Misericordiae Vultus


OLAĞANÜSTÜ MERHAMET JÜBİLESİNİN ÇAĞRISININ

BİLDİRİSİ


ROMA EPİSKOPOSU

TANRI HİZMETKÂRLARININ HİZMETKÂRI

FRANCESKO


BU MEKTUBU OKUYAN HERKES İÇİN

LÜTUF, MERHAMET VE ESENLİK OLSUN



1. Mesih İsa, Peder’in merhametinin yüzüdür. Bu sözlerde Hristiyan inancının gerçek bütünlüğü bulunur. Merhamet, Nasıralı İsa’da canlı ve görünür hale gelmiş, onda zirvesine erişmiştir. “Merhameti bol olan” (Ef. 2,4) Peder, Musa’ya kendi adını “Ben Rab’bim, Rab, acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık Tanrı” diye açıkladıktan sonra, tarih boyunca kendi ilahi doğasını göstermeyi bırakmadı. “Zaman dolunca” (Gal. 4,4), her şey onun kurtarış planına uygun olarak düzenlendiğinde, bize kesin bir şekide Peder’in sevgisini açıklaması için dünyaya, Bakire Meryem’den doğan biricik Oğlu’nu gönderdi. İsa’yı gören, Peder Tanrı’yı görür (Yu. 14, 9). Nasıralı İsa, sözleriyle, eylemleriyle ve tüm kişiliğiyle1 Peder’in merhametini açınlar.


2. Merhametin gizemini sürekli bir şekilde düşünmeye ihtiyacımız var. Bu, sevincin, dinginliğin ve esenliğin pınarıdır. Kurtuluşumuz ona bağlıdır. Merhamet: Çok Kutsal Üçlü Birliğin yüce gizemini bize açıklayan sözcüktür. Merhamet: Bizimle buluşmaya gelen Tanrı’nın en son ve yüce eylemidir. Merhamet: Yaşam yolunda kız ve erkek kardeşlerinin gözünde samimiyeti arayan her kişinin yüreğinde yer alan temel yasadır. Merhamet: günahkârlığımıza rağmen, ebediyen sevilme ümidine kalplerimizi açan, Tanrı ile insanı bağlayan köprüdür.


3. Hayatlarımızda Peder’in işlerinin daha etkin bir işareti olabilelim diye merhamete daha da dikkatli bir şekilde bakmaya çağrıldığımız bir dönemdeyiz. Bu nedenle, Kilise için özel bir dönem, imanlıların tanıklığının daha güçlü ve daha etkili bir şekilde büyüdüğü bir dönem olarak; Merhametin Olağandışı Jübilesini ilan ediyorum.

Kutsal Yıl, 8 Aralık 2015 tarihinde, Meryem Ana’nın Lekesiz Doğuşu Bayramı’nda başlayacak. Bu litürjik bayram günü, inanlık tarihinin en başından beri Tanrı’nın yaptıklarını bize hatırlatıyor. Âdem ve Havva’nın günahından sonra, Tanrı insanlığı şeytanla başbaşa bırakıp terketmeyi istemedi. Böylece bakışını, insanın kurtarıcısının Annesi olması için seçtiği, sevgide kutsal ve lekesiz olan Meryem’e çevirdi (Ef. 1,4). İnsan günahın ağırlığı ile yüzyüze geldiğinde, Tanrı, Merhametinin doluluğu ile karşılık verdi. Merhamet, daima her tür günahtan daha büyüktür ve her zaman affetmeye hazır olan Tanrı’nın sevgisine kimse sınır koyamaz. Lekesiz Doğuş Bayramı’nda Kutsal Kapı’nın açılışı bana büyük sevinç verecek. O günde, Kutsal Kapı, Merhamet Kapısı olacak ve bu kapıdan geçen herkes, teselli eden, affeden ve ümit aşılayan Tanrı sevgisini yaşayacak.


Ardından gelen Pazar Günü, Noel Hazırlık Devresi’nin Üçüncü Pazarı, Roma Katedrali’nin yani Saint John Lateran Bazilikasının Kutsal Kapısı açılacak. Aynı Pazar günü, her yerel kilisede, katedralde – özel bir bölgedeki imanlıların ana kiliselerinde – ya da özel önemi olan bir kilise ya da katedralde Kutsal Yıl boyunca bir Merhamet Kapısı’nın açılacağını ilan edeceğim. Yerel tarikatın takdirine göre, benzer bir kapı, büyük hacı gruplarının sık sık ziyaret ettiği Kiliselerde açılabilir; bu kutsal yerlerin ziyareti insanlar tövbe yolunu keşfederken çok büyük lütuflarla doludur. Her Özel Kilise bu nedenle, bu Kutsal Yılı olağanüstü bir lütuf ve ruhsal yenilenme zamanı olarak yaşamaya doğrudan katılacaktır. Bu nedenle Jübile, Roma’da ve Özel Kiliselerde Kilise’nin Evrensel Birliği’nin gözle görülür bir işareti olarak kutlanacaktır.


4. Kilise’nin yakın tarihindeki zengin anlamı nedeniyle 8 Aralık tarihini seçmiş bulunuyorum. Aslında Kutsal Kapı’yı İkinci Ekümenik Vatikan Konsili’nin kapanışının ellinci yıldönümünde açacağım. Kilise’nin bu olayı büyük ölçüde canlı tutması gerekiyor. Kilise, bu Konsil ile tarihinde yeni bir döneme başladı. Konsil Pederleri, Kutsal Ruh’un gerçek nefesi olarak çağın erkek ve kadınları ile daha kabul edilebilir şekilde konuşma gereğini güçlü bir şekilde kavramışlardı. Kilise’yi bir tür kale haline getiren yüksek duvarlar yıkıldı, İncil’in yeni bir şekilde ilan edilmesinin zamanı gelmişti. Bu, başlangıçtan beri var olan aynı müjdelemenin yeni bir aşamasıydı. Bu, tüm Hristiyanların daha büyük coşku ve inançla imanlarına tanıklık etmek üzere tüm Hristiyanlar için yeni bir taahhüt idi. Kilise dünyada Peder’in sevgisinin yaşayan bir işareti olmak için sorumluluk hissediyordu.


Aziz XXIII. John’un Konsil açılışında izlenecek yolu gösterirken söylediği sarsıcı sözlerini hatırlıyoruz: “Artık Mesih’in Gelini, ciddiyetin silahlarını almak yerine, merhametin ilacını kullanmayı istiyor… Bu Ekümenik Konsil’de Katolik Kilisesi’nin meşalesini yükseltirken, Katolik Kilisesi kendisini herkese seven anne olarak göstermek istiyor: Sabırlı, şefkatli, merhametle hareket eden ve ayrılmış olan çocuklarına iyilikle davranan…” 2 Çok Mutlu VI. Pavlus, Konsil’in kapanışı sırasında benzer şekilde konuşmuştu: “Biz, bu Konsil’in temel dinsel özelliğinin merhamet olduğunu vurgulamayı tercih ediyoruz…. İyi Samariyeli’nin eski öyküsü, Konsil’in ruhaniyeti için bir örnek oluşturmuştur… İnsanlığın modern dünyasına Konsil’den akan şefkat ve takdir dalgası… Hatalar kınandı, çünkü merhamet bunu gerektirir, daha azını değil; fakat bireylerin kendisi için sadece öğüt, saygı ve sevgi vardır. Günümüz dünyasına Konsil’den iç karartan teşhisler yerine cesaretlendiren ilaçlar; korkunç tahminler yerine güven veren mesajlar yayımlandı. Modern dünyanın değerlerine sadece saygı gösterilmekle kalınmadı, fakat yüceltildiler; çabaları değerlendirildi, verdikleri ilham arındırıldı ve takdis edildi… Vurgulamamız gereken başka bir nokta da şudur: tüm bu zengin öğreti tek bir doğrultuya yönlenmiştir: her koşulda zayıflıkta ve ihtiyaçta insanlığa hizmet.” 33]


Kilise’nin, almış olduğu her şey için duyduğu şükran duygularıyla ve önümüzde uzanan sorumluluğun duyarlılığı içinde hacılık yolunda bizi destekleyen ve bizimle kalacak olan Dirilmiş Rabbimiz Mesih İsa’nın gücüne tam bir güvenle Kutsal Kapı’nın eşiğinden geçeceğiz. Mesih İsa’nın nakşettiği kurtarış işleriyle işbirliği içindeki inananların adımlarına yol gösteren Kutsal Ruh, Tanrı halkına, merhametin yüzünü seyredebilmeleri için yolu açsın ve onları desteklesin. 4


5. Jübile Yılı 20 Kasım 2016 tarihinde Kral Olan Mesih’in Bayramı’nın Görkemli Ayini ile kapanacaktır. O günde, Kutsal Kapı’yı mühürlerken, her şeyden daha çok lütfun bu sıradışı dönemini bize bağışlamış olduğu için En Kutsal Üçlü Birliğe minnet ve şükran duyguları ile dolu olacağız, herkesin daha parlak bir gelecek inşa etmek üzere çalışabilmesi için ondan sabah şebnemi gibi merhametini üzerimize dökmesini isteyerek Kilise’nin yaşamını, tüm insanlığı ve tüm evreni Mesih İsa’nın Rab oluşuna emanet edeceğiz. Gelecek yılın merhametle doyurulmuş olmasını ne kadar çok istiyorum… Böylece Tanrı’nın iyiliğini ve şefkatini her kadın ve erkeğe götürmek üzere gidebiliriz! Merhametin merhemi hem inananlara hem de uzak olanlara erişsin, böylece Tanrı’nın Egemenliği’nin aramızda olduğunun işareti açıkça görülsün!


