Çoğu zaman, Ruh’un dürtüsüne karşı, Kilise hayatı küçük bir azınlığın sahiplendiği

bir müzeye dönüşmektedir. Bu durum, bazı Hıristiyan gruplar, belirli normların,
adetlerin veya öngörülmüş kalıpların yerine getirilmesine çok zaman ayırdığında
ortaya çıkar. Bu şekilde İncil’in çekici ve lezzetli sadeliğini ortadan kaldırarak O’nu
indirger ve uzaklaştırırlar. Bu belki de pelajyanizm’in bir alt biçimidir, çünkü lütfun
yaşamını belli insanî kalıplara tabi tutar gibi görünür. Bu, çoğu kez Ruh’ta yoğun
bir yaşamla başlayan bazı grupların, hareketlerin ve cemaatlerin neden
fosilleşerek… ya da yozlaşarak son bulduğunu da açıklamaktadır.


59. Farkına varmaksızın, her şeyin, kiliseye ait normlar ve yapılar tarafından

yönlendirilmiş biçimde insanoğlunun gayretiyle mümkün olduğunu düşünerek,
İncil’i zorlaştırıyoruz ve lütfun harekete geçebilmesi için çok dar yer bırakan bir
“düzen”in esiri oluyoruz. Aquinas’lı Aziz Thomas İncil’e Kilise tarafından eklenen
ilkelerin, “imanlılar için bir yüke dönüşmemesi” için ılımlı olması gerektiğini
hatırlatır, aksi takdirde bu, dinimizi köleliğe dönüştürür 64.

Yasa’nın özeti

60. Bunu önlemek için, bizi temel olanı aramaya davet eden bir erdemler hiyerarşisi
olduğunu sık sık hatırlamamız gerekir. Amaç ve sebebin Tanrı olduğu teolojik
erdemlere öncelik verilmiştir. Ve bunun merkezinde sevgi bulunur. Aziz Pavlus
gerçekte önemli olan, “sevgiyle etkisini gösteren imandır” (Ga. 5, 6) der. Sevgiyi
titizlikle korumaya çağırıldık: “başkalarını seven, Kutsal Yasa’yı yerine getirmiş
olur. […]Bu nedenle sevmek Kutsal Yasa’yı yerine getirmektir” (Rom 13, 8.10).
Zira tek bir formül yasayı bütünüyle ihtiva eder: “Komşunu kendin gibi seveceksin
(Ga 5, 14).

61. Bir başka deyişle: öğretilerin ve buyrukların yoğun ormanında, İsa iki farklı yüzün
görülmesini sağlayan ufak bir gedik açar: Peder’in ve kardeşin yüzleri. Bize
fazladan iki kural veya öğreti sunmaz. Bize iki ayrı yüz, daha doğru bir ifadeyle pek
çok kişiden yansıyan Tanrı’nın yüzünü verir. Çünkü kardeşte, özellikle de en aciz,


63Bk. Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 95: AAS 105 (2013), 1060.
64 Bk. Summa Theologiae, I-II, q. 107, art. 4.

en küçük, korumasız ve muhtaç olanda bizzat Tanrı’nın sureti mevcuttur. Gerçekten
de birçoklarının kalıntı olarak nitelediği kırılgan insanlıkta, tüm zamanların sonunda
Rab son sanat eserini imal edecektir. Çünkü “Ne kalacak geriye? Hayatta değeri
olan nedir? Hangi zenginlik yok olup gitmeyecek? Kesinlikle ikisi kalacak: Rab ve
komşun. Bu iki zenginlik ortadan kalkmayacak”65.


62. Rab Kilise’yi azizlik yolunda engel olan bilinircilik ve pelajyanizmin yeni

şekillerinden kurtarsın! Bu sapıklıklar herkesin kendine özgü kişiliği ve mizacına
uygun olarak, birçok biçimde ifade buluyorlar. Bu nedenle her birinizi Tanrı
huzurunda yaşamlarınızın nasıl görünebileceğini sormanız ve bunu ayırt
edebilmeniz için tembihliyorum.







ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

RABBİN IŞIĞINDA

63. Azizliğin ne olduğuna dair birçok teoriler, bol bol açıklamalar ve farklılıklar
olabilir. Bu tür düşünceler yaralı olsa da İsa’nın sözüne dönerek daha çok
aydınlanmak ve gerçeği bize aktardığı biçimde almak kadar yararlı olmaz. İsa,
büyük bir sadelikle “aziz olmak” ne demektir öğretti ve Dağdaki Vaaz’da bize
mutlulukları bırakarak nasıl aziz olunacağını da öğretti (bk. Mt 5, 3-12; Lk 6, 20-
23). Bunlar Hıristiyan’ın nüfus cüzdanı gibidir. Böylece, şayet içimizden biri “İyi
bir Hıristiyan olmak için ne yapmalıyız?” diye soracak olursa, yanıtı çok basittir:
Herkes İsa’nın Dağdaki Vaazı’nda açıkladığı mutluluklardan, kendi yaşayış şekline
uygun olanı yapmalıdır66. Zira onların arasından, bizlerden her gün yaşamımızın
faaliyetleri sırasında ortaya koymaya çağrıldığımız Rab’bin yüzü belirmektedir.

64. “Mutlu” veya “çok mutlu” kelimesi, “aziz” kelimesiyle eş değerdedir, çünkü
Allah’a sadık ve O’nun Sözü’nde yaşayan kişinin, kendi armağanında gerçek
mutluluğa eriştiğini ifade eder.

Akıntıya karşı
65. İsa’nın sözleri bize şiirsel gelse de alıştığımız şeylerin, toplumda yapılanların,

tamamen tersini söyler ve yine de İsa’nın bu mesajı bizi kendine çekse de dünyanın
gerçeği bizi başka türde bir yaşama sürükler. Mutluluklar Vaazı, hafifsenecek ya da


65 Omelia nella Messa in occasione del Giubileo delle persone socialmente escluse, 13 novembre 2016:
L’Osservatore Romano, 14-15 novembre 2016, p. 8.
66 Bk. Omelia nella Messa a Casa S. Marta, 9 giugno 2014: L’Osservatore Romano, 10 giugno 2014, p. 8.

yüzeysel değildir; tam tersine, sadece Kutsal Ruh bizi tüm gücüyle doldurup ve
bencilliğin, tembelliğin ve kibrin zaafından kurtardığı takdirde bunları yaşayabiliriz.

66. Rab’bin hak ettiği tüm sevgi ve saygıyla İsa’yı dinlemeye devam edelim, Onun bizi
sözleriyle hayrete düşürmesine, kışkırtmasına ve yaşantımızda gerçek bir değişimi
sağlamak için bizi çağırmasına izin verelim. Aksi takdirde, azizlik sözden ibaret
kalır. Şimdi Matta’nın İncili’nde yer alan Mutlulukları birer birer inceleyelim (bk.
Mt 5, 3-12)67.



Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.”

67. İncil bizi, kalbimizin gerçeğini tanıyarak, yaşamımızın güvencesini nereye
yerleştirdiğimizi anlamaya davet eder. Genelde, zengin kişi zenginlikleriyle kendini
güvende hisseder ve onların tehdit altında olmaları halinde yeryüzündeki tüm
yaşamının çökeceğini düşünür. İsa zenginliklerine güvenen ama aynı gün
ölebileceğini düşünmeyecek kadar akılsız olan zengin meselinde bizzat bundan
bahsetmiştir (bk. Lk 12, 16-21).

68. Zenginlik sana hiçbir şey için güvence vermez. Hatta yürek kendini zengin
sandığında kendinden o kadar hoşnuttur ki Tanrı Sözü için en ufak bir yer bile
kalmaz, ne kardeşlerini sevmek, ne hayatın önemli şeylerinden zevk almak için bir
boşluk bulunur. Kendini en büyük iyiliklerden mahrum kılar. Bu yüzden İsa ruhta
yoksul olanları mutlu olarak adlandırır, böylece Rab sürekli yeniliği ile ruhta yoksul
olanların yüreklerine girebilir.


69. Ruhtaki bu yoksulluk Aziz Ignatius Loyola’nın söz ettiği “kutsal kayıtsızlık” ile

yakından bağlantılıdır: “Bunun için kendimizi yaratılmış her şeye (özgür irademizin
özgürlüğünde izin verilen ve yasaklanmamış olan her şeye karşı), kayıtsız kılmamız
gerekir; öyle ki, kendimiz için artık ne sağlık ya da hastalık, ne daha fazla zenginlik
ya da fakirlik, ne daha çok saygınlık ya da kepazelik, ne de uzun ya da kısa yaşam
isteyelim”68.


70. Luka sadece “ruhta” yoksulluktan söz etmiyor, tamamen “fakir” olmaktan

bahsediyor (bk. Lk 6, 20) ve böylece bizi sade ve her şeyden arınmış bir hayata
davet ediyor. Böylece, bizi Havarilerin de yaşamış olduğu, en fakir olanların,
yaşamını paylaşmaya çağırıyor ve en sonunda “zengin olduğu halde, kendini fakir
kılan” İsa ile özdeşleştirmemizi istiyor » (2 Ko. 8, 9).

Yürekte yoksul olmak; bu azizliktir.


67 L’ordine tra la seconda e la terza beatitudine varia nelle diverse tradizioni testuali.
68 Esercizi spirituali, 23d: Roma 19846, 58-59.

Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.

71. Bu, başlangıçtan beri düşmanlık dolu bir yer olan, her yerde kavga edilen ve her
yerden kinin yayıldığı; sürekli olarak başkalarını fikirlerine, örf ve adetlerine veya
konuşma ve giyinme biçimlerine göre sınıflandırdığımız bu dünyada çok güçlü bir
ifadedir. Sonuçta, kibirliliğin ve faniliğin, her birimizin diğerlerinden üstün olduğu
inancının hükmettiği bir dünyadır burası. Bununla beraber, imkânsız görünse de İsa
bize başka bir tarz önermektedir: Yumuşak huyluluk. O’nun öğrencileri ile yaptığı
buydu ve Yeruşalim’e girerken onu işte bu davranışı ile görüyoruz: “İşte,
alçakgönüllü Kralın, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor” (Mt 21, 5; cf. Zk 9, 9).

72. İsa şöyle diyor: “Benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm.
Böylece canlarınız rahata kavuşur.” (Mt 11, 29). Başkalarının karşısında gerilim
içinde ve kibirle yaşarsak, yorulur ve tükeniriz. Ama onların sınırlarına ve hatalarına
şefkatle ve nezaketle, kendimizi üstün görmeden bakarsak, onlara el uzatabilir,
gereksiz serzenişlerle gücümüzü tüketmemiş oluruz. Lisieux’lü Azize Theresa şöyle
der, “Mükemmel sevgi başkalarının kusurlarına tahammül etmek, onların zaaflarına
şaşırmamaktır”69.


73. Pavlus yumuşak huyluluğu Kutsal Ruh’un bir meyvesi olarak belirtir (bk. Ga 5, 23).

Kardeşimizin kötü davranışı yüzünden kaygılıysak onu düzeltmek için ona
“yumuşak bir ruhla” yaklaşmamızı söyler (Ga 6, 1), ve Pavlus bize hatırlatır: “ Siz
de ayartılmamak için kendinizi kollayın” (Ga. 6,1). İnsan imanını ve inançlarını
savunduğunda bile bunu “ tatlılıkla” yapmalıdır (bk. 1 Pe 3, 16). Düşmanlara karşı
da aynı şekilde davranmak gerekir (2 Tim 2, 25). Kilisede İlahi Kelam’ının bu
çağrısını kabul etmediğimiz için çok kez yanıldık.


74. Yumuşak huyluluk tüm güvenini Tanrı’ya veren kişinin içsel yoksulluğunun başka

bir ifadesidir. Kutsal Kitap’ta yoksullar ve yumuşak huyluları belirtmek için
anawim kelimesi kullanılır. Biri şöyle bir itirazda bulunabilir: “Çok yumuşak huylu
olursam benim budala, aptal ya da zayıf olduğuma inanırlar”. Bu doğru olabilir ama
bırakalım başkaları istediğini düşünsün. Her zaman yumuşak huylu olmak en büyük
arzularımızın gerçekleşmesini sağlar: yumuşak huylular “yeryüzünü miras
alacaklar”, bir başka deyişle yaşamlarında Tanrı’nın vaatlerinin yerine getirildiğini
görecekler. Nitekim yumuşak huylular, koşullar ne olursa olsun, ümitlerini Rab’be
bağlarlar ve alçakgönüllüler yeryüzüne sahip olarak büyük bir esenlikten zevk
alacaklar (bk. Mez. 37, 9.11) . Aynı zamanda Rab onlara güvenir: “Ancak ben
alçakgönüllüye, ruhu ezik olana, sözümden titreyen kişiye değer veririm” (Yşa. 66,
2).

Alçakgönüllü bir yumuşak yumuşak huylulukla davranmak: bu azizliktir.


69 Manoscritto C, 12r: Opere complete, Roma 1997, 247.

Ne mutlu ağlayıp yas tutanlara, çünkü onlar avutulacaklar”

75. Dünya bize, bunun tam tersi birşekilde eğlenceyi, zevki, sefayı önerir ve bunların
iyi bir yaşam için olduğunu söyler. Dünyevi insan ailesinde veya çevresinde
hastalık veya acı olduğunda onları inkâr eder veya gözünü onlardan çevirir. Dünya
ağlamak istemez: Üzücü durumları yok saymayı, onları gizlemeyi, saklamayı tercih
eder. Sıkıntının olduğu durumlardan kaçmak için çok çaba harcar, böylece gerçeği
gizlemenin mümkün olduğuna inanır, oysa nerede olursa olsun, haç asla eksik
olmaz.

76. Olayları gerçekte olduğu gibi gören, acının kendisini delip geçmesine izin veren ve
yürekten ağlayan kişi, yaşamın derinliklerine ulaşabilir ve samimiyetle mutlu olur70.
Bu kişi dünyanın değil ama İsa’nın tesellisiyle avunur. Böylece diğerlerinin acılarını
paylaşmaya, endişelerini anlamaya ve teselli ederek hayatın anlamını keşfetmeye
başlar. Bu kişi karşısındakinin etini kendi et gibi hisseder, yaralarına dokunmaktan
korkmaz, ona mesafelerin yok olduğunu görene dek şefkat duyar. Artık Aziz
Pavlus’un şu çağrısını kabullenmek de mümkündür: “Ağlayanla birlikte siz de
ağlayın” (Rm 12, 15).


