İNSAN HAYATI: HAYRET VERİCİ İLK ŞEY

Bütün doğa hayret verici ve sırlarını bilmek övünç verici: Denizin derinliklerindeki balıkların, gökyüzündeki kuşların ve bitkilerin samimi yaşamı.

Ama hayret edilecek ilk şey insan hayatını tanımak ve hayranlıkla seyretmektir! İnsan hayatı dünya ile karşılaştırılamaz. Beraberce düşünelim…

İnsan olmak, evrendeki en yüce büyüklüktür. Onda, sadece onda, mucizevi bir şekilde şuur-vicdan, anlatım, moral tecrübesi, özlem sevginin trajedileri, ondan yaptıkları her şey -yanlışları ve acıları içinde anlamak- yaratılışın en asil tarafıdır. İnsanın kendi vücudu ruhunun büyüklüğüne değer: vücudumuzun hücreleri – milyarlarca hücre – her zaman faaliyette olan ve tatlı bir enerjik gezip dolaşan hücreler, gökyüzünün yıldızlarından binlerce kat daha fazla; bununla birlikte süper bir bilgiye sahip olan organizmamız, sadece dokuz ay içinde mikroskobik bir kıvılcım tarafından gerçekleşiyor!

Diyebiliriz ki anne rahminde döllenmiş yumurta hücresi olan bu kıvılcım, önünde diz çökülmesi gereken bir şaşkınlık. Anne vücudunun derinliklerinde, her insanın özgünlüğü şekil alıyor ve arkasında büyük bir hikâyeyle bizle birleşiyor: orantılı olarak ve nitekim yoğunluk içinde, biz çalışıyoruz ve o dokuz ay ve geri kalan varlığımız için mücadele ediyoruz.

Şu halde bu olağanüstü hikâyemizi, bu insan hayatının en son tanıyalım!

Ve…

Büyük bir kahramanı olan bir filmdeki gibi, bilimsel olağanüstü belgeseli hep birlikte seyredelim: yaşamın şafağında canlı bir varlığın bütün gerçeğiyle fotografik bir yolculuğu.

HİKÂYEMİZ

Her belgeselde olduğu gibi, kahramandan önce hikâyeyi tanıtalım: büyük olay için, tersine olan bir hesap İnsan vücudu, biraz bizim tuğlalara benzeyen hücrelerden oluşur. Bu fotoğrafta 1600 kere büyütülmüş deri hücrelerini görüyoruz.

Hücreler otonom, her zaman aktif milyarlarca molekülden oluşmuş, mikroskobik canlı parçacıklardır, bunlar nefes alırlar, beslenirler, etrafındaki şeylere karşı tepki gösterirler; az veya çok yaşarlar: örneğin sinirler seneler boyunca dayanırlar; oysa başkaları birkaç gün dayanırlar. Canlı kalan hücreler, çoğalarak ölülerin yerine başkalarını koyarlar. Fakat canlılıkları yol boyunca azalır, işte bu yüzden yaşlanırız.

SIFIRA DOĞRU

Her hücrenin, kromozom adı verilen 46 çubuktan oluşan bir çekirdeği vardır: fotoğrafta bunların büyütülmüş halini görüyoruz. Kalıtımsal karakterler veya genler adını alan milyonlarca molekülden oluşurlar. Bu genlerde ve aralarındaki düzende, bizi ayıran (karakteristikler – özellikler) bulunur: cinsiyet, boy, göz rengi, vs… Bütün hücrelerimiz, DNA veya genetik şifre adı verilen, aynı tek genetik düzeni içerirler; bu yüzden aralarında tanınırlar ve birbirlerini atmazlar. Doğurgan yaşta cinsel hücreler olgunlaşırlar: erkeğin cinsel organlarında spermatozoitler ve kadınınkiler de yumurtalıklar. Bu hücreler, insan hikâyesinin yeni bir kahramanı, bir çocukta tek bir şey olmak ve onda aynı özellikleri göstermek için programlanırlar.

