KATOLİKLİK ÖĞRETİSİNDE AŞK VE EVLİLİK

“Bana çiçek getirmiyorsun. Bana aşk şarkıları da söylemiyorsun. Benimle artık konuşmuyorsun bile. Günün sonunda kapıdan girdiğimde…” Neil Diamond ve Barbra Streisand ikilisinin söyledikleri You Don’t Bring Me Flowers (Bana çiçek getirmiyorsun) şarkısının sözlerini hatırlarsınız. Şarkının sözlerinin insanlık tarihi boyunca söylenmiş en acıklı sözler arasında olduğuna inanıyorum.

Burada nazik bir şeylerin çözülüşü, örselenmiş sevgi dolu bir ilişki, büyüyüp gelişerek çok güzel olması gereken bir şeyler anlatılmaktadır. Bu, bir bebeğin beşiğinde ölmesi, bir gencin kan kanseri olması ya da ana babanızın trafik kazasında ölmesi gibi bir şey. Derin, boğazımızda düğümlenen bir his: “Bu böyle sonuçlanmamalıydı.”

Boğazımızda düğümlenen bu his, her zaman aynı biçimde yaşanmasa da bazı şeylerin nasıl olması gerektiği konusunda bir içgüdümüz olduğunu gösteriyor. Özellikle evlilikte ne olması gerektiği konusunda bizi uyaran bu hisse güvenmemiz iyi olur.

YALNIZCA BİR İMZA

Bugün öğleden sonra, birkaç yıl önce öğrencim olan bir çocukla konuşuyordum. Aslında artık bir çocuk değildi, ama yine de benden epeyce gençti. Az önce oynadığımız tenis maçını tartışırken daha ciddi konulara geçtik. Bir evlilik belgesini kastederek “Bir imza nedir ki?” diye sordu. “Ne anlama gelir? Neye yarar?” “Ne olsun isterdin?” diyerek sorusuna soruyla karşılık verdim. “Artık evlilik olmasın mı? Yalnızca birlikte yaşamak, istediğinde gelmek canın isteyince gitmek daha mı iyi?” “Evet” deyip dememek arasında duraksadı, biraz düşündü ve “Hayır, bunu demek istemedim, yalnızca …. bilemiyorum.” Söyledikleri birçok şey ima ediyor gibiydi. Büyük bir olasılıkla ailesinde ya da akrabaları arasında yaşanan bazı üzücü şeyler ve televizyon ekranlarından, sinema perdelerinden üzerine yansıyan saçma sapan görüntüler.

Ama bunların karşısında nasıl olması gerektiği ile ilgili o içgüdümüz bulunuyordu. Sözcüklerinin içerdiği düşünceleri ayrıştırmaya çalışırsak büyük bir olasılıkla şunlarla karşılaşırız:

  • Evlilik her an daha iyiye giden güzel, sevgi dolu, sonsuz bir ilişki olmalı…
  • Ama birçok evlilik yürümüyor… Öyleyse niye güzel giden bir şeyin bozulmasını göze alalım? Evlenmemek gerek. Böylece, ilişki bozulsa da insan o kadar etkilenmez. Gerçekten değerli olan bir şey de yıkılmamış olur…
  • Yine de birlikte yaşamak evlilikle aynı şey değil…

Bir belgenin ve bir törenin iki insanın gerçekten birbirini sevdiğini kanıtlamadığını söylerken haklıydı. Aynı daireye taşınmanın âşık olduğunuzu kanıtlamadığı gibi belge ve tören de aşkı bulmanızı ya da aşkın gelişmesini sağlamaz. Yalnızca birlikte yaşamak çiftin sonsuza dek sürecek bir ilişki fikrini yadsıdığını ya da kendilerine göre bulmadıklarını gösterir. Bu, “Bir gün sona ererse çok kötü olmayacak, çünkü öncelikle ortada o kadar önemli bir anlaşma yok.” demektir. Bu da bir futbol takımının, “Nasılsa çok sayıda maç kazanmayacağız, bir isim, destekleyici ya da forma bulmamıza gerek yok. Yalnızca sahaya çıkalım ve topa birkaç kere vuralım.” kararını almasına benzer.

BUNUN ANLAMI NE?

Evlilikler kötüye gidebilir. Ama örselenmiş evlilikler, yıkıntıların içinde acı çeken insanlar gördükçe, iyiye gitmesi için ne yapabileceğimiz konusunda ders almamız gerekir. İşe, evlilik ve aşkın mum ışığı ve cinsellikten öte ne anlama geldiğini anlamaya çalışmakla başlayabiliriz (ki mum ışığı ve cinsellik hiç de kötü bir şey değildir).