Başkalarıyla birlikte ağlamayı bilmek: bu, azizliktir.


Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar..”

77. “Aç ve susuz olmak” bunlar çok yoğun deneyimlerdir, zira temel ihtiyaçlara cevap
verirler ve var olma içgüdüsüne bağımlıdırlar. Bazı insanlar vardır ki adalete benzer
bir içtenlikle kavuşmayı diler ve bunu ateşli bir arzuyla ararlar. İsa bunların
doyurulacaklarını söylüyor, çünkü er ya da geç adalet gelir ve biz her ne kadar her
zaman sonuçlarını görmesek de bunun mümkün olmasına katkıda bulunabiliriz.

78. Ama İsa’nın ileri sürdüğü adalet, çoğu kez gizli çıkarlarla lekelenmiş, bir tarafa
doğru çekiştirilen, dünyanın aradığı adalet gibi değildir. Gerçek, bizlere yozlaşmış
çetelere girmenin, her şeyin ticarete döküldüğü “bana ver, çünkü ben sana
veriyorum” politikasının ne kadar kolay olduğunu göstermektedir. Kaç kişi
adaletsizlikten acı çekmekte, kaçı güçsüzce hayatın pastasını paylaşmak için
birbirinin peşinden nasıl gittiğini seyretmektedir. Kimileri gerçek adalet için
mücadeleden vazgeçmekte ve galibin trenine binmeyi yeğlemektedir. Tüm bunların
hiç birisinin İsa’nın övgüyle bahsettiği adalet açlığı ve susuzluğuyla ilgisi yoktur.




70 Kilise Babaları zamanında gözyaşı dökmek güzel bir dua olarak takdir edilirdi “Ad petendam compunctionem
cordis”: «Ey Her Şeye Kadir Ve Her Şeyi Yaratan Allah, susamış halkın için kayadan bir su pınarı çıkaran sen,
yüreklerimizin sertliğinden tövbe gözyaşlarının akmasını sağla, öyle ki günahlarımız ve yaptıklarımızı için
ağlayarak merhametinle teselli bulalım.» (Missale Romanum, ed. typ. 1962, p. [110]).

79. Böyle bir adalet, insanların hayatında; kişin kendi kararlarında adil olduğunda
gerçekleşmeye başlar ve daha sonrasında zavallılar ve zayıf olanlar için adaleti
aradığımızda ortaya çıkar. “Adalet” sözcüğü Tanrı’nın isteğine tüm yaşamımızla
iman demek de olabilir, ama bu kelimeye çok genel bir anlam yüklersek, özellikle
savunmasızlara adalet söz konusudur: “İyilik etmeyi öğrenin, Adaleti gözetin,
zorbayı yola getirin, öksüzün hakkını verin, dul kadını savunun." (Yşa. 1, 17).


Adaleti açlık ve susuzlukla aramak: bu, azizliktir.

Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhameti bulacaklar.”

80. Merhametin iki yönü vardır, bunlar: vermek, yardım etmek, başkalarına hizmet
etmek ile affetmek ve kavrayıştan oluşur. Matta bunu altın bir kuralda özetler:
“İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın” (Mt. 7,
12). Kilise öğretisi bize bu yasanın “her durumda”71; özellikle de birisi “kendini
ahlaki yargıyı zorlaştıran belirsiz bir durumda bulduğunda” uygulanması gerektiğini
hatırlatır72.

81. Vermek ve affetmek, fazlasıyla veren ve affeden Allah’ın mükemmeliyetinin küçük
bir yansımasını, yaşantımızda yaratmaya çalışmaktır. O nedenle Luka’nın İncil’inde
“mükemmel olun” ifadesini duymuyoruz (Mt 5, 48) onun yerine : “Babanız
merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun. Başkasını yargılamayın, siz de
yargılanmazsınız. Suçlu çıkarmayın, siz de suçlu çıkarılmazsınız. Başkasını
bağışlayın, siz de bağışlanırsınız. Verin, size verilecektir” (Lk. 6, 36-38). Ve Luka,
inkâr edemeyeceğimiz bir husus eklemektedir: “Hangi ölçekle verirseniz, aynı
ölçekle alacaksınız”(6, 38). Anlamak ve affetmek için kullandığımız ölçek, sırası
geldiğinde bizi affetmek için kullanılacaktır. Vermek için kullandığımız ölçek,
gökte bizi ödüllendirmek için kullanılacaktır. Bunu unutmamalıyız.


82. İsa şunu demiyor : “Ne mutlu intikamı planlayanlar”, ama affeden ve bunu “yetmiş

kere yedi defaya” (Mt. 18, 22) kadar yapanlara mutlu diyor. Bilmemiz gerek ki,
hepimiz affedilmiş kişilerden oluşan bir ordu teşkil ediyoruz. Hepimize ilahi
merhamet ile bakılıyor. Rabbe samimiyetle yaklaşırsak ve kulağımızı verirsek belki
de kimi zaman şu serzenişi duyabiliriz: “Benim sana acıdığım gibi, senin de köle
arkadaşına acıman gerekmez miydi?” (Mt 18, 33).

Merhametle bakmak ve davranmak: bu, azizliktir!




71 Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, 1789; Bk. 1970.
72 Age., 1787.

Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.”

83. Bu mutluluk; sade, temiz bir yüreği olan, kirlenmemiş insanları kapsar çünkü
sevmeyi bilen yürek, kendisini zayıflatacak ya da tehlikeye atacak olan, sevgiyi
tehdit eden hiçbir şeyin yaşamına girmesine izin vermez. Kutsal Kitap’ta yürek
görünenin ötesinde gerçekten aradığımız ve istediğimiz şeyler için gerçek niyetimizi
ifade eder: “insan dış görünüşe, Rab ise yüreğe bakar” (1 Sa. 16, 7). O bizim
yüreğimize konuşmak ister (bk. Ho. 2, 16) ve Yasasını oraya yazmak ister (bk. Yer.
31, 33). Nihayetinde, bize yeni bir yürek vermek ister (bk. Hez. 36, 26).

84. “Her şeyden önce de yüreğini koru,” (Özd. 4, 23).Yalanla kirlenmediyse, o yüreğin
Rab için gerçekten değerlidir. O “hileden sakınır, Atak tasarılardan kendini uzak
tutar,” (Bil. 1, 5). “Gizlide olanı gören” (Mt. 6, 6), Peder,” kendisi insanın içinden
geçenleri biliyor” olan (Yu. 2,25 Oğlu gibi; saf olmayanı, başka bir deyişle samimi
olmayan, dış kabuk ve görünüşü hemen tanır.


85. Kuşkusuz, sevginin eserleri olmazsa sevgi olmaz, ama bu mutluluklar bize, Rab’bin

yürekten kaynaklanan bir kardeşe adanmışlık beklediğini hatırlatıyor, çünkü
“Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem,
ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz,” (1. Ko. 13, 3). Matta’nın
İncil’inde, İnsanı kirleten şeyin onun yüreğinden geldiğini görüyoruz (bk. 15, 18),
çünkü katliamlar, hırsızlıklar, sahte tanıklıklar yürekten çıkar. (bk. Mt 15, 19). Bizi
gerçekten yönlendiren en derin arzular ve kararlar yüreğin kalbin niyetlerinden
ortaya çıkarlar. Bizi gerçekten yönlendiren en derin arzu ve kararlar yüreğin
niyetlerinde menşelerini bulurlar.

86. Yürek Tanrı’yı ve komşusunu sevdiğinde (bk. Mt. 22, 36-40) gerçek niyeti bu
olduğunda ve boş sözden ibaret olmadığında, bu yürek saftır ve Tanrı’yı görebilir.
Aziz Pavlus, sevgiye olan ezgisinde bize hatırlatıyor: “Şimdi her şeyi aynadaki silik
görüntü gibi görüyoruz”, fakat sevgi gerçekten hükmettiğinde “yüz yüze” (1. Ko.
13, 12) görebileceğiz. İsa yüreği temiz olanların “Tanrı’yı göreceklerine” dair söz
veriyor. İsa pak bir yüreği olanların “Tanrı’yı göreceklerine’’ söz vermektedir.

Sevgiyi kirleten her şeyden yüreği temiz tutmak: bu, azizliktir!

Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.”

87. Mutluluk için verilmiş olan bu ifade, tekrar tekrar yaşanan savaş durumlarını bize
hatırlatıyor. Bizler için de çatışma ya da en azından yanlış anlama nedeni olmak son
derece yaygındır. Örneğin, birinden birisi hakkında bir şey duyarım sonra gider onu
bir başkasına anlatırım, hatta olayı daha abartarak ve geliştirerek anlatırım. Çok
hasara yol açarsam, bundan çok memnun olurum. Söylentilerin dünyası, insanların

eleştirmeye ve yıkıma kendilerini vermesine yol açar. Onlar daha çok barışın
düşmanıdır ve hiçbir şekilde mutlu değildirler73.

88. Barışı sağlayan kişiler esenlik kaynağıdır ve barışı ve toplumsal dostluğu inşa
ederler. Her yerde barışı ekmek isteyenlere İsa fevkalade bir vaatte bulunuyor:
“Onlara Tanrı Oğulları denecektir” (Mt. 5, 9). Şakirtlerine bir eve girdiklerinde: “Bu
eve esenlik olsun”, demelerini söyler (Lk. 10, 5). Tanrı Sözü her imanlının
başkalarıyla birlikte barışı aramaya koşmasını söyler (bk. 2 Tim. 2, 22), çünkü
“Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler,” (Yak. 3, 18). Ve
cemaatimizde kimi zaman ne yapılması gerektiği konusunda şüpheye düştüğümüz
durumlarda “esenlik getiren işleri arayalım”, çünkü birliktelik çatışmadan
üstündür74.

89. Kimseyi dışlamayan ama aynı zamanda biraz garip, zor ve karmaşık kişileri, dikkat
isteyenleri, farklı olanları, hayatın gadrine uğramışları, başka ilgi alanları olanları da
dâhil edeceğimiz bu, İncil’e ait barışı inşa etmek kolay değildir. Bu “mutlu bir
azınlık için geçici bir barış ya da masa etrafında bir uzlaşma”75 sorunu olmadığı gibi
“bir kaç kişinin başka birkaç kişi için”76 yürüttüğü proje de olmadığından hem çok
zordur hem de yürekte ve zihinde geniş bir açıklığı gerektirir. Çatışmaları ne
görmezden gelmek ne de ört bas etmek gerekir, "çatışmayı bitirmek, çözmek ve yeni
bir sürece bağlayacak bir biçime dönüştürmek"77 gerekir. Önemli olan barış
zanaatkârları olabilmektir zira barışı inşa etmek dinginlik, yaratıcılık, hassasiyet ve
beceri gerektiren bir sanattır.

Etrafımızda barışı ekmek: bu azizliktir!

Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.”

90. İsa’nın kendisi, bu yolun bizleri, kendi yaşamlarıyla toplumu sorgulayan ve
insanları rahatsız eden kişilere dönüştürecek olan ters bir yol olduğunu vurgular. İsa
bize adalet uğruna savaştığı, Tanrı ve başkalarıyla olan taahhüdüne sadık kalmak
istediği için ne kadar çok kişinin zulme uğramış olduğunu ve hala da uğramakta
olduğunu hatırlatıyor. Karanlık bir sıradanlığa düşmek istemiyorsak, rahat bir hayat
aramayalım çünkü “canını kurtarmak isteyen onu kaybedecektir” (Mt 16, 25).


73 İftira ve kara çalma terör eylemi gibidir: bomba atılır, yok eder ve bombardıman uçup kaçar. Bu, yüz yüze
konuşmaya yaklaşanların, içtenlikle, ötekinin iyiliğini düşünenlerin soylu davranışlarından çok farklıdır.
74Bazı durumlarda, bazı kardeşlerin zorlukları hakkında konuşmak gerekebilir. Bu gibi durumlarda objektif bir
gerçek yerine bir yorumun iletilmesi söz konusu olabilir. Tutku gerçeğin somut gerçekliğini bozar, onu yoruma
dönüştürür ve sonunda öznellik yükünü iletir. Böylece gerçeklik yok edilir ve öteki gerçeğe saygı duyulmaz.
75 Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 218: AAS 105 (2013), 1110.
76 Age., 239: 1116.
77 Age., 227: 1112.

91. İncil’i yaşamak için etrafımızdaki her şeyin mükemmel olmasını beklememek
gerekir, çünkü çoğu kez, iktidar hırsı ve dünyevi çıkarlar bize karşı oyun oynar.
Aziz Jean-Paul II şöyle der: “Toplumsal düzen, tüketim – üretim, kendi armağanını
gerçekleştirmek ve insanlar arası dayanışmayı kurmak zorlaştırdığında, toplumda
yabancılaşma var demektir” 78. Böylesine yabancılaşmış bir toplumda Siyasi,
medyatik, ekonomik, kültürel ve hatta dinî bir kutuplaşma ortaya çıkar ve samimi
olarak insani ve toplumsal gelişimi engelleyerek Mutlulukları yaşamayı zorlaştırır,
hata onları küçümseyerek kötü ve gülünç görebilir.

92. Sevginin ve adalet yolunun emrini yaşamak için tahammül ettiğimiz tüm yorgunluk
ve acılardan öte, haç bir olgunlaşma ve kutsallaştırma kaynağıdır. Yeni Ahit, İncil
için katlanılması gereken sıkıntılardan söz ettiğinde, özellikle zulümlere atıfta
bulunduğunu hatırlamalıyız (bk. Ha. İşl.5, 41; Fil. 1, 29; Kol. 1, 24; 2 Tim. 1, 12; 1
Pe. 2, 20; 4,14-16; Va. 2,10).