6. “Tanrı için merhamet göstermek olağandır, çünkü o kudretini özellikle bu şekilde gösterir.”5 Aziz Thomas Aquinas’ın sözleri Tanrı’nın merhametini bir zayıflık işareti olmaktan ziyade onun kudretinin bir işareti olarak gösteriyor. Litürjide de “Ey Tanrım, sen merhamet ve affını bize vermekle kudretini bizlere açıkladın…”6 ifadesinin en kadim zamanlardan beri söylenmesinin nedeni de budur. İnsanlık tarihi boyunca Tanrı her zaman mevcut, yakın, hazır, kutsal ve merhametli olagelmiştir.


Sabırlı ve merhametli” Bu iki sözcük Eski Antlaşma boyunca Tanrı’nın doğasını tanımlamak için beraberce kullanılır. İyiliğinin ceza ve yıkımın üzerinde galip olduğu her yerde kurtarış tarihi boyunca çoğu hareketinde onun merhametli varlığı somut bir şekilde gösterilir. Mezmurlarda onun merhametli işlerinin yüceliği özel bir şekilde öne çıkarılır: “Bütün suçlarını bağışlayan, bütün hastalıklarını iyileştiren, canını ölüm çukurundan kurtaran, sana sevgi ve sevecenlik tacı giydiren,” (Mez 103:3-4). Başka bir mezmurda daha açık bir şekilde, merhametinin somut işaretlerini anlatır: “Ezilenlerin hakkını alan, açlara yiyecek sağlayan O’dur. Rab tutsakları özgür kılar, körlerin gözünü açar, iki büklüm olanları doğrultur, doğruları sever. Rab garipleri korur, öksüze, dul kadına yardım eder, kötülerin yolunuysa saptırır.” (Mez146:7-9). Burada da Mezmurcu’nun bazı izlenimlerini buluyoruz: “(Rab) O kırık kalplileri iyileştirir, yaralarını sarar… Rab mazlumlara yardım eder, kötüleri yere çalar.” (Mez 147:3, 6). Kısaca, Tanrı’nın merhameti soyut bir kavram değil, çocuğu için en derin sevgi ile hareket eden bir anne ya da babanın sevgisi gibi kendini gösteren, somut bir gerçekliktir. Bunun “içten gelen bir sevgi (visseral)” olduğunu söyleyebiliriz. Bu doğal olarak derinlerden fışkıran şefkat ve merhamet, hoşgörü ve lütuftur.


7. “Çünkü merhameti ebediyen sürer.” Tanrı’nın kendini gösterdiği olaylar anlatılırken bu nakarat Mezmur 136’nın her dizesinden sonra tekrarlanır. Merhamet erdemi sayesinde, Eski Antlaşma’daki tüm olaylar derin ebediyen geçerli kurtuluş değerleri ile doludur. Merhamet, Tanrı’nın İsrail ile olan tarihini bir kurtuluş tarihi haline getirir. Mezmur’da olduğu gibi “Çünkü merhameti ebediyen sürer” sözünü sürekli tekrarlamak, her şeyi ebedi sevgi gizemi içine yerleştirerek uzay zaman boyutunda bir kırılma oluşturmak gibi görülüyor. Bu sadece tarih boyunca değil, fakat tüm sonsuzluk boyunca insanın daima Peder’in merhametli bakışı altında olacağını söylemek gibidir. İsrail’in –Büyük Hallel diye adlandırılan- bu mezmuru en önemli litürjik bayram günlerinde söylemek istemesi tesadüf değildir.


Izdıraplarından önce Mesih İsa bu merhamet mezmuru ile dua etti. Matta İncili’nde bu durumu kanıtlar: “onlar bir ilahi söyledikleri sırada” (26,30), İsa ve öğrencileri zeytinlik Dağına gittiler. Kendisinin ve kendi paskalya kurbanının son bulmayan anısı olarak Efkaristiya’yı kurarken, vahyin bu en üst hareketini, sembolik olarak merhametinin ışığına yerleştirdi. Merhametle aynı bağlam içinde, haçta mükemmelliğine eriştirdiği sevginin büyük gizeminin bilincinde olarak, İsa ıstıraplarına ve ölümüne girdi. İsa’nın dua ettiği bu mezmuru, biz hristiyanlar için çok daha önemli kıldığını bilerek, günlük yaşamlarımızda bu nakaratı ve bu övgü sözlerini tekrarlayalım: “Çünkü merhameti ebediyen sürer”.


8. Gözlerimiz İsa’ya ve O’nun merhametli bakışına kenetlenmiş olarak En Kutsal Üçlü Birliğin sevgisini yaşarız. İsa’nın Peder’den aldığı görev, ilahi sevginin gizemini tüm doluluğu ile açıklamaktı. “Tanrı sevgidir” (1. Yu. 4, 8.16), Yuhanna Kutsal Yazılar’da ilk kez ve bir defa bunu beyan ediyor. Bu sevgi İsa’nın tüm yaşamında görünür ve somut hale gelmiştir. Karşılıksız verilen bu sevgi olmaksızın onun kişiliği bir anlam ifade etmez. Kendisine yaklaşan insanlarla oluşturduğu ilişki tamamen eşsiz ve tekrar edilemez şeyleri göstermektedir. Günahkârların, yoksulların, dışlanmışların, hastaların ve acı çekenlerin her birinde, yaptığı işlerdeki işaretlerin her birinde, hepsinde amacı merhameti öğretmekti. Ondaki her şey merhameti anlatıyor. Ondaki hiç bir şey merhametten yoksun değildir.


İsa kendisini izleyen kalabalığı görünce, onların yorgun ve bitkin olduğunu, kaybolduklarını ve bir yol gösterenlerinin bulunmadığını anladı ve onlar için derin bir merhamet duydu (bk. Mt 9,36). Bu merhametli sevgiye dayanarak orada hazır bulunan hastaları iyileştirdi (bk. Mt 14,14), ve bir kaç somun ekmek ve balıkla bu büyük kalabalığı doyurdu (bk. Mt 15,37). Tüm bu durumlarda, karşılaştığı kişilerin yüreklerini okuyan ve onların en derin ihtiyaçlarına karşılık veren İsa’nın davranışını belirleyen, sadece merhametti. Nain’deki dul ile karşılaştığında, onun oğlunu gömülmekten aldı, yaslı annesinin derin acısına karşı büyük bir merhamet duydu, ve oğlunu ölümden dirilterek ona geri verdi (bk. Lk 7,15). Gerasa şehrinde kötü ruha tutulmuş adamın içinden cinleri çıkardıktan sonra ona görev yükledi: “Rab’bin senin için neler yaptığını, sana nasıl merhamet ettiğini onlara anlat.” (Mk 5,19). Matta’nın çağrılması da merhamet bağlamında ortaya çıkar. Vergi toplayıcısının kulübesinin önünden geçerken, İsa Matta’ya dikkatle baktı. Bu bakış, İsa’nın, havarilerinin tereddütlerine rağmen, On İkilerden biri olmak üzere seçtiği bir günahkâr ve vergi toplayıcısı olan bu adamın günahlarını affeden, merhametle dolu bir bakıştı. Aziz Beda Venerabile bu İncil parçasını yorumlarken İsa Matta’ya merhametli bir sevgiyle baktı ve onu seçti: miserando atque eligendo7 Diye anlatır. Bu ifade beni öyle etkiledi ki bunu episkoposluk sloganı olarak seçtim.