EKSİ ÜÇ

Tabiat kanunlarına göre, yumurtayla spermin karşılaşması, doğacak olanın yuvası olan, dişinin vücudunda gerçekleşecek. Burada henüz yumurtalıktan yeni atılmış bir yumurta görüyoruz; onu kanala çekmek ve utarüs’e doğru yollamak için arayan tüplerin içinde kayboluyor.

Dişide sadece ayda bir defa tek bir yumurta olgunlaşır ve sadece 24 saat gibi kısa bir sürede döllenebelir, aksi takdirde düzeni bozulur ve aylık düzeni bozar. İnsan vücudunun en büyük hücresi olan yumurta, aslında bir toplu iğne başı kadar küçük tek hücredir: hemen hemen dev bir hücre, çünkü yeni bireyin ilk ihtiyaçları için kendi besinini içerir. İlk andan sonra anne doğası, yaratacağı bireyi düşünür…

EKSİ İKİ

İşte erkeğin cinsel hücreleri: spermler. Başı babasal özellikleri içeriyor, babanın döllenme için verdiği genetik malvarlığının çantası. Yumurtalıkta dağılmaya yarayan kuyruk kısmı, dişinin organlarında hareket etmek için küçük tohuma yarar ve yumurta hücresini aramak için tüp kanalından çıkmaya yarar: altı saat içinde yaptığı zor bir yolculuk. Tohum sıvısında spermler, hepsi yumurtayı fethetmeye kararlı milyonlar: fakat çoğu zorluklar karşısında yani hepsinin sınırlı bir yaşamı var. Eğer istenilen bir annelik kolaylıkla elde edilememişse, bunda hayret edilecek bir şey yok.

EKSİ BİR

Şimdi objektif bize, sonunda tüpe ulaşmış küçük spermlerle kuşatılmış büyük yumurtayı gösteriyor. İçlerinden yalnızca bir tanesi, hemen diğerlerini ve itecek yumurta hücresinin duvarına girebilecek. Döllenme için olgunlaşan hücreler, yani yumurta ve spermler temel olarak diğer hücreler tarafından: nitekim döllenirken -her seferinde rastlantı sonucu kromozomlarının yarısını, şu halde özelliklerinin yarısını kaybederler. Karşılaşmalarının meyvesi, yavru hücrede ise normal 46 kromozom olacak: 23 tane babadan ve 23 tane de anneden.

VE HAYAT!

Ve saat sıfır! Gebeliğin büyük anı! Yumurta hücresinde, birbirlerine karışmak için sızan erkek ve dişi çekirdeği görüyoruz. Kopyalarında, anne ve babanın kromozomları genlerini karıştırarak birleşiyorlar. Düzenlerinde sonsuz milyonlarca özellik var: orijinal, tek, işte kahraman! Ona benzer başkaları doğmayacak, hiçbir zaman ne de aynı anne-babadan. Her çocuk böyle: Dijital izleri tekrarlanamaz, genetik şifresi gibi!

O BİR CANLI!

Tek bir hücreden oluşan bu çocuk, başkaları tarafından duyulabilecek bir ses gibi, aldığımız yeteneklerin üstesinden gelen bir şaşkınlık… Sonsuz “ben”inde, hiçbir bilgisayarın düzenleyemeyeceği büyük bir programın amacı, yaşamının kıvılcımıyla yanıyor; milyonlarca veri ve dinamik bir güçle hareket etmeye yarayan bir program. Mikroskobik bir hücrenin, aynı bir genetik çekirdekle, milyarlarca hücrenin kendisine nasıl benzediğini ve farklı dokulara başlangıç verebildiğini kimse açıklayamıyor; kaslar, beyin, sıvı, kan, sert kemik, mafsallar, gözler… Ne de hücrelerin içlerinde basılmış mükemmel bir gerçekleşme için, her birinin bir diğerine üstünlük kurarak uygun bir şekilde çalıştığını açıklamıyor. Bu açıklanamaz olağanüstü bir şey, fakat bu şekilde her birimiz var olduk: hesaplanamaz bir enerjiyle itilerek tasarlanmış, hayal edilemez bir büyüklük mucizesinin meyvesi.