93. Ama biz kaçınılmaz zulümlerden söz ediyoruz, başkalarına kötü davranmakla sebep

olabileceğimiz zulümlerden bahsetmiyoruz. Aziz olan kişi garip, mesafeli,
gururuyla, olumsuzluğuyla ve kiniyle çekilmez, birisi değildir. Mesih’in havarileri
öyle değillerdi. Havarilerin İşleri kitabı onların “bütün halkın” beğenisinden
topladığından söz eder (2, 47; bk. 4, 21.33; 5, 13), oysa diğer yandan bazı yetkililer
onları tartaklıyor ve onlara zulmediyordu (cf. 4, 1-3; 5, 17-18).

94. Eziyetler geçmişte yaşanıp bitmiş şeyler değildir, çünkü bugün de hem çağımızın
şehitleri gibi korkunç şeylerle, hem de yalan ve iftira gibi daha incelikli yollarla
bunlara katlanıyoruz. İsa “Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri,
zaman ne mutlu size” (Mt 5, 11) der. Kimi zaman da imanımızı sarsmak
maksadıyla, bizleri gülünç insanlar olarak göstermek isteyen sövgülere maruz
kalırız.


Bize sorun yaratsa bile İncil’in yolunu her gün kabullenmek: bu azizliktir.

Nasıl davranacağımıza dair büyük kural
95. Matta’nın İncil’inin 25inci bölümünde (ayetler: 31-46), İsa mutluluklardan biri

hakkında daha konuşur ve merhametli olanları mutlu olarak adlandırır. Tanrı’nın
gözünde değer bulan bu mutluluğu arıyorsak, bizi yargılayacak olan davranışın
temel kuralını şu metinde buluruz: “Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek verdiniz;
susamıştım, bana içecek verdiniz; yabancıydım, beni içeri aldınız. Çıplaktım, beni
giydirdiniz; hastaydım, benimle ilgilendiniz; zindandaydım, yanıma geldiniz” (25,
35-36).




78 Lett. enc. Centesimus annus (1 maggio 1991), 41c: AAS 83 (1991), 844-845.

Rab’be sadakat için

96. Aziz olmak, bu nedenle gözlerde bir parıltıyla sürekli bir esrime içinde olmak
değildir. Aziz II. Yuhanna Pavlus’un dediği gibi: “Gerçekten Mesih’i tefekkür
etmekten uzaklaştıysak, özellikle kendisini özdeşleştirmek istediği kişilerin
yüzlerinde onu nasıl göreceğimizi bilmemiz gerekir”79. Matta’ İncili’ndeki 25, 35-
36 ayetler “basit bir merhamet çağrısı değil, Mesih’in gizemine ışık huzmesi tutan
bir Kristoloji (Mesihbilimi) sayfasıdır”80. Onu yoksullarda ve acı çekenlerde
tanımak için olan bu çağrıda, O, her azizin uymaya çalıştığı, Mesih’in yüreğinin
derinlerini, duygularını ve en derindeki seçimlerini ortaya koyar.

97. İsa’nın taleplerinin zorluklarıyla yüzleşmiş olarak bana düşen görev, Hristiyanların
onları kabul etmesi için dua etmek ve samimi bir açıklıkla “sine glossa” yani hiç
yorum yapmadan söylenmeden ve onları reddetmek için bahane uydurmadan kucak
açmaları için dua etmektir. Rab, azizliğin; gerekliliklerinden ayrı olarak
anlaşılamayacağını ya da yaşanamayacağını, çünkü merhametin “İncil’in çarpan
yüreği”81 olduğunu açıkça belirtti.


98. Soğuk bir gecede, kötü bir havada yolda uyuyan birini görünce bunu; beni

engelleyen bir yük gibi görüp, vicdanımı rahatsız eden, politikacıların çözmesi
gereken bir sorun olarak algılayabilirim. Hatta onun kamusal alanı kirleten bir pislik
olduğunu bile düşünebilirim. Ya da iman ve merhametle tepki verip, onu benimle
aynı saygınlığa sahip, Peder tarafından sonsuz bir şekilde sevilen ve Mesih
tarafından fidye ile kurtarılmış bir kardeş olarak kabul edebilirim. İşte Hristiyan
olmak budur! Azizliği, insanoğlunun yaşayan saygınlığını kabul etmekten ayrı
düşünmek mümkün müdür? 82

99. Hıristiyanlar için bu, sağlıklı ve sürekli bir hoşnutsuzluğu getirir. Bir kişiyi
rahatlatmak için tüm çabamızı göstermek doğru olsa da yeterli değildir. Kanada’lı
Episkoposlar, Jübile hakkındaki Kutsal Kitap’a yönelik öğretilerinde bunu açıkça
belirtmiştir; örneğin bazı iyi davranışların yerine getirilmesi değil, toplumsal
değişimi amaçlamak gereklidir. “Gelecek nesillerin de özgürleşebilmesi için amaç
sosyal hakları ve ekonomik sistemleri yeniden yapılandırmak ve böylece daha fazla
dışlanmanın önüne geçmektir”83.





79 Lett. ap. Novo millennio ineunte (6 gennaio 2001), 49: AAS 93 (2001), 302.
80 Age.
81 Bolla Misericordiae Vultus (11 aprile 2015), 12: AAS 107 (2015), 407.
82 Yol kenarında yarı ölü halde terkedilmiş adam karşısında İyi Samariyeli’nin öyküsünü hatırlayalım. (Bk. Lc
10,30-37).
83 Conferenza Canadese dei Vescovi Cattolici – Commissione per gli Affari Sociali, Lettera aperta ai membri del
Parlamento, The Common Good or Exclusion: A Choice for Canadians (1 febbraio 2001), 9.

İncil’in yüreğini parçalayan ideolojiler

100. Maalesef kimi zaman ideolojiler bizleri iki zararlı yanlışa sürüklemektedir.
Diğer yandan kendilerinin Rab ile kişisel ilişkilerinden O’nunla içsel
birlikteliklerinden, lütuftan, İncil’in bu gerekliliklerini, ayrı tutan Hristiyanlar da
bulunmaktadır. Bu koşullarda Hristiyanlık, onu Aziz Assisili Fransua, San Vincenz
De Paul, Azize Kalkütalı Teresa’nın açıkça yaşadığı ve onlarda kendini ortaya
koyan aydınlık maneviyatından mahrum bırakacak biçimde, bir tür Sivil Toplum
Örgütü’ne dönüşmektedir. Bu büyük azizleri, ne dua, ne Tanrı sevgisi ne de İncil’i
okumak kendilerini etkin bir şekilde komşuya adama gayretinden uzaklaştırmamış,
tersine artırmıştır.

101. Başkalarının toplumsal faaliyetlerine temkinli yaklaşanların hatası da onları
yapay, dünyasal, alelade, içkinci, komünist, popülist olarak görmektir. Ya
savundukları başka şeyler daha önemliymiş gibi ya da başka ahlaki şeylerle ya da
gerekçelerle ilgileniyorlarmış gibi onu göreceleştirmektedir. Örneğin henüz
doğmamış olan bir masumu savunmak, açık, sağlam ve tutkulu olmalıdır, çünkü
burada her zaman kutsal olan insan yaşamının saygınlığına bir tehdit bulunmaktadır
ve sevgi; gelişmenin ötesinde her insan için bunu gerektirir. Fakat hâlihazırda
doğmuş olan yoksulların, sefalet içinde yaşam mücadelesi verenlerin, terk
edilmişlerin, sürgün edilmişlerin, insan ticaretinde kullanılanların, gizli ötanazi
yapılan bakımdan mahrum hasta ve yaşlıların, köleliğin yeni biçimlerini
yaşayanların ve her şekilde atık muamelesi görenlerin yaşamları da aynı şekilde
kutsaldır84. Bazı şöhretli kişilerin neşeyle yaşadığı ve yaşamlarını tüketim
haberlerine indirgediği, diğer yandan başkalarının da sadece dışarıdan bakarak
yaşamlarını geçirdiği ve sefalet içinde öldüğü bir yerde dünyanın adaletsizliğini
görmezden gelen ideal bir azizlikten söz edemeyiz.

102. Sık sık mevcut dünya göreliliği ve sınırları içinde örneğin, mülteci sorunlarının
önemsiz bir sorun olduğunu işitiriz. Bazı Katolikler bunun bioetik gibi ciddi
sorunlara nazaran ikincil bir sorun olduğunu iddia ederler. Kendi başarılarını öne
çıkarmak isteyen bir politikacının bunu söylemesini anlayışla karşılayabiliriz ama
kendi çocuklarına daha iyi bir gelecek vermek için hayatını tehlikeye atan
kardeşinin yerine kendini koyması gereken bir Hristiyan’ın bunu söylemesi kabul
edilemez. Mesih İsa, kabul ettiğimiz her yabancıda bizzat kendisini kabul ettiğimizi
söylerken, bu davranışta Mesih’İn söylediklerine yönelik bir tutum görebiliyor
muyuz? (bk. Mt 25, 35) Aziz Benediktus bunu kayıtsız şartsız kabullenmişti ve
rahiplerin yaşamını zorlaştırmış olsa da, manastırın kapısını çalacak tüm
ziyaretçilerin “Mesih’i kabul eder” gibi kabul edilmeleri için önlem almıştı85; bunu


84 Latin Amerika ve Karayipler Episkoposları V. Genel Kurulu , Kilise’nin değişmez yasasına göre, insanın soyunun
"kendi varlığının her aşamasında, rahme düştükten sonra, doğal ölüme ve ölümden sonrasına dek her zaman
kutsal olduğunu" ve "rahme düştükten, doğal ölüme dek" yaşamın tüm aşamalarında korunması gerektiğini
öğretmiştir. (Documento di Aparecida, 29 giugno 2007, 388; 464).
85 Regola, 53, 1: PL 66, 749.

en sevgi dolu davranışlarla ifade etmiş86, yoksul hacılar “en büyük özen ve bakımla”
ağırlanmışlardı87.


103. Yine aynı şekilde Eski Ahit’te de yazar. “Yabancıya kötü davranmayacak, ona

zulmetmeyeceksin, zira sizler de Mısır ülkesinde bizzat yabancıydınız” (Çık. 22,
20). “Sizinle ikamet eden yabancı size bir yurttaş gibi olacak ve onu kendin gibi
seveceksin zira sen de Mısır’da yabancıydın” (Lev 19, 33-34). Dolayısıyla, bu
Papa’nın bir icadı veya geçici bir çılgınlık değildir. Biz de, günümüz şartlarında
Peygamber Yeşaya’nın, Allah’ın nelerden hoşnut olduğunu sorguladığında
gösterdiği ruhsal aydınlanma yolunu yaşamaya çağırıldık: “Yiyeceğinizi açla
paylaşır, barınaksız yoksulları evinize alır, çıplak gördüğünüzü giydirir,
yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz, ışığınız tan gibi ağaracak” (58, 7-8).

O’nu en çok hoşnut eden tapınma

104. Tanrı’yı sadece dualarımızla ve ibadet ederek ya da veya sadece belirli etik
kuralları yerine getirerek yücelteceğimizi düşünebiliriz- ki bunlar Tanrı ile
ilişkimizin öncelikleri arasında yer alır- ve yaşamımızı değerlendirecek gerçek
ölçütün, her şeyden çok başkaları için yaptıklarımız olduğunu unuturuz. Dua her
gün sevgi verecek şekilde besliyorsa eğer değerlidir. İbadet, cömertlikle yaşama
niyeti sağladığında ve Tanrı’dan aldığımız armağanları onda kardeşlerimize
adayarak gösterdiğimizde Tanrı’yı hoşnut eder.

105. Aynı nedenle, duaya yaklaşımımızın samimi olup olmadığını anlamak için
hayatımızın merhametin ışığında ne denli değiştiğine bakmak gerekir. Gerçekten,
“Merhamet sadece Peder’den gelen bir eylem değil, onun gerçek evlatlarının kim
olduğunu anlama ölçütüdür”88. O, “Kilise’nin yaşamının üstünde kurulduğu sütunun
kaidesidir”89. Tekrar vurgulamak isterim ki, merhamet adaleti ve gerçeği
dışlamamakla birlikte “her şeyden önce merhametin; adaletin doluluğu ve Tanrı’nın
gerçeğinin en parıltılı görünüşü olduğunu söylemek gerekir”90. “O cennetin
anahtarıdır”91.


106. Burada, Aquinolu Aziz Thomas’ın, Tanrı’ya olan sevgimizi en iyi ifade eden

görünür işlerimizin, en büyük eylemlerimizin ne olduğu sorusuna verdiği karşılığı
hatırlamadan geçemeyeceğim. Hiç tereddütsüz, ibadet işlerinden çok, başkalarına
yönelik merhamet eylemleridir92, diye yanıtlamıştı: “Kurbanlarla ve dışarıya
yaptığımız sunularla Tanrı’ya yönelik bir ibadet yapmıyoruz, kendimiz ve
komşumuzun yararına bunu yapıyoruz: çünkü o bizim kurbanlarımıza ihtiyaç


86 Bk. Age., 53, 7: PL 66, 750.
87 Age., 53, 15: PL 66, 751.
88 Bolla Misericordiae Vultus (11 aprile 2015), 9: AAS 107 (2015), 405.
89 Age., 10: AAS 107 (2015), 406.
90 Esort. ap. postsin. Amoris laetitia (19 marzo 2016), 311: AAS 108 (2016), 439.
91 Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 197: AAS 105 (2013), 1103.
92 Bk. Summa Theologiae, II-II, q. 30, a. 4.

duymaz, onların bizim adanmışlığımız ve komumuzun yararı için sunulmasını ister.
Bu nedenle başkasının sefaletine yardım eden merhamet başkalarının iyiliğini
sağlamayı daha çabuk kıldığı için onun gözünde daha kabul gören bir kurbandır”93

107. Yaşamıyla Tanrı’yı gerçekten yüceltmek isteyen, onun varlığı için kendini
kutsallaştırmayı arzulayan, varlığı Aziz’i yücelteceğinden, merhamet işlerini
yaşamaya çalışmak için kendine eziyet etmeye, kendini vermeye ve yorulmaya
çağrılmıştır. Kalkütta’lı Azize Teresa bunu gayet iyi anlamıştır: “Evet, insani
yönden çok zayıflıklarım ve zavallılıklarım var. (…) Fakat o kendisini alçaltıyor ve
onun sevgisi ve dünyaya olan merhameti olalım diye günahlarınıza rağmen ve
sefilliklerimize ve hatalarımıza rağmen sizden ve benden, bizlerden yararlanıyor.
Dünyayı sevmek için ve onu ne kadar sevdiğini göstermek için, O, bize bağımlıdır.
Kendimize çok fazla zaman ayırırsak, başkaları için zaman kalmayacaktır”94».[94]


108. Hazcı tüketim düşkünlüğü, eğlence takıntısıyla, hayattan zevk almak için boş

zaman ayırmak amacıyla kendimize, haklarımıza ve öfkeye odaklanmakla
sonuçlanan kötü bir oyuna sürükleyebilir. Kesin bir azla yetinme becerisi
geliştirmez, tüketim toplumunun bize bir şeyler satarak en sonunda her şeye sahip
olup her şeyi denemek isteyen tatminsiz fakirlere dönüştürecek dayatmalarının
ateşine karşı savaşmazsak, hasta olanlara yardım etmek için kendimizi adamaya söz
vermek ve onlara enerjimizi sarf etmek bizim için zor olacak. Ayrıca yapay bilgi
tüketimi ve hızlı ve sanal iletişim biçimleri de zamanımızı alan ve bizleri
kardeşlerimizin acı çeken bedenlerinden uzaklaştıran büyüleyici etkenlerdir. Bütün
bu mevcut uçurumun ortasında İncil bize yine farklı, sağlıklı ve mutlu yaşamı
haykırıyor.