9. Merhamete adanan bu benzetmelerde, İsa Tanrı’nın doğasını, hatayı affedene kadar ve merhamet ve şefkat sayesinde, reddedilişi yenene dek vazgeçmeyen bir Peder olarak bize açıklar. Kaybolan koyun, kaybolan para ve kaybolan oğul (bk. Lk 15,1-32) benzetmelerini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu benzetmelerde, Tanrı affettiğinde, daima sevinçle dolu olarak gösterilir. Bunlarda İncil’in ve imanımızın özünü buluruz, çünkü merhamet, her şeyi yenen, yürekleri sevgiyle dolduran ve af yoluyla teselli getiren bir güç olarak temsil edilir.


Başka bir benzetmede ise, kendi Hristiyan yaşamlarımız için önemli bir öğreti buluyoruz. Petrus’un, kaç kez affetmek gerektiğine dair sorusu üzerine İsa der ki: “Yedi kez değil, yetmiş kere yedi kez derim sana” (Mt 18, 22). Sonra “acımasız köle” benzetmesini anlatır, efendisi köleyi, büyük miktardaki borcunu ödemesi için çağırır, fakat o dizlerinin üstüne çökerek bu borcu bağışlamasını diler. Efendi, borcu siler. Fakat hemen sonra kendisi gibi köle olan arkadaşı ile karşılaşır ve ondan kendisine olan bir kaç kuruşluk borcunu ister ve arkadaşı da diz çökerek ondan borcunu affetmesini ister. Fakat birinci köle onun bu isteğini reddeder ve onu hapse attırır. Efendisi olanları duyduğunda çileden çıkar ve birinci köleyi geri çağırarak ona şöyle der: “Benim sana merhamet ettiğim gibi sen de köle arkadaşına merhamet edemez miydin?” (Mt 18,33). İsa şöyle bitirir: “Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır."” (Mt 18,35).


Bu benzetmede hepimiz için derin bir öğerti bulunuyor. İsa, merhametin sadece Peder’in bir davranışı olmadığını belirtiyor, bu, onun gerçek çocuklarının kim olduğunu kesinleştiren bir ölçü haline geliyor. Kısaca bizler merhamet etmeye çağrıldık, çünkü ilk önce bize merhamet edildi. Suçların affedilmesi, merhametli sevginin en açık ifadesidir ve biz Hristiyanlar için bu, kendimize bahane yaratamayacağımız bir zorunluluktur. Kimi zaman affetmek ne kadar da zordur! Ve yine de af, kalbimizin huzur bulması için kırılgan ellerimize bırakılan bir araçtır. Öfke, gazap, şiddet ve intikamdan vazgeçmek, sevinç içinde yaşamak için gerekli koşuldur. Gelin bu nedenle havarinin sözlerine kulak verelim: “Öfkelenin, ama günah işlemeyin. Öfkenizin üzerine güneş batmasın.” (Ef 4,26). Hepsinden çok bir yaşam ideali ve imanımızın güvenilirliği için bir ölçüt olarak merhamet eden İsa’nın sözlerini dinleyelim: “Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.” (Mt 5,7): Özellikle bu kutsal yılda bize verilmiş olan mutluluktur bu.


Kutsal Yazılar’da görebileceğimiz gibi, merhamet, Tanrı’nın bize yönelik hareketini göreceğimiz anahtar sözcüktür. Kendisini sadece sevgisini bildirmekle sınırlamaz, fakat onu görünür ve somut hale de getirir. Tüm bunlardan sonra sevgi, sadece bir soyutlama halinde kalamaz. Doğası gereği somut bazı şeyleri gösterir: günlük yaşamımızda gösterdiğimiz niyetler, tutumlar ve davranışlar. Tanrı’nın merhameti her birimiz için sevgi dolu kaygıdır. Sorumluluk hisseder; iyi olmamızı arzular, bizi mutlu, sevinç dolu ve esenlik içine görmeyi ister. Bu Hrsitiyanların merhametli sevgisinin yürümesi gereken yoldur. Peder sevdiği gibi, onun çocukları da sever. O merhametli olduğu gibi, bizler de birbirimize merhametli olmaya çağrıldık.


10. Merhamet, Kilise yaşamının temelidir. Her türlü pastoral faaliyeti, inananlara sunduğu şefkatle birlikte olmalıdır; dünyaya olan vaazında ve tanıklığında merhameti ihmal etmesi düşünülemez. Kilisenin güvenilirliği ne kadar sevgi ve şefkat dolu sevgi gösterdiği ile ortaya çıkar. Kilise “merhamet göstermek için sonsuz bir istek duyar”8. Belki uzun süredir nasıl merhamet göstereceğimizi ve merhamet yolunu unutmuş olabiliriz. Denenme, diğer yandan aşırı derecede adalete odaklanmış olmak bu ilk, gerekli ve kaçınılmaz adımı unutturur bize. Fakat Kilise ileri gitmek ve daha yüksek ve önemli hedefler için mücadele etmek zorundadır. Diğer yandan söylemek üzücü fakat merhametin yerine getirilme gerekliliği, giderek toplumsal kültürde azalmaktadır. Kimi durumlarda bu sözcüğün kullanımdan kalkmakta olduğunu görmekteyiz. Yine de merhamete tanık olmadan, yaşam verimsiz ve kısır olur, kurak bir çölün ıssızlığı gibi. Kilise için bir kez merhametin sevinçli çağrısını alma zamanı gelmiştir. Bu temel olana dönme, zayıflığı yüklenme ve kız ve erkek kardeşlerin mücadelesini üstlenme zamanıdır. Merhamet bizi yeni bir yaşam için tekrar uyandıran güçtür ve içimizde ümitle geleceğe bakma cesaretini filizlendirir.


11.Aziz 2. Jean Paul tarafından beklenmedik zamanda gelen, O’nun ikinci Papalık Mektubu olan Dives in Misericordia’da, pek çok sürprizi barındıran konusuyla ortaya konulan büyük öğretiyi unutmayalım. Özellikle dikkatinizi çekmek istediğim iki bölüm var: Birincisi, Aziz 2. Jean Paul, günümü kültürel ortamında merhamet kavramını unuttuğumuz gerçeğinin altını çiziyor: “Günümüzün düşünce şekline göre, geçmişteki insanlardan daha fazla Merhamet Tanrısı’na karşıtlık var, ve aslında merhamet düşüncesini yaşamdan çıkarmak, onu insan yüreğinden silmek eğilimi bulunuyor. Merhamet kavramı ve sözcüğü, geçmişte asla bilinmemiş olan, bilim ve teknolojinin büyük ilerleyişine şükran duyan, yeryüzünün efendisi haline gelip onu kendisine tabi kılan ve hükmeden insanları tedirgin etmiş görünüyor (Bk. Yar. 1,28). Yeryüzüne bu derecede hâkim olmak kimi zaman tek taraflı ve yapay yolla, sanki merhamet için hiç yer yokmuş gibi anlaşılıyor… İşte bu nedenle, Kilise’nin ve dünyanın bugünkü durumunda pek çok birey ve grup, canlı bir iman duyarlılığı ile tekrar Tanrı’nın merhametine yöneldiğini rahatlıkla söyleyebilirim.”9


Dahası, Aziz Jean Paul II, günümüz dünyasında merhametin ivedilikle ilan edilmesi ve tanıklık yapılması gerektiğini vurgulamıştır: “İnsana karşı sevgi tamamen insandır, denmiştir ve çağımızın çoğu içgüdüsüne göre büyük bir tehlikenin tehdidi altındadır. Mesih İsa’nın gizemi … Mesih’in bu sevgisinde kendini gösteren, Tanrı’nın lütuf dolu sevgisi olan merhameti ilan etmekle beni görevli kılıyor. Aynı zamanda Kilise’nin ve dünya tarihinin kritik aşamalarında, bu merhamete başvurmak ve tüm zorluklarda ona yalvarmak için beni yükümlü kılıyor”10 Bu öğreti her zamankinden daha fazla önceliklidir ve bu Kutsal Yılda tekrar dikkate alınmayı hakediyor. Onun sözlerine bir kez daha kulak verelim: “Kilise, Yaratıcı’nın ve Kurtarıcı’nın en muazzam hareketi olan merhameti anlatıp ilan ettiğinde ve insanları emanetçisi ve dağıtıcısı olduğu, Kurtarıcı’nın merhamet kaynağına daha da yaklaştırdığında esas yaşamını sürmeye başlar.”11


12. Kilise İncil’in çarpan yüreği olan ve kendi yoluyla her insanın yüreğine ve zihnine girmesi gereken Tanrısal Merhameti ilan etmekle görevlidir. Mesih’in Gelini, hiç bir beklentisi olmadan herkese giden Tanrı’nın Oğlu’ndan sonra kendi davranışını bu örneğe uygun olarak düzeltmelidir. Günümüzde Kilise olarak yeni İncilleşme görevini yüklenerek merhamet konusunun tekrar tekrar coşkuyla öne çıkarılması ve pastoral faaliyetlerin yenilenmesi gerekmektedir. Bu kesinlikle Kilise ve kendisinin yaşadığı ve tanıklık ettiği merhamet mesajının güvenilirliği için temel bir tutumdur. Dili ve hareketleri ile merhameti aktarmalı, böylece tüm insanların yüreğine dokunarak, bir kez daha Peder’e götüren yolun ilhamını vermelidir.