İLK BEŞİK

Bu, bir annenin yavrusu için hazırlamış olduğu yumuşak bir beşik… Bunlar, gizemli bir şekilde, kendinde yaşamın başlayacağını haber alan, aniden canlanan ve yumuşayan tüpün tülleri: Rahim duvarına doğru değerli döllenmiş yumurtayı itmeli ve orada sallamalı.

Fakat tüp, onunla ilgilenmekte yalnız değil; anne vücuduna bir sinyal, her parçacık aralarında küçük bir yavrunun bulunduğu haberini veriyor: bu korunmalı! Savunmayı görev edinen beyaz kürecikler, hemen faaliyetlerini onun önünde durduruyorlar: gerçi, her yabancı maddeyi atmayı ve bireyselleştirmeyi eğiten bunlar (yani farklı genetik malvarlığı) yabancı küçüğü kurtarıyorlar. Bu bir yavru, annede istemediği bir hücre yok…

BİR YAŞAM ANI

İşte gebeliğin ilk anında, annenin bütün dikkatlerini emen mikroskobik bir varlık: annenin hayret verici doğası hemen bütün kaynaklarıyla, küçüğün enerjik isteklerine cevap veriyor. Özel olarak, yeni yaşama yardım edebilecek hormonlar faaliyete geçiyorlar ve çoğalıyorlar. Gebelik için hücreler tarafından gerçekleştirilen bu süper iş, birkaç süre için kadında sık sık kötü yorumlanan çözülemez bir kaygıya neden olur. Hormonsal denge düzeldiği zaman, yeni bir rahatlığa yer veren bir dengesizlik bu. Aynı geçici travma, aynı durum çocuğun doğumundan sonra da devam eder, çünkü ondan ayrıldığı zaman annenin hormonları geçici olarak üstün kalır.

İLK SAATLER

Döllenmeden birkaç saat sonra, canlılık dolu yavru hücre çoğalmaya başlıyor; bu fotoğrafta ilk gelişimin evrelerini görüyoruz. İlk çekirdekte kromozomlar, iki hücreye başlangıç vererek, iki benzer kısma ayrılmak için iki katına çıkıyorlar (her biri eşitçe düzenlenmiş aynı genetik özelliklerle) yani modern bilimin dediği gibi, “canlı varlığın ilk şekli olan hücredeki bir embriyo, iki hücreli bir embriyo oluyor ve böylece: hücreler milyar olana kadar durmadan dönerek çoğalıyorlar. Bu, insan vücudunun bir yapıcılığı: ona yıllar boyunca eşlik edecek olan durmayan bir gelişmeyle, bir çocuk yaşamı karşılıyor.

İLK GÜNLER

Tatlı bir biçimde tüpün aşağısından inen küçük işte böyle: adı verilen küçük bir benzeyen hücre topu. Dört ile beşinci gün arasında tünelden çıkıyor ve utarüs’e gidiyor. Şu anda o, gerçekten büyümek istiyor, ama seyahat gücü tükenmiş! Bu yüzden, işte, “iletişim” kuruyor: annesinden yardım istemek için ona bir mesaj yolluyor. Bunu da hormonla kodu kullanarak, yani annesin merkezine organik maddeleri yayınlayarak yapıyor. İstenen cevap gecikmiyor: rahim, küçüğe yumuşak bir yuva ve besin vermek için acele ediyor. Ve küçük annesine güveniyor, her zamanki gibi…

İLK HAFTA

Kahramanımız, rahime bağlanmak için küçük. Bu kökler plasentayı oluşturuyor. Bu sırada çocuğun görünümü değişiyor: içinde kalınlaşan bir grup hücre vücudu oluşturuyorlar, ise rahimde bağlantıları ve koruma üyelerini oluşturuyorlar. İki kısım arasında bir boşluk oluşuyor: çocuğun doğuma kadar üstünde duracağı sıvı olan su torbasının başlangıcı. Altıncı güne doğru çocuk daha da değişir: yuvarlak halini kaybeder ve embriyonla yapraklar olan katmanlara yatar.