***


109. Azizlerin tanıklıklarının gücü, Dağdaki Vaaz’da anlatılan Mutlulukları ve son

yargı gününün davranış kuralını yaşamakta yatar. Bunlar bir kaç basit fakat
uygulaması kolay ve herkes için geçerli sözlerdir, çünkü Hristiyanlık esas olarak
uygulanmak içindir ve onu düşünmek konusu olsa bile, sadece İncil’i günlük
yaşamda yaşamamıza yardım etmeye yardım ettiğinde bu geçerlidir. Kutsal Kitap’ta
yer alan bu muhteşem yazıları tekrar tekrar okumanızı ve hatırlamanızı, onlarla dua
etmenizi ve onların sizde vücut bulması için çalışmanızı size şiddetle öneririm.
Onlar bizi iyi yapacak, onlar bizi gerçekten mutlu kılacaktır.




93 Age., ad 1.
94 Cristo en los Pobres, Madrid 1981, 37-38.

BÖLÜM DÖRT

GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA AZİZLİĞİN GÜNÜMÜZDEKİ İŞARETLERİ
110. “Dağdaki Vaaz”da ve Matta 25, 31 – 46’da anlatılan azizlik çerçevesinde

Rab’bin bizi çağırdığı yaşam yolunu anlamak için, bana göre kesinlikle gerekli olan
birkaç ruhsal özellik ya da ifadeden söz etmek isterim. Bizlerin zaten bildiği çeşitli
dua yöntemleri, son derece değerli Barışma ve Efkaristiya Kutsal Sırları, kişisel
fedakârlıklar yapma, çeşitli şekillerde adanmışlık, ruhsal yönelim ve tüm diğerleri
gibi şeyleri de anlatmakla birlikte, burada özel bir şekilde yankılanacağını
umduğumu azizlik çağrısının bazı özelliklerine atıfta bulunacağım.

111. Vurgulamak istediğim konular, azizlik modelinin tamamını oluşturmamakla
birlikte günümüz kültüründeki belli tehlike ve sınırlamaların özel önemi dikkate
alındığında Tanrı’ya ve komşuya olan sevginin beş büyük ifadesini kapsamaktadır.
Burada bizi uzaklaştıran ve zayıflatan sinirli ve şiddet içeren endişe, olumsuzluk ve
somurtkanlık; tüketimle kendi kendini hoşnut ederek tatmin olmak; bireysellik, ve
mevcut dinî pazar alanını ele geçirmiş olan– Tanrı ile karşılaşmanın olmadığı sahte
bir maneviyatın her türü kendini göstermektedir.

Sebat, sabır ve yumuşak başlılık
112. Bu beş temel özellikten birincisi bizi seven ve destekleyen Tanrı’yı sağlam bir

şekilde merkezine alır. İçimizdeki bu dayanaktan başlayarak düşmanlıklara, hayatın
kötülüğüne, başkalarının saldırganlığına, sadakatsizliğime ve kusurlarına katlanmak
mümkün olur: “Tanrı bizimle ise, kim bize karşı çıkabilir” (Rom 8,31). Azizlerin
davranışlarında ifadesini bulan esenliğin kaynağı budur. İçimizde böyle bir güç,
günümüzün hızla değişen dünyasında gürültülü ve saldırgan dünyada, iyi olanı
yapmak için sabır ve süreklilikle, azizlerin tanıklığını bizde mümkün kılar.
İmanlarını Tanrı’da bulanlar (pistis) için sevgiden doğan sadakatin işareti; zor
anlarda terk etmeyen, endişe ve sıkıntı zamanlarında yalnız bırakmayan, o anda
yanında olmaktan keyif almasa da onunla birlikte bulunmaya devam eden kişide,
kardeşlerine sadakat (pistós) olarak kendini gösterir.

113. Aziz Pavlus Romalılara ”kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin” (Rom. 2, 17)
diye seslenir, karşınızdakinden hakkınızı aramayın (ayet.19) ve kötülüğe yenik
düşmeyin ana kötülüğe karşı iyilikle galip gelin (ayet.21). Bu davranış, zayıflığın
değil, gerçek gücün ifadesidir; çünkü Tanrı diyor: “Rab tez öfkelenmez ve çok
güçlüdür.” (Na 1,3). Tanrı Sözü bizi uyarıyor: “Her kötü niyetle birlikte her türlü
kin, öfke, kızgınlık, bağrışma ve iftira sizden uzak olsun” (Ef 4,31).

114. Kök salmamaları için saldırgan ve benmerkezci davranışlarımızla da savaşmak
ve onlara karşı kendimizi korumak gereklidir: “Öfkelenin, ama günah işlemeyin.
Öfkenizin üzerine güneş batmasın.” (Ef 4,26). Kendimizi kıstırılmış hissettiğimizde
her zaman bizi Tanrı’nın ellerine tekrar taşıyan ve esenlik kaynağına yaklaştıran

duanın çıpasına tutunabiliriz: “Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi,
Tanrı’ya dua edip yalvararak şükranla bildirin. O zaman Tanrı’nın her kavrayışı aşan
esenliği Mesih İsa aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır.”
(Fil 4,6-7).

115. Hristiyanlar da internet ve dijital ortamlardaki çeşitli forumların ya da
ortamların aracılığıyla sözlü şiddete maruz kalabilmektedirler. Katolik medyasında
bile kimi zaman sınırlar aşılıyor, küfür ve hakaret sıradanlaşıyor ve başkalarının
isminin saygınlığı her türlü etik ve saygın davranış göz ardı ediliyor. Dolayısıyla
tehlikeli bir ikilik ortaya çıkmaktadır, çünkü toplum içinde söylemenin hoş
olmayacağı sözler bu sosyal ağlarda söylenir ve öfkeyle intikam için kişi kendi
memnuniyetsizliğini telafi etmeye çalışır. Kimi zaman diğer emirleri savunuyormuş
gibi yapıp, sekizinci emri tamamen görmezden gelmemiz önemlidir: “yalan yere
tanıklık etmeyeceksin” ve merhametsizce başkalarının imajını yerle bir ederiz.
Herhangi bir kontrol olmadan dil “bir kötülük dünyasıdır” ve “Cehennemden
alevlenmiş olarak yaşamımızın gidişini alevlendirir.” (Yak. 3, 6).

116. Lütfun bir eseri olan içsel dayanıklılık sosyal hayatı ele geçirmekte olan
şiddetin yaygınlaşmasından bizi alıkoyar, çünkü lütuf kibri reddeder ve yüreğin
yumuşak başlı olmasını sağlar. Azizler başkalarının kusurlarından yakınmakla
enerjilerini tüketmezler; erkek ve kız kardeşlerinin hatası karşısında dillerini
tutabilirler ve başkalarını aşağılayan ve hor gören sözlü şiddete imkân vermezler.
Azizler başkalarına sert davranma hakkını kendilerinde görmez, daha çok onları
kendilerinden “daha üstün” kabul eder (bk. Fil. 2, 3).

117. Başkalarına acımasız yargıçlar gibi tepeden bakmak, onlardan üstünmüş gibi
davranmak ve sürekli onlara ders vermeye çalışmak iyi bir şey değildir. Bu da
şiddetin bir biçimidir95. Aziz Giovanni della Croce farklı bir yol önerir: “Herkesten
aşağı olanlara öğretmek istemektense, herkesin size öğretmesini
arzulayın”96. Ardından da şeytanı uzakta tutmak için bir tavsiyede bulunur:
“Başkalarının iyi olması, siz iyiymişsiniz gibi mutluluk versin, ve her şeyde
başkalarının size üstün olmasını arzulayın; bunu tüm yüreğinizle yapmalısınız.
Böylece kötü olanı iyilikle yenecek, şeytanı kovacak ve ruhta sevince
kavuşacaksınız. Size çekici gelen en küçük şeyde bile bunu uygulamaya çalışın.
Bilin ki bu yolla kendinizi eğitmezseniz ne gerçek sevgiye ulaşacak ne de bu yolda
bir adım bile ilerleme sağlayacaksınız”97.

118. Tevazu ancak alçaltılma yoluyla kök salar. Bunlar olmadan ne tevazu ne de
kutsallık bulunur. Dayanamıyor ve biraz alçalma gösteremiyorsanız mütevazı
olmadığınız gibi azizlik yolunda da değilsinizdir. Tanrı’nın Kilisesi’ne bahşettiği


95 Zarif ve saygılı ve hatta çok ruhani gözükürken, başkalarının benlik saygısında çok acıya neden olan zorbalık
biçimleri vardır.
96 Cautele, 13: Opere, Roma 19794, 1070.
97 Age.

azizlik, Oğlu’nun alçaltılması yoluyla olmuştur. Yol O’dur. Alçaltılma sizi İsa’ya
benzer kılar; bu, İsa’ya benzemenin kaçınılmaz parçasıdır. Çünkü “Mesih, izinden
gidesiniz diye uğrunuza acı çekerek size örnek oldu” (1 Pet 2, 21). Buna karşılık,
halkının bitmek bilmeyen sadakatsizliği ve şikâyetlerine rağmen onlarla yola
çıkmaya razı olan Peder’in alçakgönüllülüğünü de ortaya çıkarır (bk. Çık. 34,6-9;
Bil. 11,23-12,2; Lk. 6,36). Bu nedenle Havariler alçaltılmanın acısından sonra
“İsa’nın adı uğruna hakarete layık görüldükleri için” sevindiler (Ha. İşl. 5,41).


119. Burada sadece şehitliğin keskin durumundan söz etmiyorum, Rabbe sunulmak

üzere; ailesini korumak için katlananların, kendisi ile övünmek yerine başkasına
övgü düzenlerin, çok da hoş olmayan görevleri seçerek haksızlığa uğramayı da
seçmiş olanların her günkü alçaltılmalarından söz ediyorum. “Ama iyilik edip acı
çektiğinizde dayanırsanız, Tanrı’yı hoşnut edersiniz.” (1 Pet 2, 20). Bu, tek kelime
etmeden gözlerini yere eğip çok az konuşarak toplumdan uzak kalmak değildir.
Kimi zaman; kişi, bencillikten uzak olduğu için onaylamadığı şeyi yumuşakça ifade
etme cesareti gösterebildiğinde, güçlülerin karşısında zayıf olanı savunup adalet
isteyebildiğinde, yaptığı itirazdan zarar görse bile söylediği şey değerlidir.


120. Bu şekilde alçaltılmanın hoş olduğunu ileri sürmüyorum, çünkü öyle olsa

mazoşizm olurdu, fakat bu, İsa’ya benzemenin ve onunla birlik içinde olmanın bir
yoludur. Bu, doğal olarak kavranamaz ve dünya bu tür bir görüşle alay edecektir. Bu
daha çok dua ile istenmesi gereken bir lütuftur: “Ey Rab, aşağılanma anında, senin
yolunda ve senin izinde olduğumu anlamama yardım et”.


121. Mesih tarafından yatıştırılmış bir yürek gerektiren bu şekilde bir tutum, aşırı

bencillikten doğan saldırganlıktan uzaktır. Lütfun meyvesi olan aynı barış dolu olma
hali “Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile,” (Mez. 23, 4) ya da “Karşımda bir
ordu konaklasa” (Mez. 27, 3) iç güvenimizi korumayı ve iyilikte sebat etmeyi,
dayanmayı mümkün kılar. Kayamız olan Rab’be güvenerek ilahi söyleriz: “Esenlik
içinde yatar uyurum, Çünkü yalnız sen, ya Rab, Güvenlik içinde tutarsın beni.”
(Mez. 4, 8). Kesinlikle Mesih’in kendisi “bizim barışımızdır” (Ef. 2, 14); o
“Ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltmek üzere yardımımıza gelecektir” (Lk. 1,79).
Azize Faustina Kowalska’ya demiş olduğu gibi “İnsanlık Benim Merhametime
güvenmeyi öğrenene dek esenlik bulmayacak” 98. Öyleyse başarıda, hoş zevklerde,
zenginlikte, başkalarına karşı güçlü olmakta ya da sosyal statülerimizde güvence
arama denenmesine düşmeyelim. İsa bize diyor ki “size kendi esenliğimi veriyorum.
Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum” (Yu 14,27).