Kilise’nin birinci gerçeği, Mesih’in sevgisidir. Kilise kendisini bu sevginin bir hizmetkârı kılarak bu sevgiyi tüm insanlara aktarır: Affeden ve kendisinin armağanında kendisini ifade eden bir sevgi. Bununla birlikte Kilise’nin hazır olduğu her yerde Peder’in merhameti açık olmalıdır. Mahalli kiliselerimizde, cemaatlerimizde, toluluklarda ve hareketlerde tek kelimeyle Hristiyanların olduğu yerlerde herkes merhamet için bir vaha bulmalıdır.


13. Rab’bin sözleri ışığında Jübile yılını yaşamayı istiyoruz. İncilciler bize İsa’nın öğretisinin şu sözlerini hatırlatıyorlar: “Merhametli olun, çünkü Pederiniz merhamtetlidir.” (Lk. 6,36). Bu, sevinç ve esenlikle zenginleştikçe talep edilen bir yaşam programıdır. İsa’nın buyruğu onun sesini duymak isteyen herlkese yöneliktir (Lk. 6,27). Merhametli olabilmek için her şeyden önce kendimizi Tanrı Sözünü dinlemek için isteklendirmeliyiz. Bu, bize gelen Tanrı Sözü üzerinde düşünmek için sessizliğin değerini tekrar keşfetmek demektir (Lk. 6,27). Bu yolla Tanrı’nın merhametini düşünmek ve onu yaşam biçimine dönüştürmek mümkün olur.


14. Hacılık uygulamasının Kutsal Yıl içinde özel bir yeri bulunmaktadır, çünkü bu yaşamda her birimizin yapmakta olduğu yolculuğu temsil eder. Yaşamın kendisi bir hacılıktır ve insan da bu hacılıkta yolcudur, bir hacı yol boyunca arzulanan hedefe doğru giden yolunda yolculuk eder. Buna benzer olarak Roma’daki Kutsal Kapı’ya ya da dünyada bir başka yere herkes kendi gücünün yettiğince bir hacılık yapmak zorunda olacaktır. Bu, merhametin ulaşılması gereken bir araç olduğu ve adanmışlık ile kurban gerektirdiğini gösteren bir işaret olacaktır. Hacılık, tövbeye yöneltsin: Kutsal Kapı’nın eşiğini geçmek yoluyla, Tanrı’nın merhametini kucaklamak ve kendimizi başkalarına karşı, Peder’in bize karşı olduğu gibi merhametli olma gücünü bulacağız.


Rabbimiz Mesih İsa, bizi amacımıza ulaştıracak hacılık adımlarını bize gösterir: “Başkasını yargılamayın, siz de yargılanmazsınız. Suçlu çıkarmayın, siz de suçlu çıkarılmazsınız. Başkasını bağışlayın, siz de bağışlanırsınız. Verin, size verilecektir. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.” (Lk 6,37-38). Rab bu sözleriyle bizden kimseyi yargılamayıp kınamamamızı istiyor. Bir kişi Tanrı’nın yargısını önlemek istiyorsa, kendisi kız ya da erkek kardeşlerini yargılamamalıdır. İnsanlar yargıladıklarında, yüzeyin altına pek bakmazlar, oysa Peder, ruhun derinliklerini görür. Kıskançlık ve hasetle ortaya çıkan sözcükler ne yaralayıcıdır! Başkaları hakkında hastalıklı konuşmak onları kötü bir ışığın altına getirir, onların ününü baltalar ve dedikodu malzemesi haline etirir. Yargılamaktan ve kınamaktan kaçınmak demek, olumlu anlamda her insanda iyi olanı kabul etmeyi, kısmi yargılarımızın ya da onun hakkında her şeyi bildiğimize dair kanaatimizin sebep olabileceği her türlü acıdan o kişiyi nasıl koruyacağımızı bilmek demektir. Fakat yine de bu, merhameti ifade etmekte yetersiz kalıyor. İsa bizden hem affetmemizi hem de vermemizi istiyor. Tanrı’dan merhameti ilk alan bizler olduğumuz için, merhametin araçları olmalıyız. Başkalarına karşı, Tanrı’nın üzerimize sonsuz bir cömertlikle iyiliğini döktüğünü bilerek cömert olmalıyız.


Peder gibi merhametli olmak, bu nedenle bu Kutsal Yılın “sloganı”dır. Merhamette, Tanrı’nın bizi nasıl sevdiğine dair kanıt buluruz. O bizi tümüyle, daima, özgür olarak ve hiç bir şey beklemeksizin sever. Onu ne zaman çağırsak yardımımıza yetişir. Kilise’nin her gün duasına şu sözlerle başalması ne muhteşem: “Ey Tanrım gel beni kurtarmaya. Ey Rabbim yardımıma koş” (Mez. 70,2)! Aradığımız yardım, zaten Tanrı’nın bize olan merhametinin ilk adımıdır. O, zayıfığımızda bize yardım etmek için gelir. Ve O’nun yardımı mevcudiyetini ve bize yakınlığını kabul etmemiz için bize yardım etmekten ibarettir. Günden güne onun şefkatli dokunuşuyla biz de başkalarına karşı şefkatli olmaya başlarız.


15. Bu Kutsal Yılda kalplerimizi toplumun en ücra köşelerinde yaşayanlara açma deneyimini yaşamak istiyoruz; bu ücra yerleri modern toplumun kendisi yarattı. Günümüzde dünyada ne kadar çok belirsiz ve acı dolu durumlar var! Çığlıkları zenginlerin umursamazlığı yüzünden bastırıldığı ve boğulduğu için, sesi çıkamayanların etinde ne kadar yara açıldı kim bilir? Bu Jübile yılı boyunca Kilise, tesellinin yağı ile onları dindirmek, merhametle sarmalamak ve sadakat ve gözünü kırpmayan bakımla onları iyileştirmek için her zamankinden daha çok bu yaraları iyileştirmeye çağrılıdır. Yeni olanı keşfetmemize engel olacak kayıtsızlığı hafife alma hatasına ya da rutin sıradanlıklara düşmemeye dikkat edelim. Yıkıcı alaycılıktan uzak duralım! Gözlerimizi açalım ve dünyanın sefaletini görelim, saygınlıkları inkar edilen kız ve erkek kardeşlerimizin yaralarını görelim ve onların yardım çığlığına sessiz kalmamamız gerektiğinin farkına varalım! Onlara ulaşabilelim ve varlığımızın, dostluğumuzun ve kardeşliğimizin sıcaklığını hissedebilmeleri için onları destekleyelim! Onların çığlığı bizim çığlığımız olsun ve sık sık egemen olan ve ikiyüzlülüğümüzü ve bencilliğimizi maskeleyen farklılık engellerini birlikte yıkabilelim!