İKİNCİ HAFTA

Vücudu oluşturan üç yumuşak tabaka açılıyor, sallanıyor, katlanıyor ve tomurcuk halinde şişiyor. Sanki bir filmde, gözlerimizin önünde bir çiçek açılıyormuş gibi, fakat doğanın bu “ilk çiçeği” gibi olanı yok. Bu yapraklar bir takım doku ve organları oluşturmak için yöneliyorlar. İkinci haftadan itibaren çocuk bir kenara dayanıyor ve kendine doğru toplanıyor. Bütün sırtı boyunca, sinir sistemini oluşturacak olan belkemiğine ait iliğin oluştuğu bir iz açılıyor: Plasentada bulunan çocuğu bağlayan bir tür bağ: bu, yol boyunca uzanan kordon.

ÜÇÜNCÜ HAFTA

Çocuğun ilk iki haftası, annenin aybaşı döneminin son iki haftasıyla çakışıyor: yumurtlama gününden itibaren 14 gün. Bu yüzden çocuk üçüncü haftaya girdiğinde, anne hala onun varlığını hissetmez ta ki regl gecikmesi onu kuşkulandırıncaya kadar… Fakat o andan önce, o zaten durmadan büyümüştür: gözlerin belirmeye başladığı başında beyinle ilgili tomurcuklandı; sinir sistemi, akciğerler, bağırsaklar, mide ve kalp oluştu! Üçüncü haftanın sonunda, bu yumuşak vücutta bir kalp atmaya başlar. Annesi daha onun farkına varmadan, küçük çocuğun kalbi annenin içinde atmaya başlar.

O ŞİMDİ BİR AYLIK

Yaklaşık bir aydan beridir annesinin içinde yaşayan bu küçük çocuğa bir bakalım! Büyük bir canlılık içinde olan, bu kendi kendine toplanmış olan çocuk, küçük bir boksöre benziyor. Şu anda daha düzgün olan kalp atışları bir elektrokardiyogram makinesinde görülebilir. Elinin altında olan kalın gölge, kanı üreten ve dolaşıma sokan karaciğer. Çocuk, diğer bütün doku ve organları gibi kendi kanını üretiyor; ilk alyuvarlarını plasentaya yapışık uzun bir aracılığıyla, dış bir üretiyor. Beş haftalıkken çekilmiş bu fotoğrafta, aşağıda görünüyor: küçüğün topuna benziyor! Görevini bitirir bitirmez, bağıyla birlikte oradan ayrılacak…

BİR BUÇUK AYLIK

İşte altı haftalık küçüğümüz. Dikkatimizi çekmeye çalışan başı, vücudunun en görkemli yeri olacak: belki dünyayı ileride aydınlatacak olan bir aklın kıvılcımları bu olağanüstü merkezde kapalı: yarının fikirleri, şimdiden mesajını gönderen bu zayıf yerde bulunuyor; normal bir elektrosefalogram’da bunun faaliyetleri görülebilir.

Şimdi parmaklar da açılmış, fakat kollar hala ufak ve eller henüz seçilemiyor. Gözler, beyin hücreleriyle oluşmuş; gözkapakları hala inik, fakat görülemeyecek kadar saydam.

İKİ AYLIK

Şu anda dölüt adını alan küçük sekiz haftalık. Yaşamının en önemli 60 gününü aştı: bütün organlarının oluşumu bitti. Mükemmel bir şekilde gelişmiş olan her şey şu anda onda var!

Şimdiden itibaren fonksiyonlarını arıtmaktan ve büyümekten başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayacak: İki aydan dokuz aya kadar yirmi defa boyu uzayacak ve kilo alacak.