98 La Misericordia Divina nella mia anima. Diario della beata Suor Faustina Kowalska, Città del Vaticano 1996,
132.

Sevinç ve Mizah Duygusu
122. Korkmuş, suratsız, iğneleyici ya da melankolik veya iç karartıcı bir surat

takınmaktan çok uzak bir şekilde azizler neşeli ve mizah duygusu olan insanlardır.
Gerçekçiliklerini yitirmeden ümitle dolu olumlu bir ruh ile başkalarını aydınlatırlar.
Hristiyan olmak, “Kutsal Ruh’ta sevinçtir” (Rom. 14, 17), çünkü “merhamet
sevgisinin ardından ister istemez sevinç de gelir. Seven kişi sevdiği ile birleşmekten
zevk alır […] merhametin sevgiyi takip etmesi de bu yüzdendir99. Tanrı Sözü’nün
harika armağanını almış olarak, “Kutsal Ruh’un verdiği sevinçle Tanrı sözünü kabul
ederiz” (1 Sel. 1,6). Rab’bin bizi kabuğumuzdan dışarı çekmesine ve yaşamlarımızı
değiştirmesine izin verirsek Aziz Pavlus’un bizden istediği şeyi yapabiliriz: “Rab’de
her zaman sevinin; yine söylüyorum, sevinin!” (Fil. l 4, 4).

123. Peygamberler, şimdi yaşamakta olduğumuz İsa’nın zamanlarını sevincin
açıklandığı zamanlar olarak ilan etmişlerdi: “Sesini yükselt, sevinçle haykır”
(Yşa 12, 6). “Ey Siyon’a müjde getiren, Yüksek dağa çık! Ey Yeruşalim’e müjde
getiren, Yükselt sesini, bağır, Sesini yükselt, korkma. Yahuda kentlerine, "İşte,
Tanrınız!" de. (Yşa. 40, 9). “Ey gökler, sevinçle haykırın, Neşeyle coş, ey yeryüzü!
Ey dağlar, sevinç çığlıklarına katılın, Çünkü Rab halkını avutacak, Ezilene
merhamet gösterecek.” (Yşa. 49, 13). “Ey Siyon kızı, sevinçle coş! Sevinç çığlıkları
at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet,
sıpaya, Eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!” (Zek. 9,9). Nehemya’nın tembihlerini
de unutmamak gerek: “Üzülmeyin. Rab’bin verdiği sevinç sizi güçlü kılar!” (8,10).


124. Meryem; İsa’nın getirdiği yenilenmeyi kavrayarak şöyle der: “Ruhum

seviniyor” (Lk 1,47), ve İsa’nın kendisi “Kutsal Ruh’ta sevinir” (Lk 10, 21). O
geçtiği sırada “tüm halk sevinir” (Lk 13, 17). Dirilişinden sonra öğrencilerinin
gittiği yerlerde “çok sevinç” vardır (Ha. İşl.8, 8). İsa bize güvence verir: “Size
doğrusunu söyleyeyim, siz ağlayıp yas tutacaksınız, dünya ise sevinecektir.
Kederleneceksiniz, ama kederiniz sevince dönüşecek. Bunun gibi, siz de şimdi
kederleniyorsunuz, ama sizi yine göreceğim. O zaman yürekten sevineceksiniz.
Sevincinizi kimse sizden alamaz.” (Yu. 16,20.22). “Bunları size, sevincim sizde
olsun ve sevinciniz tamamlansın diye söyledim.” (Yu. 15,11).


125. Haçın ağırlığını hissettiren zor anlar olacaktır, fakat “Uyum sağlayan ve

kendini dönüştüren ve her zaman, her şeyin ötesinde, kişisel olarak sonsuz bir
şekilde sevilmenin kesinliğinden gelen ve bir ışık parıltısı gibi kalan”100 bu
doğaüstü bu sevinci hiçbir şey yıkamaz. Dünyasal ölçütlere göre kavranamaz
manevi bir doyum veren ümit dolu bir sükûnet, içsel bir güven duygusudur bu.


126. Hristiyan sevincine genellikle bir mizah duygusu eşlik eder. Bunu açık bir

şekilde Aziz Thomas Moore’da, Aziz Vincent de Paul’da ve Aziz Philippe Neri’de

99 S. Tommaso d’Aquino, Summa Theologiae, I-II, q. 70, a. 3.
100 Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 6: AAS 105 (2013), 1221.

görebiliriz. Hastalıklı mizah, azizliğin bir belirtisi değildir. “Öyleyse at tasayı
yüreğinden” (Va. 11,10). “Zevk almamız için bize her şeyi” veren Rab’den aldık (1
Tim
6,17), ki keder nankörlüğün bir göstergesi olabilir. Tanrı’nın bize bahşettiği
armağanları anlayamayacak kadar kendi içimize kapanmış olabiliriz101.


127. Bir babanın sevgisiyle Tanrı bize der ki: “Oğlum, …elinden geldiği ölçüde

kendine iyi bak, … Bugün güzel şeylerden yararlanmaya bak.” (Sir 14,11.14). O
bizden olumlu, şükran dolu ve açık olmamızı ister: “İyi günde mutlu ol… Tanrı
insanları doğru yarattı, Oysa onlar hâlâ karmaşık çözümler arıyorlar.”
(Va. 7,14.29). Durum ne olursa olsun her durumda kendimizi esnek tutmalı ve Aziz
Pavlus’u örnek almalıyız: “Çünkü ben her durumda eldekiyle yetinmeyi öğrendim.”
(Fil.4,11). Assisili Aziz Fransua bu şekilde yaşamıştı; bayat bir parça ekmek
karşısında şükran dolu oluyor ya da yüzünü okşayan hafif bir meltemle Tanrı’ya
sevinç dolu övgüler sunuyordu.


128. Günümüzün bireyci ve tüketimci kültürünün yarattığı bir sevinçten söz

etmiyorum. Tüketimcilik sadece yüreği ağırlaştırır. Anlık ve gelip geçici zevkler
sunar, ama sevinç vermez. Burada “Vermek, almaktan daha büyük mutluluk" (Ha.
İşl.
20,35) olduğu için paylaşan ve paylaşılan ve birlik içinde yaşanan sevinçten söz
ediyorum. “Tanrı sevinçle vereni sever.” (2 Ko. 9,7). Kardeşlik sevgisi sevinç için
kapasitemizi çoğaltır, çünkü başkalarının iyiliğinden sevinç duyma yetimizi artırır:
“Sevinenlerle sevinin” (Rom12,15). “Biz güçsüz, sizse güçlüyken seviniyoruz.
Yetkin olmanız için de dua ediyoruz.” (2 Ko.13,9). Diğer yandan “öncelikle kendi
ihtiyaçlarımıza odaklandığımızda sevinçsiz bir varoluş için kendimizi kınamış
oluruz”102.

Cesaret ve Şevk
129. Azizlik aynı zamanda parresia (açık sözlülükle gerçeği söylemek)dır:

Cesarettir, müjdelemek için bir ani istek ve bu dünyaya bir iz bırakmaktır. Bunu
yapmamıza imkân vermek için İsa kendisi gelir ve bize bir kez daha sakince fakat
kesin bir şekilde der ki: “Korkma” (Mk 6,50). “size buyurduğum her şeye uymayı
onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim” (Mt 28,20).
Bu sözler, Havarilere İsa Mesih’i ilan etmelerini emrederek, onları da harekete
geçiren Kutsal Ruh’un verdiği aynı cesaretle, bizi öne çıkarak hizmet etmemizi
sağlar. Cesaret, coşku, konuşma özgürlüğü, havarisel tutku, tüm bunlar parresia
kelimesinde bir araya toplanmıştır. Kutsal Kitap bu sözcüğü aynı zamanda Tanrı’ya


101 Aziz Thomas Moore’aatfedilen duayı okumanızı isterim: «Ey RAb, bana iyi bir sindirim ve sindirmek için bir
şeyler ver. Bana korunması gereken iyi bir ruh haliyle birlikte sağlıklı bir beden ver. Ey Rab, bana iyi ve saf olanı
nasıl saklayacağını bilen ve günah karşısındadonup kalmadan her şeyi doru yola koymayı bulabilen kutsal bir ruh
ver. Bana, sıkılmayı, söylenmeyi, yakınmayı iç çekmeyi bilmeyen, “Ben” denen hantal şey için dertlenmeyen bir
ruh ver. Ey Rab, bana mizah duygusu ver. Bana şakaları anlama lütfu ver, böylece hayatıdmda nele olsun ve onu
başkalarına aktarabileyim. Senden bunu dilerim.”
102 Esort. ap. postsin. Amoris laetitia (19 marzo 2016), 110: AAS 108 (2016), 354

ve başkalarına açık bir yaşamın özgürlüğünü de tanımlamak için kullanır. (bk. Ha.
İşl.
4,29, 9,28, 28,31; 2 Ko. 3,12; Ef. 3,2; İbr. 3,6; 10,19).

130. Çok Mutlu VI Pavlus, müjdeleme için engellere atıfta bulunarak parressia
eksikliğinden söz etmektedir “bu çok daha ciddidir, çünkü içeriden gelir”103. Ne
kadar da sık şekilde güvenli kıyıda bekleme denenmesine düşeriz! Yine de Rab bizi
derinlere açılmaya ve ağlarımızı atmaya çağırıyor (bk. Lk 5,4). Hayatlarımızı
hizmetinde geçirmeyi teklif ediyor. Ona tutunarak, başkalarına hizmet ederken tüm
karizmalarımızı ortaya koymak için ilham buluruz. Her zaman bu sevgi tarafından
zorlandığımızı hissedebilelim. (2 Ko.5,14) ve Aziz Pavlus yine der ki “Müjde’yi
yaymazsam vay halime” (1 Ko. 9, 16).


131. İsa’ya bakalım. Onun derin şefkati kendinde yoğunlaşmış bir şey değildir,

bizde çoğu zaman olduğu gibi, hareketsiz bırakan, utandıran ya da çekingen bir
şefkat değildir, bunun tam tersidir. O, O’nu güçle çıkıp ilan etmeye iten, göreve
gönderen, şifa vermeye ve özgür kılmaya gönderen bir şefkattir. Kendi
zayıflığımızın farkına varalım, fakat İsa’nın onu çekip alarak bizi de göreve
göndermesine olanak verelim. Bizler zayıfız, fakat yine de bizim büyümemizi
sağlayabilecek ve onu kabul eden kişiyi daha iyi ve daha mutlu yapacak olan bir
hazineye sahibiz. Cesaret ve Havarisel gözü peklik misyonun temel bir parçasıdır.

132. Parresía Ruh’un bir mührüdür; ilan ettiğimiz şeyin gerçekliğinin tanığıdır. Bizi
ilan ettiğimiz İncil’in yüceliğine götürecek olan sevinçli bir teminattır. Bu, “Bizi
Tanrı sevgisinden hiçbir şeyin ayıramayacağı”ndan (Rom 8, 39) emin olan imanlı
Tanığın imanındaki sarsılmaz güvenidir.

133. Korku ve hesaplı davranışlar yüzünden felç olmayalım diye güvenli sınırlar
içinde yürümemek için Ruh’un iteklemesine ihtiyacımız var. Unutmayın, kapalı
yerlerde nem kokusu bulunur ve bizi hasta eder. Havariler tehlike ve tehditler
yüzünden cesaretlerini yitireceklerini hissettiklerinde bu denemeden kurtulmak
üzere dualarında parresía için yalvarıyorlardı: “Ve şimdi ya Rab, onların savurduğu
tehditlere bak! Senin sözünü tam bir yüreklilikle duyurmak için biz kullarına güç
ver” (Ha. İşl. 4, 29). Sonuçta “Duaları bitince toplandıkları yer sarsıldı. Hepsi Kutsal
Ruh’la doldular ve Tanrı’nın sözünü cesaretle duyurmaya devam ettiler.” (Ha. İşl.4,
31).


134. Peygamber Yunus gibi, sürekli değişik adlar altında güvenli bir yere kaçmakla

deneniyoruz: Bireysellik, ruhsallık, küçük bir dünyaya kapanarak yaşamak,
bağımlılık, uzlaşmazlık, yeni fikir ve yaklaşımları reddetmek, dogmacılık, nostalji,


103 Esort. ap. Evangelii nuntiandi (8 dicembre 1975), 80: AAS 68 (1976), 73. Bu metinde Çok Mutlu VI. PAvlus’un
sevinci Parresia ile ilişkilendirdiğini görmek ilginçtir.”sevinç ve umut eksikliği”nden yakınırken “kimsenin ve
hiçbir şeyin söndüremeyeceği içsel bir dürtü ile” “müjdeleme sevincinin verdiği teselliyi” över. Dünya İncil’İ
“mutsuz ve neşesiz müjdeleyicilerden” kabul etmez. Durante l’Anno Santo del 1975, lo stesso Paolo VI dedicò
alla gioia l’Esortazione apostolica Gaudete in Domino (9 maggio 1975): AAS 67 (1975), 289-322.

karamsarlık, kuralların ve düzenin arkasına sığınma. Kimi zaman bildiğimiz ve bize
kolay gelen çevreden kaçabilmek için uğraş veriyoruz. Belki bir fırtına, balina ya da
Yunus’un ensesini yakan güneşten koruyacak gölgeyi veren su kabağını kurutan bir
tırtıl ya da rüzgâr gibi zorluklar… Ve onun için olduğu gibi, bizim için de bunlar
bizi yolculuğumuza yeniden başlamaya davet eden Tanrı’nın sevecenliğine geri
götürmeye hizmet eder.

135. Tanrı daima yenidir. Bizi sürekli bildiğimiz yerlerin, çevremizin, sınırların
ötesine geçmeye çağırır. İnsanlığın en çok yaralandığı, insanın yapay ve kurallara
uyan görünümü altında, hayatın anlamı sorusuna cevap aramaya devam ettiği yere
götürür. Tanrı korkmaz! O korkusuzdur! O her zaman bizim plan ve tasarılarımızın
ötesindedir. Uç noktalardan korkmaksızın kendisi sınır olur (bk. Fil. 2,6-
8; Yu 1,14). Eğer en uca gitmeye cesaret edersek, onu orada bulacağız; aslında o
zaten ordadır. İsa zaten oradadır, erkek ve kız kardeşlerimizin yüreklerinde, onların
yaralanmış etlerinde, onların içinde bulunduğu sorunlarda ve en derin
yalnızlıklarında. O zaten oradadır. (bk. Fil 2, 6-8, Yu. 1,14).