İçimde yanan arzu, Jubile süresince Hristiyan halkın merhametin maddi ve manevi işlerini yansıtmasıdır. Yoksulluk karşısında sık sık donuklaşan vicdanımızı uyandırmak için bir yol olacaktır. Yoksulların Tanrı merhametini özel bir şekilde yaşadığı durumlarda İncil’in yüreğine daha derinlemesine girelim. İsa, vaazında bizlere bu merhamet işlerini anlatıyor, öyle ki onun havarileri olarak yaşayıp yaşamayacağımızı bilebileceğiz. Gelin merhametin maddi işlerini tekrar keşfedelim: açları doyurmak, susuzlara su vermek, çıplakları giydirmek, yabancıları karşılamak, hastaları iyileştirmek, hapistekileri ziyaret etmek ve ölüleri gömmek. Ve merhametin manevi işlerini unutmayalım: şüphe duyanlara öğüt vermek, cahilleri eğitmek, günahkârları uyarmak, üzgünleri teselli etmek, suçları affetmek, bizi hasta edenlere sabır göstermek, yaşayanlar ve ölüler için dua etmek.


Rab’bin bize söylediklerinden kaçamayız ve bu sözler, yargılanacağımız zaman bize karşı bir ölçü olarak kullanılacaklar: açları doyurduk mu, susuzlara su verdik mi, yabancılara konukseverlik gösterdik mi, çıplakları giydirdik mi, hastalarla ve hapistekilerle vakit geçirdik mi (bk. Mt 25,31-45). Dahası bize, insanları çaresizliğe sürükleyen ve yalnızlık kaynağı olan şüphe durumlarından çıkmaları için yardım edip etmediğimiz; yaşayan milyonlarca insanın sorunu olan ve özellikle çocukları mahrum bırakan yoksulluk bağlarından kurtulması demek olan cehaleti yenmek için çaba gösterip göstermediğimiz; yalnız ve üzgün olanlara yakınlık gösterip göstermediğimiz; bize karşı suç işleyenleri bağışlayıp bağışlamadığımız, bizi şiddete yönelten öfke ve nefretin her türünü reddedip etmediğimiz; Tanrı’nın bize gösterdiği gibi sabır gösterip göstermediğimiz; ve kız ve erkek kardeşlerimizi duada Rab’be yargılayıp yagılamadığımız sorulacak. Bu “küçüklerin” tümünde Mesih’in bizzat kendisi mevcuttur. Onun bedeni görünür hale gelmiş, işkence edilen, kırılan, horgörülen, kötü beslenen ve sürgün olanların bedenleri …bizim tarafımızdan tanınmalı, dokunulmalı ve özen gösterilmelidir …. Haçın Aziz Yuhannası’nın şu sözlerini unutmayalım: “Bu hayattan ayrılmaya hazırlanırken, sevgiye dayanarak yargılanacağız.”12 12]


16. Luka İncili’nde Jübile’yi imanla yaşamamıza yardımcı olacak başka bir önemli unsure rastlarız. Luka, İsa’nın Şabat günü Nasıra’ya döndüğünü ve âdeti olduğu üzere Sinagoga gittiğini yazar. Kutsal Yazıyı okuması ve açıklaması iin onu çağırırlar. Okuduğu bölüm, Peygamber İşaya’nın kitabındandır ve şöyle yazr: In the Gospel of Luke, we find another important element that will help us live the Jubilee with faith. Luke writes that Jesus, on the Sabbath, went back to Nazareth and, as was his custom, entered the synagogue. They called upon him to read the Scripture and to comment on it. The passage was from the Book of Isaiah where it is written: “Egemen Rab’bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti. Yüreği ezik olanların yaralarını sarmak için, Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, Zindanlarda bulunanlara kurtulacaklarını, Rab’bin lütuf yılını, ilan etmek için Rab beni gönderdi.” (Yşa. 61,1-2). “Rabbin lütuf yılı” ya da “merhamet”: Rabbin ilan ettiği budur ve bizim artık yaşamak istediğimiz budur. Bu Kutsal Yıl peygamberin sözlerinde yankılanan İsa’nın misyonunun zenginliğini ortaya çıkaracak: Kelamı yoksullara iletmek, yoksulları teselli etmek, modern toplumun yenzi zincirleri ile bağlanmış olanlara özgürlüğü ilan etmek, kendi içlerine hapsoldukları için başka bir şey göremeyenlerin gözlerini açmak, haysiyetini yitirmiş olanlara bunu geri kazandırmak. Bu ilan ediş, tanklıklarını sunmaya çaarılmış olan Hristiyanların imana verdikleri yanıtı bir kez daha görünür kılacaktır. Bunu yaparken Havari’nin şu sözleri bize eşlik etsin: “Merhamet eden, bunu güler yüzle yapsın.” ( Rom 12,8).


17. Oruç Devresi boyunca Bu Jübile Yılı Tanrı merhametinin kutlanacağı ve yaşanacağı ayrıcalıklı bir an olarak daha hassasiyetle utlanmalıdır. Oruç Dnemi haftaları boyunca Peder’in merhametli yüzünü tekrar keşfetmek için bize yardımcı olacakmeditasyona uygun ne kadar çok Kutsal Yazı sayfası bulunuyor! Peygamber Mika’nın sözlerini tekrarlayarak onları kendimize maledebiliriz: “Senin gibi suçları silen, Kendi halkından geride kalanların isyanlarını bağışlayan başka tanrı var mı? Sonsuza dek öfkeli kalmazsın, çünkü sadık olmaktan hoşlanırsın. Bize yine acıyacaksın, Çiğneyeceksin suçlarımızı ayakaltında. Bütün günahlarımızı denizin dibine atacaksın.” (Mi. 7,18-19)


Peygamber Yeşaya kitabının sayfalarında bu dua, oruç ve yardım işleri dönemi için somut bir şekilde düşünebileceğimiz yazılar bulunuyor: “Benim istediğim oruç, haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak, her türlü boyunduruğu kırmak değil mi? Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi? Barınaksız yoksulları evinize alır, çıplak gördüğünüzü giydirir, yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz,

işığınız tan gibi ağaracak, çabucak şifa bulacaksınız. Doğruluğunuz önünüzden gidecek, Rab’bin yüceliği artçınız olacak. O zaman yardım çağrılarınızı Rab yanıtlayacak,

Feryat ettiğinizde, ‘İşte buradayım diyecek. Eğer boyunduruğa, başkalarını suçlamaya,

kötücül konuşmalara son verirseniz, açlar uğruna kendinizi feda eder, yoksulların gereksinimini karşılarsanız, işığınız karanlıkta parlayacak, karanlığınız öğlen gibi ışıyacak.

Rab her zaman size yol gösterecek, Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek. İyi sulanmış bahçe gibi, tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız.” (Yşa. 58,6-11).


Oruç Döneminin dördüncü haftasından önceki Cuma ve Cumartesi günleri kutlanacak olan “Rab için 24 saat” girişimi, her episkoposluk bölgesinde kutlanmalıdır. Gençlerin de aralarında olduğu pek çok insan Barışma Kutsal Sırrı’na dönüyor; yoğun bir dua anı yaşayarak yaşamlarının anlamını buluyorlar. Bir kez daha Barışma Kutsal Sırrı’nı merkeze koyalım, buy olla insanların Tanrı’nın merhametinin büyüklüğüne kendi elleriyle dokunmaları mümkün olacaktır. Her bir tövbe, gerçek iç barışın kaaynağı olacaktır.


Peder’in gerçek merhametinin günah çıkarttıran rahipler olduğunu ısrarla söylemekten asla yorulmayacağım. Otomatik olarak iyi günah çıkartan rahipler olmayacağız. Her şeyin üzerinde merhameti ararken tövbe edenler olmaya kendimizi bıraktığımızda gerçekten iyi günah çıkartan rahipler olacağız. Günah çıkarttıran rahip olmanın, affeden ve kurtaran ilahi sevginin sürekli işareti olarak İsa’nın gerçek görevine katılmak demek olduğunu asla unutmayalım. Biz rahipler, günahların affı için Kutsal Ruh’un armağanını aldık ve bundan sorumluyuz. Hiç birimiz bu Kutsal Sır üzerine bir güç uygulayamayız, dahası bizler bunun vasıtasıyla Tanrı merhametinin imanlı hizmetkarlarıyız. Günah çıkarttıran herkes, kaybolan oğul benzetmesindeki peder olarak imanlıyı kabul etmelidir: Oğlunu, mirası çarçur ederek savurduğu halde karşılamak için koşan bir baba. İtirafta bulunulan rahipler, eve geri dönen oğulu kucaklamaya ve ona tekrar kavuşmanın sevincini duyurmaya çağrılmışlardır. Asla dışarıda bekleyen ve sevinemeyen diğer evlada koşmaktan asla yorulmayalım, Peder’in sınırsız merhameti ışığında yargılamanın ciddi, adaletsiz ve anlamsız olduğunu ona açıklayalım. İtirafta bulunulan rahipler, yararsız sorular sormamalı, fakat benzetmedeki baba gibi savurgan oğul tarafından önceden hazırlanan konuşmayı kesmemeli, böylece dinleyen rahip yardım çağrısını, ve her tövbenin yüreğinden coşan merhameti kabul etmeyi öğrenecektir. Kısaca itrafta bulunulan rahipler, ne olursa olsun her yerde ve her durumda merhametin önceliğinin işsreti olmaya çağrılmışlardır.