Şu halde, anne ilk kontrole gittiğinde, çocuğu zaten tamam durumda bulunuyor. Gerçek bir mücevher gibi onda tomurcuklanıyor: dudaklar, burun, kulaklar, gözler, cinsiyet, geleceğin dişleri…

İKİ BUÇUK AYLIK

Küçüğün büyük gelişimi aralıksız bir donanım istiyor. Onu sağlamak için plasenta öyle gelişiyor ki, aşağı yukarı yarım kilo civarında sünger bir plağın sağlamlığına varıyor. Bu fotoğrafta onu görüyoruz. Plasenta anne ve çocuk arasında bir engel yapıyor, onlar arasında kan karışımına sağlamadan değiş-tokuş alanına yarıyor. Bununla birlikte çocuğun kanı, …. kordondan geçerek rahimde bulunan kan torbalarına yaklaşmak için plasentaya akıyor.

Böylece o duvar arasından alyuvarlar gazlı yüklerini değiştirebiliyorlar: küçük annesine kötüyü yüklüyor ve ondan iyisini çalıyor; (oksijen ve besleyici maddeler) anne ise tam tersini yapıyor: kötüyü alıyor ve iyisini bırakıyor… her zaman yapacağı gibi!

ÜÇ AYLIK

Üç aylıkken ona bakın, inanılmaz değil mi? Bundan böyle belirginleşiyor. Dudakları açılıp kapanıyor, alnı kaşının üstü kalkıyor, başı dönüyor, küçük kendini açıklamaya ve doğduğu zaman etrafını kendini anlatabilmek için yararlı olmaya çalışıyor. Retina’nın koyu dokuları, göz yuvarlarını korumak için yedinci haftaya kadar kapalı kalan gözkapaklarını Ellerinde ve ayaklarında tırnaklar beliriyor, omurga kemiği kemikleşiyor, göğsünde memelerinin küçük yerleri ortaya çıkıyor, şu anda mükemmelleşen dış organlardan, cinsel organlardan erkek mi yoksa kız mı olduğu bilinebilir.

DÖRT AYLIK

Şu anda o dört aylık ve kusursuz! Su içindeki dünyasındaki hareketleri çabuk ve iyilik dolu. Devamlı olarak orada yüzebilir, ama şu anda annenin isteklerine uymaya çalışıyor. Bazen, onu rahatsız eden bir durum varsa, yumruklamaya çalışıyor. Ve bu eller, iki aydan beri parmakların izlerini taşıyor.

Bu küçüğün belirsiz bir varlık olduğunu düşünmek heyecan verici, fakat omuzlarında kişisel bir hikâyesi var ve körpe kişiliğinin fiziksel izlerini taşıyor.

BEŞ AYLIK

Bu, çocuğun anne karnındaki en büyüleyici görüntüsü: beş aylık, parmağını emiyor, anneden içeceği süt için denemeler yapıyor. Sinirlerinin harekete geçmesi mükemmelleşti: başparmağı ağzına yaklaştığı zaman, hemen dudakları onu kapıyor ve dili küçük emme hareketlerine başlıyor. Bu, sonra için küçüğe gerekli olan bir hareket, annesinin göğsü yanağında veya kendi parmağında olduğu zaman o, ağzını emmek için döndürecek. Böylece o tatlı ana hazırlanıyor.

ALTI VE YEDİ AYLIK

Bu sayfalarda anneyle çocuğun son aylardaki görüyoruz. Şu anda çocuk duyularını kullanıyor, hoşlandığı veya hoşlanmadığı seslere cevap veriyor, annenin hayat ritmiyle devamlı ilişki içinde: sık sık onunla uyuyor ve onunla uyanıyor. Yetenekleri hayli uyanık; genetik malvarlığına bağlı gizli ve uzak kaynakları var: nitekim teypte bir müzik çaldığı gibi senfoniyi geri veriyor, böylece her yeni birey kendini anlatmaya başlıyor, yani bizzat kendi oluyor; anne ve baba genlerinin birleşip ona hayat verdiği gebeliğin sonundan itibaren.