136. Yüreğimizin kapısını İsa Mesih’e açmamız gerektiği doğrudur, çünkü o kapıyı
çalar ve bizi çağırır (bk. Va. 3,20). Kimi zaman, belki de İsa içeridedir ve bizim ben-
merkezciliğimizden bizi uzaklaştırabilmek için kapıyı çalıyordur, diye düşünmekten
kendimi alamıyorum. İncil’de İsa’nın “köy kent dolaşarak Tanrı’nın Egemenliği’ni
duyurup müjdeldediğini” görüyoruz (Lk 8,1). Dirilişinden sonra öğrencileri dört bir
yana dağılınca Rab onlara eşlik etti (bk. Mk. 16, 20). Bu, gerçek karşılaşmanın
ortaya çıkardığı dinamiktir.

137. Alışkanlıklar baştan çıkarıcıdır; bize bir şeyleri değiştirmeye çalışmanın bir
anlamı olmadığını, yapacak bir şey olmadığını çünkü her şeyin her zaman böyle
olup bittiğini ve bizim zaten hayatta kalmaya çalıştığımızı söyler. Alışkanlıkların
dayatmasıyla şeytana daha fazla direnmeyiz. Biz “bırak ne olacaksa olsun” ya da
başkaları ne olacağına karar versin, demeye başlarız. Fakat Rabbin sizi bu
uyandırmasına, tembellikten kurtarmasına, eylemsizlikten çıkarmasına imkân verin.
Yerleşmişliğe karşı savaşalım, gözlerimizi ve kulaklarımızı ve hepsinden önce
kalplerimizi açalım, etrafımızda olup bitenlerin ve Diri Olan’ın yaşayan ve etkili
Sözü’nün haykırışının bizi harekete geçirmesine izin verelim.

138. Çoğunlukla hayatlarını tehlikeye atarak ve her zaman rahatlarından feragat
ederek büyük bir sadakatle kendilerini ilan etmeye ve başkalarına hizmet etmeye
adayan tüm bu rahipler, din adamları ve laik kişilerin örneğine bakarak ilham
alıyoruz. Onların tanıklığı, Kilise’nin, bürokrat ve görevlilerden çok, gerçek
yaşamı paylaşmak için coşku duyan, tutkulu misyonerlere ihtiyacı olduğunu bize
hatırlatıyor. Azizler bizi şaşırtır, kafamızı karıştırır, çünkü yaşamlarıyla, bizi
uyuşuk ve kasvetli ortalama yaşamı terk etmeye teşvik ederler.

139. Ruh bizi ileri bir adım atmaya çağırdığında tereddüt etmeme lütfunu vermesi
için Rab’be yalvaralım. İncil’i başkalarıyla paylaşmak için havarisel cesaret ve
Hristiyan yaşamımızı bir anılar müzesi yapmaya çalışmaktan vazgeçme gücü
isteyelim Rab’den. Fakat her durumda Kutsal Ruh Dirilmiş İsa’nın ışığında tarihi
derin anlamıyla düşünmeye yöneltsin bizi. Bu yolla Kilise asla yorulmaz, fakat
daima Rab’bin sürprizlerini kabul eder.

Cemaat içinde
140. Başkalarından uzak, yalıtılmış bir şekilde yaşarken, şehvete, tuzaklara ve

şeytanın ayartmalarına ve dünyanın bencilliğine karşı savaşmak çok zor olur. Pek
çok çekici şeyin bombardımanı altında giderek daha da yalnızlaşırsak, gerçeklik
duygusunu ve içimizdeki açıklığı yitirir ve kolayca pes ederiz.

141. Azizlikte gelişmek, cemaat içinde, diğerleriyle yan yana gerçekleşen bir
yolculuktur. Bunu bazı aziz cemaatlerde görmekteyiz. Çeşitli vesilelerle Kilise
İncil’i kahramanca yaşayan ya da tüm mensuplarının, yaşamlarını Tanrı’ya adadığı
tüm cemaatleri takdis etmiştir. Örneğin Meryem’in Hizmetkârları Tarikatı’nın yedi
aziz kurucusu, Madrid’de ilk Meleğin Meryem’i Ziyareti Manastırının yedi çok
mutlu rahibesi, Japon şehitler Aziz Pavlus Miki ve Arkadaşları, Kore şehitleri Aziz
Andreas Taegon ve arkadaşları, ya da Güney Amerikalı şehitler Aziz Rocco
González, Aziz Alonso Rodríguez ve arkadaşlarını hatırlayabiliriz. Ya da daha yakın
tarihteki tanıklar olan, şehitlik için bir cemaat olarak hazırlanan Cezayir,
Tibhirine’deki Trappistleri hatırlayabiliriz. Aynı şekilde pek çok kutsal evlilikte de
her bir eş Mesih tarafından bir diğerinin aziz olması için bir araçtır. Başkalarıyla
birlikte yaşamak ya da çalışmak da kesinlikle ruhsal ilerleme yoludur. Haç’ın Aziz
Yuhannası öğrencilerinden birine şunu der: “Böylece o sende çalışır ve sen de
erdem işlerini yaparsın”104.


142. Her bir cemaat “Dirilmiş Rab’bin mistik varlığının tecrübe edildiği teolojik bir

alan”105 oluşturmaya çağrılmıştır. Söz’ü paylaşmak ve Efkaristiya’yı birlikte
paylaşmak bizi giderek kardeşler haline getirir ve yavaş yavaş kutsal kılarak
misyonerlik cemaati haline getirir. Bu, Aziz Benediktus ve Scholastica’nın durumu
ya da Aziz Auguustinus ve Annesi azize Monica’nın birlikte yaşadığı yüce manevi
karşılaşma gibi, cemaatte yaşanan gerçek mistik deneyimin gelişmesini sağlar.
“Senin gizli tasarılarına inandığım şekilde, senin bildiğin ama bizim bilmediğimiz,
bu dünyadan ayrılacağı gün yaklaştığında; bizi barındıran evin penceresine
yaslanarak bahçeye bakarken bulduk kendimizi [ …]. Seninle olmak anlamına gelen
senin yaşam pınarının doğaüstü kaynağına yüreklerimizi açtık, […]. Konuşur ve
O’nu (bilgeliği) özlerken, aklın tüm telaşı ile onu biraz olsun kavradık [… öyle ki]
ebedi yaşam iç çekmemize neden olan o sezgi anına [benzeyecektir]"106.


104 Cautele, 15: Opere, Roma 19794, 1072.
105 S. Giovanni Paolo II, Esort. ap. postsin. Vita consecrata (25 marzo 1996), 42: AAS 88 (1996), 416.
106 Confessioni, IX, 10, 23-25: PL 32, 773-775.


143. Bu tür deneyimler ne çok sık yaşanır ne de çok önemlidirler. Ortak yaşam ister

ailede, mahalli kilisede, dini cemaatte isterse başka bir yerde olsun, her günkü küçük
olaylarla inşa edilir. Bu, Kutsal Üçlü birliğin güzelliğini örnek bir yolla yansıtan İsa,
Meryem ve Yusuf’tan oluşan kutsal topluluk için de doğrudur. Bu, öğrencileri ve
sıradan insanlarla İsa’nın paylaştığı yaşam için de doğrudur.


144. İsa’nın öğrencilerinden küçük ayrıntılar konusunda dikkatli olmalarını

istediğini unutmayalım.

– Bir bayramda şarabın bitmek üzere olduğu ayrıntısı,
– Kaybolan bir kuzu ayrıntısı,
– Tapınakta dul kadının iki bakır para sunduğu ayrıntısı,
– Güveyin gecikme ihtimaline karşı lambalar için yedek yağ bulundurma ayrıntısı,
– Öğrencilere sahip oldukları ekmek somunu sayısını sorma ayrıntısı,
– Şafak vaktinde öğrencileri beklerken, ateşi yakıp balık hazırlama ayrıntısı.


145. Mensuplarının birbirine özen gösterdiği ve açık ve müjdeleyen bir ortamı olan,

sevginin küçük ayrıntılarından sevinç duyan bir cemaat107, Dirilmiş Rab’bin mevcut
olduğu, Peder’in planıyla uyum içinde kutsallaşmış bir yerdir. Kimi zaman bu küçük
ayrıntıların ortasında bize, Tanrı tecrübesinin tesellisi, Rab’bin armağanı olarak
verilir: “Bir kış gecesi, her zamanki gibi küçük hizmetimi yerine getiriyordum…
Aniden uzakta bir yerden bir müzik aletinin ahenkli tınısını işittim. Sonra iyi
aydınlatılmış, parlak yaldızlı bir misafir odasında iyi giyimli genç hanımların
birbirleriyle konuşup birbirlerini övdüklerini, dünyevi sözlerle birbirlerine iltifat
ettiklerini hayal ettim. Sonra gözlerim, yardımına gittiğim, fakir hasta kadına
yöneldi. Artık müzik yerine onun arada sırada yükselen şikâyetlerini duyuyordum…
Ruhumda neler olduğunu kelimelerle anlatmama imkân yok; bildiğim şuydu, Rab
gerçeğin ışığı ile dünyevi ziyafetin kasvetli parıltısını delip geçerek aydınlattı,
duyduğum mutluluğa inanamıyordum.”108

146. Başkalarından ayrı olarak kendi iyiliğini aramanın sonucunda kendini izole
etmeye varan bireyci tüketim eğilimine tamamen ters bir şekilde, bizim azizlik
yolumuz kendini, İsa’nın isteğine uygun bir şekilde tanımlamaktan vaz
geçmeyecektir: “Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da
bizde olsunlar.” (Yu. 17, 21).





107 Özel bir şekilde “izin isteme, teşekkür etme ve özür dileme” üç anahtar sözcüktür diye hatırlıyorum. Çünkü
doğru zamanda doğru sözler gün be gün sevgiyi korur ve besler.” (Esort. ap. postsin. Amoris laetitia, 19 marzo
2016, 133: AAS 108 [2016], 363).
108 S. Teresa di Gesù Bambino, Manoscritto C, 29 v-30r: Opere complete, Roma 1997, 269.

Sürekli Duada
147. Son olarak her ne kadar açık olsa da azizliğin dua ve tapınmada ifadesini bulan

aşkınlığa duyulan müzmin açıklık olduğunu hatırlamalıyız. Aziz; Tanrı ile iletişime
ihtiyaç duyan, dua ruhu ile dolu kişidir. O, Tanrı için özlemi ve çabalarının
ortasında dünyanın kapalı içkinliği ile boğuşmaya dayanamayan kişidir.
Övgülerinde kendi ötesine geçer ve Rab’bi düşünürken sınırlarını aşar. Çok uzun ya
da yoğun duygular yaşanması gerekmese de dua olmaksızın azizliğin olacağına
inanmıyorum.

148. Aziz Giovanni della Croce bize şunu tavsiye eder: “Gerçek ya da hayali ya da
her ikisi birleşmiş halde olsa da her tür faaliyetinizde her zaman Tanrı’nın
huzurunda kalmak için gayret edin”109. Sonunda Tanrı için arzumuz günlük
yaşantımızda kesinlikle kendi ifadesini bulacaktır: “Duada sebat edin, bedenen
çalışırken bile duadan vazgeçmeyin. Yemek yerken ya da içerken, birileriyle
konuşurken ya da herhangi bir şey yaparken her zaman Tanrı’ya yönelin ve
yüreğinizi ona bağlayın.”110

149. Bunu yapabilmek için Tanrı ile yalnız geçirilecek anların olması gereklidir.
Avilalı Azize Teresa için dua “bizi sevdiğini bildiğimiz O’nunla dostça bir
karşılaşma ve sık sık tenhada yapılan bir söyleşmeden başka bir şey
değildir.”111 Bunun sadece ayrıcalıklı birkaç kişi için değil hepimiz için geçerli
olduğu konusunda ısrar ediyorum, çünkü “hepimiz tapınılan kişinin varlığı ile dolu
bu sessizliğe ihtiyaç duyuyoruz.”112 Güven dolu bir dua, Tanrı ile yüz yüze
karşılaşmaya açık bir kalbin bir cevabıdır, orada; tüm seslerin onu duymak için
sustuğu sessizlikte, Rab’bin yankılanan sesi işitilir.

150. Bu sessizlikte Ruh’un ışığında Rab’bin bizi çağırdığı kutsallık yolunu
sezebiliriz. Aksi takdirde hayatlarımızda alacağımız her karar İncil’i yüceltmek
yerine onu süsleyip püsleyerek maskeleyecek ya da derine itecektir. Her bir öğrenci
için Öğretmeni ile zaman geçirmek onun sözünü dinlemek ve daima ondan
öğrenmek esastır. Dinlemediğimiz takdirde, tüm sözlerimiz boş gevezelik olmaktan
öte geçemez.


151. Şunu hatırlamamız gerek: “Bu yaşamın sorunlarıyla parçalanmış ya da günahla

bozulmuş bile olsa bizim insanlığımızı yeniden şekillendirecek olan, ölmüş ve
dirilmiş olan İsa’nın yüzünü derinden düşünmektir. Mesih’in yüzünün kudretini
hafife almayalım”.113 Öyleyse size sorayım: Sessizce Rab’bin huzuruna çıktığınız,
onunla sükûnet içinde zaman geçirdiğiniz, bakışının sıcaklığını hissettiğiniz anlar


109 Gradi di perfezione, 2: Opere, Roma 19794, 1079.
110 Id., Consigli per raggiungere la perfezione, 9: Opere, cit., 1078.
111 Id., Consigli per raggiungere la perfezione, 9: Opere, cit., 1078.
112S. Giovanni Paolo II, Lett. ap. Orientale lumen (2 maggio 1995), 16: AAS 87 (1995), 762.
113 Discorso al V Convegno nazionale della Chiesa italiana, Firenze, 10 novembre 2015: AAS 107 (2015), 1284.

var mı? Ateşinin yüreğinizi tutuşturmasına izin veriyor musunuz? Onun sizi sevgisi
ve şefkati ile ısıtmasına izin vermedikçe tutuşamayacaksınız. O zaman, nasıl
sözleriniz ve tanıklığınızla başkalarının yüreklerinde ateşi yakabileceksiniz?
Mesih’in yüzüne bakışınızı yöneltirken sizi iyileştirmesine ve dönüştürmesine izin
veremiyorsanız, Rab’bin yüreğine, böğründeki yaralarının içine girin çünkü O, ilahi
merhametin meskenidir114.