18. Bu Kutsal yılın Oruç Dönemi boyunca Merhametin Görevlilerini göndermeyi amaçlıyorum. Onlar Tanrı Halkı için imanın son derece temel bu gizeminin zenginliğine derin bir şekilde gireblilmelerini sağlayacak olan Kilise’nin anaç özeninin işareti olacaklar. Papalık makamının bağışlayabileceği özel günahların affı için yetki verdiğim rahipler bunlar olacak, böylece itirafta bulunulan rahipler olarak görev alanı daha geniş olacak. Onlar, her şeyin üzerinde, Peder’in affını arayanlara Peder’in karşılamaya hazır oluşunun yaşayan işareti olacaklar. Onlar merhamet görevlileri olacaklar, çünkü insanların erçek karşılaşmasını kolaylaştıracak, özgürlük kaynağı olacak, engelleri yenmek için sorumlulukları zenginleştirilimiş ve tekrar Vaftizin yeni yaşamını taşıyor olacaklar. Görevlerini Havari’nin şu sözlerine uygun olarak yerine getirecekler: “Çünkü Tanrı, merhametini herkese göstermek için herkesi söz dinlemezliğin tutsağı kıldı” (Rom 11,32). Gerçekten herkes, istisnasız olarak merhamet çağrısını kucaklamaya çağrılmıştır. Bu Görevliler, gözlerini İsa’ya sabitlemiş olmanın güvencesiyle “Tanrı’ya hizmetinde merhametli ve sadık bir başkâhin olup halkın günahlarını bağışlatabilsin”ler. (İbr. 2,17).


Episkopos kardeşlerimden bu Görevlileri davet etmelerini ve karşılamalarını rica ediyorum, böylece her eşyden çok merhametin ikna edici vaizleri olabilsinler. Tek tek episkoposluk bölgeleri, bu Görevlilerin sevinç ve af habercileri olabilmeleri için “halka yönelik misyon” organize edebilirler. Episkoposlar kendi cemaatleriyle Barışma Kutsal Sırrı’nı kutlamayı talep etsinler böylece, Jübile Yılı’nın sunduğu lütuf zamanı Tanrı’nın oğulları ve kızlarının pek çoğunu tekrar Peder’in evine götürecek bir yolculuğa dönüşebilsin. Çobanlar, özellikle Oruç Devresinin litürjik bölümlerinde imanlıları “Tanrı’nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşmaya; öyle ki, yardım gereksindiğinde merhamet görmeye ve lütuf bulamaya” (İbr. 4,16).geri çağırmakta çalışkan olsunlar.


19. Merhamet mesajı herkese ulaşsın ve kimse merhametin çağrısına sessiz kalmasın. Bu tövbe çağrısını davranışları nedeniyle Tanrı lütfından uzak düşmüş olanlar için daha da coşkuyla iletiyorum. Aklımda özellikle her tür suç organizasyonuna dâhil olan erkek ve kadınlar var. Onların kendi iyiliği için, yaşamlarını değiştirmeleri için onlara yalvarıyorum. Bunu olardan, günahı reddeden ama asla günahkâra yüz çevirmeyen Tanrı’nın Oğlu’nun adıyla istiyorum. Hayatın paraya bağlı olduğu tuzağına sakın ha düşmeyin ve sakın değerinizi ya da saygınlığınızı hiçleyecek şekilde hiç bir şeyi para ile karşılaştırmayın. Bu illüzyondan başka bir şey değildir! Ebedi yaşam için yanımıza para alamayız. İnsanı ne dahagüçlü ne de ölümsüz yapan kana bulanmış zenginlikleri yığmak uğruna şiddet uygulanıyor. Herkes er ya da geç Tanrı’nın yargısı ile karşılaşacak, hiç kimse bundan kaçamaz.


Aynı davet çürümeye katılan ya da ortak olanlara da geliyor. Bu iltihaplı yara ölümcül bir günahtır ve cennette intikam için haykırıyor, çünkü bireysel ve toplumsal yaşam için büyük bir tehdittir. Çürüme geleceğe umutla bakmamızıengelelr, çünkü gaddar açgözlülüğü zayıfların planlarını parçalar ve zayıfların en zayıfını ezer. Kendisinigünlük yaşam faaliyetleri içine gizleyen bir şeytandır ve yayılarak büyük toplumsal skandallara neden olur. Çürüme, Tanrı’nın yerine gücün bir biçimiymiş yanılsaması yaratan parayı koyan, yüreğin günahkârca sertleşmesidir. Şüphe ve dalavere ile bslenen, karanlığın bir eseridir. Corruptio optimi pessima (En iyinin çürümesi, en kötüsüdür), Aziz Gregorius Magnus iyi bir mantıkla, hiç kimsenin kendisini bu denemeden muaf olduğunu düşünemeyeceğini söylüyor. Bunu kişsel ve sosyakl yaşamdan uzaklaştırmak istiyorsak, yapılan yanlışı kınamak için cesaretle birlikte sebat, uyanıklık, şeffaflığa ihtiyacımız var. Bununla açıkça mücadele edilmezse er ya da geç herkes bunun suç ortağı olacaktır ve bu bizim varlığımızın sonun getirir.


Bu hayatlarımızı değitirmek için fırsat anıdır! Bu, kalplerimize dokulmasına izin vereceğimiz andır. Kötü işlerle karşılaştığımızda, en ciddi suçlarla yüzyüze geldiğimizde, bu, varlıklarını, saygınlıklarını, duygularını, yaşamlarını yitiren masum insanların çığlığını dinleme zamanıdır. Şeytanın yolu sadece aldatılmış ve uzgün bırakacak yoldur. Gerçek yaşam bundan tamamen farklı bir şeydir. Tanrı bizi aramaktan asla yorulmaz. O her zaman dinlemeye hazırdır ve elbette ben de tüm diğer episkopos ve rahip kardeşlerimle birlikte hazırım. Tüm gereken bu tövbe davetini kabul etmek ve kendisini doğruluğa teslim etmektir.


20. Bu noktada adalet ve merhamet arasındaki ilişkiyi hatırlamadan geçmeyeceğiz. Bu ikisi birbirine zıt iki gerçek değildir, fakat tek bir gerçeğin iki boyutudur ki bu gerçek sevginin doluluğunun zirvesine ulaşan dek aşama aşama gözeler önüne serilir. Adalet, sivil toplum için temel bir kavramdır ve yasanın kuralları ile yönetilmek demektir. Adalet aynı zamanda her bir birey için, haklı olmak şeklinde anlaşılır. Kutsal Kitap’ta ilahi adalet ve “yargıç” olan Tanrı’ya pek çok atıf vardır. Bu bölümlerde adalet Yasa’nın tam olarak yerine getirilmesi ve Tanrı’nın buyruklarına uyan tüm iyi İsraillilerin davranışları olarak anlaşılır. Yine de bu tür bir görüş hiçd e az olmayacak şekilde adaletin asıl anlamını bozarak ve derin anlamını gölgeleyerek yasacılığa götürmüştür. Bu yasacı bakış açısının üstesinden gelmek için Kutsal Yazıları hatırlamamız gerek, adalet temelde bir kişinin Tanrı isteğine imanla kendini teslim etmesidir.


Kendi payına, İsa yasanın kurallarını yerine getirmenin üzerinde ve ötesinde imanın önemi hakkında pek çok kez konuşmuştur. Bu konuda bu sözleri, Matta ve diğer vergi görevlileri ve günahkârlarla aynı masaya oturduğunda kendisine itiraz eden Ferisilere söylediklerini anlamalıyız: “Gidin de, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.” (Mt 9,13). Insanları dürüst ve günahkâr olanlar diye iki gruba bölerek onları basitçe yargılamak yoluyla yasayı sadece uygulayanların adalet görüşü ile yüzleşen İsa, günahkârları arayan ve onlara af ve kurtarış sunanbüyük merhamet armağanını açıklamayı amaçladı. Yeni yaşam kaynağı olarak merhametin özgürleştiren vizyonu temelinde Ferisiler ve diğer yasa öğretmenlerinin İsa’yı neden reddettiğini görmek mümkündür. Yasaya bağlı kalma isteği içinde basitçe başkalarının omzuna yükü yerleştirip Peder’in merhametini ört bas ettiler. Yasanın imanla yerine getirilmesine itiraz, kişi haysiyetine dokunan olaylara dikkat edilmesini önlememelidir.