EKİZ VE DOKUZ AYLIK

Küçüğün vücudu şu anda bütün yeri kapladı. Her gün daha güçlü ve daha güzel oluyor. Küçük, balıkların denizde olduğu gibi nefes almıyor; kanın taşıdığı oksijenle hücrelerine nefes aldırıyor; fakat soluyucu kaslarını aynı şekilde hareket ettiriyor, gelecek fonksiyonlar için inceliyor. O tombul, pembe, keyifsizliğe ve rahatsızlığa daha enerjik bir şekilde tepki gösteriyor.

Doğumdan önceki fiziksel duyarlılığı çok erken; kokuda ve dokunuşta küçüğün alınganlığı, ilk zamandan beri kaydediliyor: canlılık dolu bir küçük ve bunu inanılmaz bir koruma içgüdüsüne sahip bir enerjiyle hiçbir yetişkin geleceği tasarlamaz.

YAŞAMA İSTEĞİ

Ve sonunda küçük kahramanımız annesiyle birlikte ışığa gelişini paylaşıyor! Fakat rahmin duvarları ona doğru, ritimlerle onu itiyorlar, onu mutlu sıcak dünyasından ayırıyorlar, küçük, bir ölüm tehdidi gibi doğuşunu yaşıyor: dünyadaki ilk çığlığı, oradaki korkusunun ve yaşama isteğinin çığlığı gibi! Sonra annesi onu tatlı bir şekilde göğsüne aldığı zaman, küçük gevşiyor: o nefesin beşiğini, o kalbin atışını bulmaktan dolayı güven kazanıyor… O zaman yüz kırışıklığını düzeltiyor, küçük yumruklarını teşvik ediyor: yeni bir mutluluk tanıyor!

KÜÇÜK FAKAT BÜYÜK

Sonunda anne ve babanın kollarında tuttukları hazine, onlar için her şeyin keşfi demek; fakat o zaten onları keşfetti… Çok zaman önce onları “duydu”, o olgunluk ve iletişimin büyülü aylarında. Denenmiştir ki yeni doğmuş olan annenin sesine çünkü onun için tatlı ve biliniyor; fakat küçük babanın sesini de ayırt edebiliyor, ailenin diğer bireyleri arasından onun sesini tanıyor. O dokuz ay boyunca duyduğu heyecanlara, müziğe, tanıdık seslere karşı olan hafızası denenmiştir; uzmanların küçük kalp atışlarını kaydettiği heyecanlar. Anne kalbinin sadık arkadaşlığına alışmış, küçüğe gerekli olan bir arkadaşlık bulma arayışı denenmiştir.

Anne doğasının derinliklerinde, onun için sevginin varlıksal tecrübesini yapmış, derin değiştirilemeyen ihtiyacı denenmiştir. Işığa gelmiş olan küçük varlık, gözümüzde küçük olan varlık, şu anda büyük, bizim için çok büyük… İşte bu bizim ilk hikâyemiz, böylece hepimiz yaşamın ilk kıvılcımı sayesinde dünyaya geliyoruz: sevmek ve sevilmek için: “Yaşadığımız bu dünyada, iletişim olanağı olmayan şeylerin en basit derecesinden, yavaşça, bu değiş-tokuçsa en asil ve en mutlu kişiliğini bularak, sonsuzluğa ve diğerlerine başkalarına açılmak için, kendi içgüdülerini yenmeye çalışan insanın yüceliğine doğru yola çıkılıyor. Birçok hayvandan daha az güçlü, eşyadan daha az dayanıklı, ölüm karşısında zayıf olan insan her şeye sonsuzca üstündür, çünkü yalnız o kişisel bir gizemdir. Bunun için… Bunun için, her yeni bir evladın karşısında insanlık, sarsıntı ve heyecan içinde buluyor kendini: bilinçli olarak veya bilinçsiz olarak, evrenin ilk hayreti, doğanın tepesinde olmayı istiyor, bunu hissediyor!”

“Theofilos” Din Eğitim Merkezi

11