152. Sizden sessizlikte duayı, etrafımızı çevreleyen dünyadan kaçış ve reddetme

olarak görmemenizi istiyorum. Rus Gezginci, etrafında olup bitenlerden kendini
soyutlamaksızın sürekli aynı duayı söylerdi. “Birileriyle karşılaştığımda, tüm
insanlar ailemin fertleriymiş gibi ayrım hissetmeden, sevilebilir görünüyorlardı
bana… Bu sadece benim kendi ruhumda hissettiğim mutluluk ve teselli değildi,
fakat etrafımdaki tüm dünya da çok güzel ve büyüleyici görünüyordu”.115


153. Geçmiş de ortadan kaybolmaz. Özellikle Tanrı’nın yaşamlarımıza döktüğü

armağanlarla beslendiği için dua her zaman hatırada zengin tutulmalıdır. Tanrı’nın
yaptığı işlerin hatırası Tanrı ve halkı arasındaki antlaşma deneyiminin
merkezindedir. Tanrı, tarihin içinde yer almayı istedi ve böylece dualarımız, anılarla
birlikte iç içe geçmiş olur. Sadece onun bize açıkladığı sözü üzerine değil, fakat
kendi hayatlarımız, başkalarının hayatları ve Kilisesi’nde Rab’bin tüm yaptıkları
hakkında da düşünelim. Burada şükranla, Aziz Loyolalı Ignatius’un
Contemplazione per Raggiungere l’Amore’sinde116 bizden Rab’den aldığımız tüm
kutsanmalara önem vermemizi istediğini hatırlayalım. Dua ederken kendi
geçmişinizi düşünün, orada çok fazla merhamet bulacaksınız. Bu Rab’bin her zaman
size verdiği değere karşı olan farkındalığınızı da artıracaktır; o sizi asla unutmaz. Bu
o her şeyi gördüğünden dolayı yaşamınızdaki en küçük ayrıntıya bile ışık tutmasını
istemek için bir farkındalık yaratır.


154. Yalvarmak için dua, Tanrı’da güven bulan ve tek başına bir şey

yapamayacağının farkında olan bir yüreğin ifadesidir. Tanrı’nın iman dolu halkının
yaşamı iman dolu sevgi ve büyük güvenden doğan sürekli yalvarma ile kendini
gösterir. İstekte bulunduğumuz duaları da küçük görmemeliyiz, onlar sık sık
yüreğimizi yatıştırır ve ümitte sebat etmemize yardım eder. Şefaat dualarının özel
bir değeri vardır, çünkü hem Tanrı’ya duyulan güveni gösteren bir harekettir hem de
komşumuza olan sevgimizin bir ifadesidir. Tek yanlı bir maneviyata dayanarak,
bazıları duanın, her şeyi dışarıda bırakıp sadece Tanrı’yı düşünmek şeklinde olması
gerektiğini ileri sürerler, sanki başkalarının adları ve yüzleri kaçınılması gereken bir
saldırıymış gibi dikkati dağıtacak hiç bir şey olmamalıdır. Oysa aslında duamızda
eğer başkaları için yakarma varsa İsa’nın bize bıraktığı iki buyruğu yerine getirmeye
çalıştığı için, Tanrı’yı daha fazla hoşnut edecek ve azizlik yolunda daha da
büyümemiz sağlayacaktır. Başkaları için yaptığımız dualar, onların hayatlarını, en


114Bk. S. Bernardo, Discorsi sul Cantico dei Cantici 61, 3-5: PL 183, 1071-1073.
115 Racconti di un pellegrino russo, Milano 19793, 41; 129.
116 Bk. Esercizi spirituali, 230-237.

derin sorunlarını ve en yoğun hayallerini kucaklamamıza imkân verdiği için onlara
duyduğumuz kardeşçe sevginin bir ifadesidir. Cömertçe başkaları için yakaran
dualara kendini adayan kişilere Kutsal Yazılardaki şu sözü uygun görebiliriz: “Bu
adam kardeşlerini seviyor, ulusumuz ve kutsal kent için çok dua ediyor”. (2
Mak
15,14).

155. Tanrı’nın varlığını gerçekten kabul ettiğimizde, ona tapınmaktan başka bir şey
yapamayız, sessiz bir hayranlıkla ve sevinç dolu ilahilerle onu överiz. Bu şekilde
Çok Mutlu Charles de Foucauld’un deneyimini paylaşırız: “Bir Tanrı’nın olduğuna
inanır inanmaz onun için yaşamaktan başka bir şey yapamayacağıma inandım.”117
Tanrı’nın bu dünyada hacı olan halkının yaşamında “bir hacının bakışı Tanrı’nın
sevgisi ve yakınlığını simgeleyen bir imgenin üstüne yönelir. Sevgi durup bekler,
gizemli olanı seyreder ve sessizce bundan zevk alır” diye ifade edildiği gibi saf
tapınmanın sade hareketlerinden pek çoğu bulunabilir”118.


156. Tanrı Sözü’nü dua ederek okumak “baldan daha tatlıdır” (Mez. 119, 103) her

ne kadar “iki ağızlı kılıç” gibi olsa da (İbr. 4, 12), bizim durup Rabbimizin sesini
dinlememize olanak verir. Adımlarımıza çıra, yolumuz için ışık olur (bk. Mez. 119,
105). Hindistan’daki episkoposların bize hatırlattığı gibi, “Tanrı Sözüne adanmışlık
sadece birden çok adanmadan biri değildir, çok güzeldir, ama isteğe bağlıdır.
Hristyian yaşamının merkezine ve kimliğine iner. Bu söz yaşamları değiştirme
gücüne sahiptir”.[119]


157. İsa ile Kutsal Yazılar’da karşılaşmak bizi Efkaristiya’ya götürür, orada Söz, en

yüksek etkisine ulaşır, çünkü Yaşayan Şöz olan Kişi’nin gerçek mevcudiyeti
Efkaristiya’dır. Tek Mutlak Olan, yeryüzünde verilebilecek en büyük tapınmayı
orada alır, çünkü Mesih’in kendisi, orada kendisini sunmaktadır. Ve biz onu
Komünyon’da aldığımızda onunla olan antlaşmamızı yenileriz ve bizi dönüştüren
faaliyetlerini daha da gerçekleştirmesine imkân veririz.












117 Lettera a Enrico de Castries, 14 agosto 1901: Charles de Foucauld, Opere spirituali. Antologia, Roma 19835,
623.
118 V Conferenza Generale dell’Episcopato Latinoamericano e dei Caraibi, Documento di Aparecida (29 giugno
2007), 259.

BEŞİNCİ BÖLÜM
MÜCADELE, UYANIK KALMAK ve AYIRT ETME GÜCÜ


158. Hristiyan yaşamı sürekli bir mücadeledir. Şeytanın ayartmalarına direnmek ve

İncil’i ilan etmek için dayanmaya ve cesarete ihtiyacımız var. Yaşamlarımızda
Rab’bin zaferi her zaman sevinmemizi sağladığı için bu mücadele tatlıdır.

Mücadele ve Uyanık Kalmak
159. Biz sadece dünyaya karşı mücadele etmiyoruz, aynı zamanda; bizi zihinsel

olarak ayartmaya çalışan, sıkıcı ve sıradan kılan, coşku ve sevinç bırakmayan
dünyevi zihniyete karşı savaş veriyoruz. Bu savaş kendi insani zayıflıklarımıza ve
temayüllerimize (tembellik, şehvet, kıskançlık ve diğerleri) de indirgenemez. Bu
aynı zamanda, kötülüğün efendisi olan şeytana karşı sürekli bir mücadeledir. İsa
kendisi bizim zaferimizi kutlar. Öğrencileri İncil’i ilan ederken ve kötü olana karşı
galip gelirken sevinir ve onları över: “Şeytan’ın gökten yıldırım gibi düştüğünü
gördüm” (Lk 10,18).

Bir efsaneden daha fazlası

160. Doğaüstü bir anlayış olmadan sadece deneysel standartlara göre bir yaşam
konusunda ısrarcı olursak, şeytanın varlığını kabul etmemiş olacağız. Bu özellikle
aranızdaki kötücül gücün ne kadar yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu anlayabilmenin
kesin ifadesidir. Kutsal Kitap yazarları belli gerçeklikleri ifade edebilmek için sınırlı
kavramsal kaynaklara sahiptiler ve İsa’nın zamanında örneğin epilepsi şeytan
tarafından ele geçirilmiş olmakla karıştırılabiliyordu. Yine de bu bizi, İncil’deki her
vakayı psikolojik rahatsızlığa indirgeyerek ve bu nedenle şeytanın olmadığı ya da
faal olmadığı düşüncesine sürükleyerek her şeyi aşırı derecede basitleştirmeye
götürmemelidir. O, Tanrı’nın şeytan üzerindeki zaferi ile son bulan Kutsal
Yazılar’ın ilk sayfasından itibaren orada mevcuttur.119 Aslında İsa bize bıraktığı
Göklerdeki Pederimiz duasında bizden, Peder’e duamızı “kötülükten bizi kurtar”120
dileği ile bitirmemizi istemiştir. Bu son sözler soyut bir kötülüğe atıfta bulunmaz;
tam tercümesi “kötü olan” şeklinde olmalıdır. Bu kişisel olarak bize saldıran bir
kişiliğe işaret eder. İsa her gün ondan, üstümüzde hâkimiyet kurmasın diye
kurtulmak istemeyi bize öğretti.

161. Bu nedenle şeytanı, bir efsane, bir temsili ifade, bir simge, bir konuşma ya da
fikrin parçası olarak düşünmememiz gerekir.121 Bu hata, savunmamızı düşürmeyi,


119 Conferenza dei Vescovi Cattolici dell’India, Dichiarazione finale della XXI Assemblea plenaria (18 febbraio
2009), 3.2.
120 Bk. Omelia nella Messa a Casa S. Marta, 11 ottobre 2013: L’Osservatore Romano, 12 ottobre 2013, p. 12
121 Bk. B. Paolo VI, Catechesi nell’Udienza generale del 15 novembre 1972: Insegnamenti X [1972], 1168-1170:
«En çok gereken şeylerden biri de Şeytan adlı kötülüğün savunulmasıdır. […] Kötülük sadece bir eksiklik değil,
etkili, yaşayan, manevi sapkın bir varlıktır. Korkunç bir gerçekliktir. Gizemli ve korkutucu. onun tanımayı

daha dikkatsiz davranmayı ve sonunda da daha korunmasız olmayı getirir. Şeytan
bize sahip olma ihtiyacında değildir. Bizi nefret, ayrıştırma, kıskançlık ve kötülük
zehri ile zehirler. Savunmamızı indirdiğimizde yaşamlarımızı, ailemizi ve
cemaatimizi yıkmak için avantaj elde eder. “Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi
yutacak birini arayarak dolaşıyor.” (1 Pe 5,8).

Uyanık Olun ve Güvenin

162. Tanrı sözü bizi açıkça “Şeytanın hilelerine karşı durmaya” (Ef. 6, 11) ve
“Şeytan’ın ateşli oklarını söndürmeye” (Ef. 6,11) davet eder. Bu ifadeler melodrama
kaçan ifadeler değildir, çünkü, özellikle azizliğe doğru giden yolumuz sürekli bir
mücadeleden ibarettir. Bunu anlamayan kişiler başarısızlığın ya da vasatlığın avı
olacaklardır. Bu ruhsal mücadele için Rab’bin bize verdiği güçlü silahları
kuşanalım: iman dolu dua, Tanrı Sözü hakkında derinlemesine düşünmek
(meditasyon), Kutsal Ayin’e katılma, Efkaristiya Tapınması, Kutsal Barışma Sırrı,
hayır işleri, cemaat yaşamı, misyonerlik çalışmaları gibi. Eğer dikkatsiz olursak,
şeytanın sahte vaatleri bizi kolayca ayartır. Aziz Rahip Cura Brochero’nun dikkat
çektiği gibi, “Lusifer sizi özgür kılmayı vaat etse ve sizi tüm zenginliklerinin
ortasına fırlatsa bile bunlar sahte ve zehirli zenginliklerse, bu ne işe yarar?” 122

163. Tüm bu yol boyunca iyi olan her şeyin çoğaltılması manevi yaşamda gelişme
ve sevgide büyüme, kötülüğe karşı en iyi güç dengesini oluşturur. Az olanla yetinen,
Rab’be cömertçe kendini verme fikrini göz ardı eden, tarafsız kalmayı seçen kişiler
asla tutunamayacaklar. En azından yenilgiye uğrasalar da “güven olmadan
başlarsak, savaşın yarısını kaybetmiş oluruz ve talantlarımızı gömmüş oluruz…
Hristiyan galibiyeti her zaman bir haçtır, ki bu haç aynı zamanda muzaffer bir
bayraktır, şeytanın saldırısına karşı saldırgan bir hassasiyetten doğar.123

Ruhsal Yozlaşma

164. Azizlik Yolu bize Ruh tarafından verilen bir esenlik ve sevinç pınarıdır. Aynı
zamanda “kandillerimiz yanar durumda” (Lk. 12, 35) ve dikkatli olmamızı
gerektirir. “Her çeşit kötülükten kaçının.” (1 Sel. 5, 22). “Uyanık kalın” (Mt 24,
42; Mk 13, 35). “başkaları gibi uyumayalım” (1 Sel. 5, 6). Tanrı yasasına karşı ölüm
günahı işlemediğini düşünen kişi kör bir aymazlık içine düşer. Kendilerinde
eleştirilecek ciddi bir şey görmedikleri için manevi yaşamlarının giderek ılık bir hale
geldiğini fark edemez olurlar. Zayıf düşer ve yozlaşırlar.


reddetmek, Kutsal Kitap ve kilise öğretisi çerçevesinde; Tanrı’dan gelen her yaratık gibi kendi var oluşu içinde
ya da onu yalan bir gerçeklik, kavramsal ya da fantastik bir kişilik halinde kötülüğümüzün bilinmeyen sebebi gibi
göstermek.».
122 S. José Gabriel del Rosario Brochero, Predica delle bandiere, in Conferenza Episcopale Argentina, El Cura
Brochero. Cartas y sermones, Buenos Aires 1999, 71.
123 Esort. ap. Evangelii gaudium (24 novembre 2013), 85: AAS 105 (2013), 1056

165. Manevi yozlaşma körlüğün rahat ve kendinden hoşnut bir biçimi olduğundan
bir günahkârın düşüşünden daha kötüdür: “Şeytan bile kendini ışık meleği gibi
gösterdiği” (2 Ko. 11, 14) için ayartılma, iftira, bencillik ve benmerkezciliğin diğer
alt biçimleri ve diğer her şey kabul edilebilir biçimde kendini gösterir. Çok büyük
günah işleyen Davut utançtan kurtulmayı başarırken, Süleyman’ın günleri sona erdi.
İsa bizi kolayca yozlaşmaya götüren, kendi kendini kandırmaya karşı uyarmaktadır.
Şeytanın, yedi şeytan daha bulup; çıktığı insana, temizlenmiş yere tekrar geri
döndüğüne dair bir mesel anlatır. (bk. Lk 11, 24-26). Başka bir Kutsal Kitap
metninde bu açıkça şöyle ifade edilmektedir: “Köpek kusmuğuna geri döner”. (2
Pe.
2, 22; cf. Özd. 26, 11).