İsa’nın Hoşea Kitabı’ndan alıntı yaptığı itiraz bu açıdan önemlidir: “Çünkü ben kurbandan değil, bağlılıktan hoşlanırım “ (Ho. 6,6). İsa, kendisi günahkârlarla yemeğini paylaştığını gösterdikten itibaren, havarilerine yaşam kuralı olarak merkeze merhameti yerleştirmelerini bildirir. Merhamet bir kez daha İsa’nın misyonunun temel kavramı olarak ortaya çıkar. Yasa için biçime uygun davranma çizgisinde bulunan ve bunu işletenler için, bu gerçek bir mücadeledir. Diğeryandan İsa, yasanın ötesine geçerek, yasayı gözetenlerle birlikte günahkârları da dikakte alıp merhametinin derinliğini kavramamızı sağlıyor.


Havari Pavlus benzer bir yolculuk yapmıştır. İsa ile Şam yolunda karşılaşmadan önce hayatını şevkle adaleti yerine getirmeye adamıştı (Fil. 3,6). Mesih İsa’ya iman etmesi, onun bu görüşünü tepe taklak etti, Galatyalılara yazdığı mektubunda bu konuya şöyle değinir: “Yasa’nın gereklerini yaparak değil, Mesih’e iman ederek aklanalım diye Mesih İsa’ya iman ettik. Çünkü hiç kimse Yasa’nın gereklerini yaparak aklanmaz.” (Gal. 2,16).


Pavlus’un doğruluk anlayışı radikal olarak değişmiştir. Artık imanı ön plana koymaktadır, adaleti değil. Kurtuluş yasanın yerine getirilmesi ile değil, fakat İsa Mesih’e iman etmekle gelir, O, ölümü ve dirilişi ile insanları aklayan merhameti getirmiştir. Tanrı’nın adaleti, artık günah köle olmakla ezilnmş olanlar için özgür kılan bir güç olmuştur. Tanrı’nın adaleti merhamettir (Bk. Mez. 51,11-16).


21. Merhamet adaletin zıddı değildir; daha çok Tanrı’nın günahkârı aradığını, ona kendisine bakması, tövbe etmesi ve iman etmesi için bir şans verdiğini anlatma yoludur. Hoşea peygamberin yaşadıkları, merhametin adalete nasıl üstün geldiğini görmemize yardımcı olacaktır. Peygamber Hoşea’nın yaşadığı dönem, İstrail halkının tarihindeki en dramatik dönemdir. Krallık yıkılmanın eşiğinde, halk antlaşmaya sadık kalmamakta; Tanrı’dan uzaklaşmakta ve ataların imanını kaybetmiş durumdadır. İnsan mantığına göre, Tanrı için bu imansız halkı reddetmeyi düşünmek mantıklı olacaktır; Onlar Tanrı ile olan anlaşmaların sadık kalmadıkları için cezalandırılmayı haketmektedirler: başka bir deyişle sürgünü. Peygamberin sözü bunu ispatlar niteliktedir: “Mısır’a dönmeyecekler, Asur kral olacak başlarına, Çünkü bana dönmek istemediler” (Hos 11,5). Sonra, bu adalet çağrısından sonra peygamber konuşma şeklini tamamen değiştirip Tanrı’nın gerçek yüzünü açıklıyor: “Nasıl vazgeçerim senden, ey Efrayim? Nasıl teslim ederim seni, ey İsrail? Adma’ya yaptığımı nasıl sana yaparım? Seni nasıl Sevoyim’e çeviririm? Yüreğim değişti içimde, Alevlendi acıma duygularım. Kızgın öfkemi başınıza yağdırmayacağım, Efrayim’i yeniden yok etmeyeceğim. Çünkü ben insan değil, Tanrı’yım, Kutsal Olan’ım aranızda, Artık öfkeyle üzerinize varmayacağım.” (Ho. 11,8-9). Aziz Augustinus, neredeyse peygamberin bu sözlerini yorumlarcasına şöyle diyor: “Tanrı için öfkelenmek, merhamet etmekten daha kolaydır”.13 İşte böyle. Tanrı’nın öfkesi bir an sürer, fakat merhameti sonsuzdur.


Tanrı kendisini sadece adalet ile sınırlasaydı, Tanrı olma niteliği zayıflar, onun yerine sadece yasaya saygı gösterilmesini isteyen insan gibi olurdu. Fakat sadece adalet yeterli değildir. Tecrübeler, sadece adalet istemenin kendi yıkımıyla sonuçlandığını göstermiştir. Bu Tanrının neden merhameti ve affı sayesinde adaletn ötesine geçtiğini gösteriyor. Bu adaletin değerinin azalması ya da yersiz olduğunu göstermez. Tam tersine, hata yapan biri bedelini ödemelidir. Bununla birlikte bu sadece tövbenin başlangıcıdır, sonu deği, çünkü kişi Tanrı’nın merhametini ve şefkatini hissetmeye başlar. Tanrı adaleti reddetmez. Daha çok, onu gerçek adaletin yerleşmesi olarak yaşayacağımız dha büyük durum için sarmalar ve yükseltger. Onun dönemine Yahudilerin yaptığı hatalar nedeniyle erzenişte bulunan Az. Pavlus’un söylediklerine dikkatlice bakalım: “Tanrı’nın öngördüğü doğruluğu anlamadıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrı’nın öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler. Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasa’nın sonudur.” (Rom 10:3-4). Tanrı’nın adalet, İsaMesih’İn ölümü ve dirilişinden akan lütuf olarak herkese verilen merhamettir. Bu nedenle Mesih’in haçı, bizim için ve tüm dünya için, Tanrı’ın yargısıdır, çünkü onun sayesinde bize sevginin ve yeni yaşamın kesinliğini sundu.


22. Bir jübile indüljans bağışlanmasını daberaberinde getirir. Bu uygulama, Merhametin Kutsal Yılı’nda çok daha fazla önem kazanıyor. Tanrı’nın affı sınır tanımaz. Mesih İsa’nın ölümü ve dirilişinde Tanrı, ssevgisi ve ve bu sevgini insan günahını yıkma gücü için daha çok kanıt oluşturdu. Tanrı ile barışmak, Paskalya gizemi ve Kilise’nin aracılığı sayesinde mümkün olur. Bu nedenle Tanrı her zaman affetmeye hazırdır ve sürekli yeni ve şaşırtan şekillderde affetmekten asla yorulmaz. Bununla birlikte, hepimizi günay deneyimini gayet iyi biliyoruz. Kusursuz olmaya çağrıldığımızı biliyoruz (bk. Mt. 5, 48), yine de günahın ağır boyunduruğunu hissediyoruz. Lütfun dönüştüren gücünü hissetmekle birlikte, tipik düşmüş durumumuzun etkilerini de hissediyoruz. Affedilmiş olmamıza rağmen, günahların süregiden çatışmaları hala mevcuttur. Barışma kutsal sırrı sayesinde, Tanrı gerçekten bloke ederek dışarı atan bir şekilde günahlarımızı affeder; fakat günah yine de düşünce ve davranış yolumuzda olumsuz etkisini bırakır. Fakat Tanrı’nın merhameti tüm bunlardan daha güçlüdür. Mesih’in Gelini olan Kilisesi vasıtasıyla af dileyen günahkarları arayan ve günahın sonuçları nedeniyle geride kalan tüm artıklardan onları özgür kılan, onun günaha geri dönmek yerine sevgide daha çok büyümesin sağlayan Peder’in indüljansıdır bu.