Ayırt Etme Gücü
166. Bir şeyin Kutsal Ruh’tan mı, dünyevi ruhtan mı yoksa şeytanın ruhundan mı

geldiğini nasıl bilebiliriz? İyi bir mantık yürütme ya da sağduyudan daha fazlası
olan ayırt etme gücü, bunu anlamanın tek yoludur. Bu bizde olması için
yalvarmamız gereken bir armağandır. Kutsal Ruh’tan onu güvenle istersek ve aynı
zamanda dua, derin düşünme, okuma ve iyi tavsiyelerle gelişmesi için çaba
sarfedersek bu ruhsal yetenekte kesinlikle gelişebiliriz.

Acil bir gereklilik

167. Günümüz dünyası, eylem ve dikkatin dağılması bakımından sonsuz olanaklar
sunduğu ve dünya bunların hepsini iyi ve geçerli olarak gösterdiği için Ayırt Etme
Gücü Lütfu, çok daha gerekli bir hale gelmiştir. Hepimiz, fakat özellikle gençler bir
zaplama kültürüne batmış durumdayız. Anında iki ya da daha fazla ekran arasında
geçiş yapıyor, iki ya da daha fazla senaryo ile aynı anda etkileşime geçebiliyoruz.
Ayırt Etme Gücünün bilgeliği olmazsa, o günkü eğilimlerin insafına kalmış
kuklalara dönüşmemiz işten bile değildir.

168. Hayatımızda bazı yenilikler kendini gösterdiğinde, ayırt etme gücü daha da
önem kazanır. O zaman bunun Tanrı tarafından getirilen yeni bir şarap ya da
dünyanın ruhu ya da şeytanın ruhu tarafından yaratılan bir illüzyon olup olmadığına
karar vermek gerekir. Diğer zamanlarda, kötünün gücü, değişmemek gerektiğine,
her şeyi olduğu gibi bırakmaya ya da değişime katı bir direnci seçmeye ikna
ettiğinde de bunun tersi olabilir. Bu da Ruh’un çalışmasına engel teşkil edebilir.
Bizler Mesih’in özgürlüğü ile özgürüz, fakat O, hala bize içimizde ne olduğunu
anlamak için arzularımızı, endişelerimizi, korkularımızı ve sorunlarımızı – ve
etrafımızda nelerin yer aldığını – “zamanın belirtilerini – sormaya devam eder ve
böylece tam özgürlüğe götüren yolu tanıyabiliriz. “Her şeyi sınayın, iyi olana
sımsıkı tutunun.”(1 Sel. 5,21).




Daima Rab’bin ışığında

169. Ayırt Etme Gücü sadece büyük sorunları çözme ihtiyacı duyduğumuz ya da
hayati kararlar almamız gereken zamanlar gibi olağanüstü zamanlarda gerekli
değildir. Rab’bi daha imanla izlemeye yardım edecek manevi savaş aracıdır.
Tanrı’nın zamanlarını tanımamız için, lütfunun istemlerine boyun eğmekte hataya
düşmeyelim ve gelişmek için çağrısını hor görmeyelim diye buna her zaman
ihtiyacımız bulunuyor. Yücelik her günkü basit olaylarda kendini gösterdiği için,
Ayırt Etme Gücü, genellikle küçük ve açıkça birbiriyle ilişkisi olmayan şeylerde
gerçekleşir.124 Olayların büyüklüğü ya da küçüklüğü önemsizdir, Küçük şeyler, her
günün sorumluluğu ve taahhütleri ile ilgilendiği sırada daha büyük, iyi ve güzel
şeyler için çaba göstermekten de vazgeçmez. Bu nedenle tüm Hristiyanlardan Rab
ile diyaloglarında günlük samimi “vicdan yoklamasını” ihmal etmemelerini
isteyeceğim. Ayırt Etme Gücü, Tanrı’nın basit bir iyi niyetle yetinmeyelim diye,
verdiği gizemli sevgi planının somut anlamını tanımamızı sağlar.

Doğaüstü bir armağan

170. Elbette manevi ayırt etme gücü, beşerî bilimlerden ortaya çıkan varoluşsal,
psikolojik, sosyolojik ya da ahlaki görüşleri kapsam dışı bırakmaz. Fakat onları aşar.
Kilise’nin bilge normları da yetersiz kalır. Ayırt Etme Gücünün bir lütuf olduğunu
hatırlamamız gerek. Ayırt Etme Gücü, mantık ve sağduyuyu da içine almakla
birlikte onların ötesindedir, Çok çeşitli durum ve değişkenler arasında şekillenen
Tanrı’nın her birimiz için eşsiz ve gizemli planını, bir bakışta anlama konusudur.
Benim geçici iyi olma halimden, yararlı bir şeyleri başarmaktan dolayı duyduğum
tatminden ya da kendimle barışık olma durumundan çok daha fazlasıdır. Beni
tanıyan ve seven Peder’in karşısında, yaşamımın gerçek anlamı ve kimsenin O’ndan
daha iyi bilemeyeceği, yaşamımın gerçek amacı hakkındadır. Son olarak, Ayırt
Etme Gücü, ölmeyen yaşam kaynağına götürür: Peder’i, tek gerçek Tanrı’yı ve
O’nun gönderdiği İsa Mesih’i tanımak (bk. Yu. 17, 3). Ayırt Etme Gücü, özel bir
beceri gerektirmediği gibi, daha zeki olmak ya da daha iyi bir eğitim de gerektirmez.
Peder, küçük olanlara kendini açıklamaktan hoşnutluk duyar (Bk. Mt. 11, 25).

171. Rab bize, işteyken, ya da başkaları aracılığıyla ve her anda konuşur. Tanrı’nın
dilini daha iyi kavrayabilmemizi, aldığımıza inandığımız esini daha iyi
yorumlamamızı, endişelerimizi yatıştırmamızı ve onun ışığında tazelenen
varlığımızın tamamını görmeyi sağlayan uzun duanın sessizliği olmazsa onu
işitemeyiz. Bu şekilde Ruh tarafından esinlenmiş bir yaşamdan doğan yeni bir
sentezin doğmasına imkân veririz.




124 Aziz Loyolalı Ignatius’un mezarında şu bilgece kitabe yazılıdır: «Non coerceri a maximo, contineri tamen a
minimo divinum est» (Sınırlarından daha büyük bir şey yok ve daha küçük olanın içinde her şey bulunur, ve bu
ilahi olandır.)

Konuş, Ey Rab

172. Yine de duanın kendisinde bile Kendi istediği gibi hareket eden Ruh’un
özgürlüğü ile yüzleşmeyi reddetmemiz mümkündür. Dua ile Ayırt Etme Gücünün,
dinlemeye hazır olmaktan geçtiğini unutmayalım: Rab’bi ve başkalarını ve her
zaman yeni yollarla bize meydan okuyan gerçeğin kendisini dinlemeye hazır olmak.
Sadece dinlemeye hazır olursak kendi kısmî ya da yetersiz fikirlerimizi, her zamanki
alışkanlıklarımızı ve olayları görme biçimimizi bir kenara koyma özgürlüğümüz
olur. Bu şekilde güvencelerimizi kırabilecek, fakat daha iyi bir yaşama götürecek bir
çağrıyı kabul etmeye, gerçekten açık hale gelebiliriz. Her şeyin sakin ve huzur
içinde olması yetmez. Tanrı bize daha fazlasını da sunuyor olabilir, fakat rahatlık
içindeki aymazlığımızla onu görmeyiz.

173. Doğal olarak, bu dinleme davranışı, Kurtuluş’un “bugün”ü için en verimli olan
Kilise hazinelerini bulma yolundaki arayışında, en son standart olarak İncil’e, fakat
aynı zamanda onu koruyan Magisterium’a da itaat etmeyi gerektirir. Bu, aynı
çözümlerin her koşulda geçerli olmaması ve bir bağlamda yararlı olan şeyin bir
başka durumda yararlı olmaması nedeniyle, kuralları uygulamak ya da geçmişte
yapılanları tekrar etmek ile alakalı bir durum değildir. Ruhları ayırt etme gücü,
dirilmiş Rab’bin ebedi “bugün”ü karşısında yeri olmayan katılıktan kurtarır. Sadece
Ruh’un kendisi her durumda gizli ve karanlıkta olana nüfuz edebilir, öyle ki İncil’in
yeniliği başka bir ışığa çıkabilsin. ,

Vermenin ve Haç’ın Mantığı

174. Ayırt Etme Gücünün gelişmesi için temel bir koşul da Tanrı’nın sabrını ve
zamanlarını anlama konusunda gelişmektir; bu ikisi hiç bir zaman bize tabi değildir.
Tanrı iman etmeyenlerin üstüne ateş yağdırmaz (bk. Lk 9,54), ya da buğdayların
arasında büyüyen delicelere kökünden koparmaya heves etmez (bk. Mt 13,29).
Cömertlik te gereklidir, çünkü “Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur” (Ha.
İşl.
20,35). Ayırt Etme Gücü, bu hayattan ne elde edebileceğimizi keşfetmek için
değil, vaftizimizde bize emanet edilmiş olan misyonumuzu nasıl daha iyi yerine
getirebileceğimizi anlamak içindir. Bu, kurban etmeye hazır olmayı da gerektirir,
her şeyi kurban etmek gerekse bile. Mutluluk için bir paradokstur bu. Bunu, bu
dünyaya ait olmayan gizemli mantığı kabul ettiğimizde tecrübe ederiz: Aziz
Bonaventura, Haç’ı gösterek: “Bizim mantığımız budur” 125der. Bir kere bu
dinamiğe girince vicdanımız uyuşuk kalmayacak ve kendimizi Ayırt Etme Gücü
için cömertçe açacağız.

175. Tanrı’nın huzurundayken yaşam yolculuğumuzu incelediğimizde hiçbir alanı
dışarıda bırakmak mümkün değildir. Yaşamımızın tüm alanlarında gelişmeye devam
edebilir ve bu alanlarda çok zor olduğunu düşünsek de Tanrı’ya daha büyük şeyler


125 Sull’Hexaemeron, 1, 30.

sunabiliriz. Fakat Kutsal Ruh’tan bizi özgür kılmasını ve yaşamımızın bazı yönlerine
girmesini yasaklamamıza neden olan korkuyu sürgün etmesini istemek gereklidir.
Her şeyi isteyen kişi, her şeyi de verecektir ve asla bizim mutsuzluğumuzu ya da
zayıf düşmemizi istemez, bizi tamlığa kavuşturmak ister. Bu bize, Ayırt Etme
Gücünün; varsayımsal kişisel analiz ya da bencilce bir iç gözlem değil, erkek ve kız
kardeşlerimizin iyiliği için bizi çağırmış olduğu misyonu yerine getirmemize yardım
etmek üzere Tanrı’nın, gizemine yaklaşma yolunda kendimizi geride bırakmak için
samimi bir çıkış olduğunu gösterir.

* * *

176. Bu düşüncelerin Meryem tarafından taçlandırılmasını arzuluyorum, çünkü
O’ndan başka hiç kimse o İsa’nın sözünü etmiş olduğu “Mutluluklar”ı yaşamadı.
Tanrı’nın huzurunda sevinç duyan kadın, yüreğinde her şeyi saklayan kişi ve kılıçla
delinmeye izin veren kimse O’dur. O, azizler arasında azizdir, tüm diğerlerinin
üstünde kutsanmıştır. Bize azizlik yolunu öğretir ve her zaman yanımızda yürür.
Düşmüş halde kalmamıza izin vermez ve düştüğümüzde bizi yargılamadan kollarına
alır. Onunla söyleşmek bizi teselli eder, özgürleştirir ve aziz kılar. Annemiz
Meryem’e binlerce kelimeyle konuşmamız gerekmez. Yaşamlarımızda olup biteni
ona anlatmamıza gerek yoktur. Tek yapmamız gereken fısıldayarak ve defalarca
“Selam Sana, …” demektir.

177. Bu sayfaların, azizlik arzusunu teşvik etmek bakımından tüm Kilise’de yararlı
olmasını ümit ediyorum. Tanrı’ya daha büyük yücelik sunacak azizler olmayı
coşkuyla arzulamak üzere Kutsal Ruh’un içimizde yoğun bir istek uyandırması ve
birbirimizi bu yolda teşvik etmemizi sağlaması için dua edelim. Böylece dünyanın
bizden çekip alamayacağı ortak bir mutluluğu paylaşacağız.





Roma’da Aziz Petrus’ta, 2018 Yılı Aziz Yusuf Bayramı’nda, Papalık görevimin 8. Yılında
verilmiştir.

Francesco

© Copyright – Libreria Editrice Vaticana
Çeviri: CET Basın Bürosu; Şule Rogenbuke, İtalyanca’dan Türkçe’ye;
Fransızca’dan Reyhan Akant’ın katkısıyla.