Kilise azizlerin birliği içinde yaşar. Efkaristiya’da, Tanrı’dan bir armağan olan bu birlik, bizleri azizlerle ve çok sayıdaki kutsallarla ruhsal bir birlik içinde bağlar (Va. 7,4) Onun kutsallığı, anaç duaları ve yaşam yolu ile başkalarının gücü ile bazı zayıflıkları güçlendirmek için Kilise’nin bizim zayıflıklarımızın yardımına koşmasını mümkün kılar. Bundan dolayı Kutsal Yılın anlamının indüljansını yaşamak için inananların tüm yaşamına uzanan affının kesinliği ile Peder’İn merhametine yaklaşmak gerekir. İndüljans kazanmak, Mesih’in kurtarış meyvelerinin tamamını üzerinde taşıyan Kilise’nin kutsallığını yaşamak demektir, ve böylece Tanrı’nın sevgi ve affı her yere uzanır. Peder’e günahlarımızın affı için yalvararak ve bizi merhamet dolu “indüljansına daldırmasını” isteyerek bu jübileyi yoğun bir şekilde yaşayalım.


23. Kilise sınırlarının ötesine uzanan bir merhamet kavramı bulunuyor. Bu bizi, merhameti Tanrı’nın en önemli özelliklerinden biri olarak gören Yahudilik ve İslam’a başlıyor. İsrail tarih boyunca bitip tükenmez zenginliğin kaynağı olarak süren ve bu nedenle tüm insanlıkla paylaşılabilir olması gereken bu vahyi ilk kabul edendir. Bildiğimiz gibi, Eski Ahit’in sayfaları merhametle ilerler, çünkü Rab’bin, tarihleri boyunca en zorlu deneme anlarında halkına yaptığı merhamet işelerini anlatır. İslam’ın yartıcıya atfettiği isimler arasında en öncelikli olanlardan biri de “ Esirgeyen ve Bağışlayan (Rahman ve Rahim Olan)” dır. Bu sesleniş, günlük yaşamlarındaki zayıflıklarında merhametle eşilik edilip desteklendiklerini hisseden imanlı Müslümanalaırn sık sık dudaklarından dökülür. Onlar da ilahi merhamete hiç bir sınır konulamayacağını, çünkü kapının her zaman açık olduğuna inanırlar.


Tanrı merhametinin kutlandığı bu jübile yılının bu dinlerle ve diğer soylu dinsel geleneklerle buluşmayı teşvik edeceğine inanıyorum. Bu, bizlerde daha coşkulu diyalog olşmasını sağlasın ve böylece birdiğerimizi tanıyıp daha iyi anlayabilelim; her türlü kapalı görüşlülüğü ve saygısızlığı ortadan kaldırıp her türlü şiddet ve ayrımcılıktan uzak tutsun.


24. Şimdi, Merhametin Annesini düşünüyorum. Onun yüzünün tatlılığı bu Kutsal Yıl boyunca bizimle beraber olsun, böylece Tanrı’nın sevecenliğinin sevincini tekrar keşfedelim. Hiç kimse vücut bulmagizeminin derinlemesine nüfuzunu Meryem kadar hissetmiş değildir. Onun tüm yaşamı beden alan merhametin vvarlığından sonra şekillenmiştir. Haça gerilen ve dirilen Mesih İsa’nın annesi, ilahi merhametin ktsallığına girdi, çünkü onun sevgisinin gizemine yakından ortak oldu.


Başlangıçtan, Tanrı’nın Oğlu’nun Annesi olarak seçilen Meryem, Tanrı ve insan arasında Ahit Sandığı olması için Tanrı sevgisi tarafından hazırlandı. Yüreğinde Oğlu İsa Mesih ile birlikte kusursuz uyum içinde ilahi merhametin hazinesine sahipti. Elizabet’in kapısının eşiğinde söylediği övgü ilahisi, “nesillerden nesillere” uzanan Tanrı merhametine adanmıştır (Lk. 1, 50). Bizler de Bakire Meryem’in bu peygamberce sözlerine dâhiliz. İlahi merhametin meyvelerini tadacağımız bu Kutsal yıl’ın eşiğini geçerken, bu bize bir teselli ve güç kaynağı olacaktır.


Haçın altında, Meryem Oğlu’nun sevdiği havarisi Yuhanna ile beraber İsa’nın affının sözlerine tanık oldu. Kendisini haça gerenlere karşı bu merhamet ifadesi, Tanrı merhametinin ulaşabileceği noktayı bize gösteriyor. Meryem, Tanrı’nın Oğlu’nun bu merhametinin sınır tanımadığını ve istisnasız herkese ulaştığının tanığıdır. Kadim olduğu kadar, her zaman yeni olan Salve Regina’nın sözleriyle ona seslenelim, böylece o bizlere merhametli bakışını çevirmekten asla yorulmasın ve biz de onun Oğlu İsa’nın merhametli yüzünü düşünmeye layık olabilelim.


Dualarımız, ilahi merhameti yaşamlarının görevi haline getiren aziz ve kutsal olanlara dek uzansın. Özellikle Azize Faustina Kowalska’yı, merhametin yüce havarisini düşünüyorum. İlahi merhametin derinliklerine girmeye çağrılmış olan O, bizim için şefaat etsin, ve Tanrı’nın merhametine uygun yaşama ve yürüme ve onun sevgisine sarsılmaz güven içinde kalma lütfunu bizim için sağlasın.


25. Peder’in her birimize daima uzanan merhametinin, günlük hayatımızda yaşanmasına adanmış bu Jübile Yılı’nı sunuyorum. Bu Jübile Yılı’nda, Tanrı’nın bizi şaşırtmasına izin verelim. Yüreğinin kapılarını bize açmaktan, sevgisini bize tekrarlamaktan ve sevgisini bizimle paylaşmayı istemekten asla yorulmasın. Kilise Tanrı’nın merhametini ilan etmek için acil bir ihtiyaç duymalıdır. Merhametin iyi haberini ilan etmeye başladığında, onun yaşamı aslına uygun ve güvenilir olur. Onun birincil görevi büyük umutların ve çelişki işaretlerinin dolu olduğu bu anda, Mesih’in yüzünü derin düşünerek, Tanrı’nın merhametinin büyük gizemini herkese tanıtmaktır. Kilise, merhametin güvenilir tanığı olmaya, onu ilan etmeye ve İsa Mesih’in vahyinin merkezi olarak onu yaşamaya çağrılmıştır. Kutsal Üçlü Birliğin merkezinden, Tanrı gizeminin derinliklerinden büyük merhamet nehri fışkırır ve durup dinlenmeksizin akar. Bu asla kurumayacak olan bir pınardır, ne kadar çok insanın ona yaklaştığının bir önemi yoktur. İhtiyaç duyan herkes ona yaklaşabilir, çünkü Tanrı’nın merhameti asla son bulmaz. Onu çevreleyen gizemin derinliği, kaynağın fışkırdığı zenginlik kadar bitip tükenmek bilmez.

Bu Jübile Yılı’nda Kilise, Tanrı’nın sözü’nü, af, dayanma, yardım ve sevgi işareti ve mesajı olarak güçlü bir sesle duyursun. Merhameti yaymaktan asla yorulmasın ve şefkat ve teselli sunarken sabırla davransın. Kilise her kadın ve erkeğin sesi olsun ve durmaksızın tekrar etsin: “Ya Rab sevecenliğini ve sevgini anımsa; Çünkü onlar öncesizlikten beri aynıdır.” (Mez. 25,6)


Roma, Aziz Petrus Katedrali; 11 Nisan, Paskalya 2. Pazarı ya da İlahi Merhamet Pazarı, Rab’bin doğuşunun 2015. Yılı, Papalığımıın 3. Yılında ilan edilmiştir.


FRANCISCUS


1 [1] Cf. Second Vatican Ecumenical Council, Dogmatic Constitution on Divine Revelation Dei Verbum, 4.

2 Opening Address of the Second Vatican Ecumenical Council, Gaudet Mater Ecclesia, 11 October 1962, 2-3.

3 Speech at the Final Public Session of the Second Vatican Ecumenical Council, 7 December 1965.

4 Cf. Second Vatican Ecumenical Council, Dogmatic Constitution on the Church Lumen Gentium, 16: Pastoral Constitution on the Church in the Modern World Gaudium et Spes, 15.

5 Saint Thomas Aquinas, Summa Theologiae, II-II, q. 30, a. 4.

6 XXVI Sunday in Ordinary Time. This Collect already appears in the eighth century among the euchological texts of the Gelasian Sacramentary (1198).

7 Cf. Homily 22: CCL, 122, 149-151.

8 Apostolic Exhortation Evangelii Gaudium, 24.

9 No. 2

10 Saint John Paul II, Encyclical Letter Dives in Misericordia, 15.

11 Ibid., 13.

12 Words of Light and Love, 57.

13 Homilies on the Psalms, 76, 11.