Kanunlara göre bir nikâh memuru, hatta bir kaptan bile bir çiftin karı koca olduğunu ilan edebilir. Ama evlilik törenlerinin çoğu kilisede gerçekleşir. Bunun bir anlamı vardır. Bu doğuştan içimizde olan “nasıl olması gerektiği” hissidir. Birçok insan için Tanrı, yalnızca evlilik hayatının tadını arttırıcı, dinsel bir tatlandırıcı değil, sevgi dolu kadın erkek ilişkilerinin temel öğesidir. Evliliğin temel bir öğesidir. İçgüdüsel olarak evliliğin kadın ve erkek arasında bir anlaşmadan daha önemli bir şey olduğuna dair bir anlayışımız var gibi görünmektedir. Tanrının yaşamıyla ilgili bir şey ilişkinin içinde vardır.

EVLİLİĞİN KUTSALLIĞI

Karı koca ilişkisinde Tanrı’nın yaşamı da var olduğu ve yaşamsal önemi bulunduğu için, Katolik inancımız, vaftiz edilmiş bir Hıristiyan için evliliğin kutsal olduğunu söyler. Evliliğin kutsallığı, yalnızca “Artık Kilise’nin izniyle sevişebilirsiniz.” diyen bir tören değildir (bu “Evlenen Katolik” görüşü öylesine dar bir görüştür ki doğru görüş ile aynı dünyayı bile paylaşmaz).

Kutsama, Tanrı’nın varoluşumuzun amacını gerçekleştirmemize yardımcı olacak güçle yaşamımıza dokunduğu bir olaydır. Ancak Rahiplik Kutsal Gizeminin, kutsallığını kavradığımızda bunu doğru bir biçimde anladığımız söylenebilir.

Rahiplik Kutsal Gizeminde bir erkeğin rahip olması ve iyi bir rahip olarak Tanrı’nın kutsal gölgesi olması demek olduğunu anlarız. Ancak genelde evlilik konusunda benzer bir anlayış geliştiremeyiz. Evlilik kutsal bir olay olduğundan Tanrı onunla ilgili her iyi şeyde özellikle mevcuttur. Evet bu mum ışığı ve cinsellik için de geçerlidir; ama ayrıca kiranın ödenmesi için uğraşmak gibi daha maddi şeyleri de içerir. Çeşitli kararlar almayı, perdeleri değiştirmeyi, banka hesaplarını düzenlemeyi, çiçekleri sulamayı, bulaşıkları yıkamayı ve çiçek getirmeyi, anlatmayı aynı zamanda dinlemeyi de. Öncelikle iyi birer eş olmayı başaran kadın ve erkek kutsallığa ulaşır.

Bu son tümce yinelenmeye değer: Öncelikle iyi birer eş olmayı başaran kadın ve erkek kutsallığa ulaşır.

SONSUZ AŞK

Evlilik Kilise tarafından hala kalıcı olarak kabul ediliyor mu? Evet! Neden? Çünkü İsa tam anlamıyla bunu öğretti. Markos 10,2-9 ve Matta 19,3-9’a bir göz atın. Bu açık bir biçimde o “kesin” kurallardan birisi. Birçok insan bu konuda bu denli katı olmamasını isterdi… ama öyle. Evlilik konusundaki bu “kesin” kural son derece önemli bir şeyi korumak için Tanrı’nın izlediği yoldur. Eğer elli kıratlık bir elmasınız olsa bahçede onunla beş taş oynamazsınız, ya da öylesine kanepenin üstüne bırakmazsınız. Onu en iyi biçimde korursunuz. Tanrı’nın evlilik kalıcıdır kuralı bir ton elmastan daha değerli bir şeyi korumak için konmuştur: bir erkek ve bir kadın arasındaki kutsal aşk, Tanrı’nın aşkını özel bir biçimde, burada yeryüzünde var eden bir aşk.

İncil’de, Tanrı bize duyduğu sevgiyi bir erkeğin karısına duyduğu sevgiye benzetiyor. Evlilik eskiseydi ve “kaldırıp at” cinsinden bir şey olsaydı bu benzetme yetersiz kalırdı. Tanrı birçok kez aşkının sonsuz olduğunu söyledi. O zaman neden gelin güvey benzetmesini kullandı? Bu O’nun evlilik ilişkilerinden beklediklerini gösteriyor ve bu beklentileri “Haydi bir deneyelim de yürüyüp yürümediğini görelim” tarzında bir şey değildir.

GEÇERSİZ KILMA HAKKINDA

Geçersiz kılmalar, boşanmayla aynı şey değil mi? Onlar Katoliklere özgü boşanma biçiminden başka nedir ki? Hiç de değil. Bir geçersiz kılma, Kilise otoriteleri tarafından, doğru bir evlilik yapmak yolunda atılan adımlarda bir şeyler eksik kaldığından gerçek, kutsal olması gereken bir evliliğin hiçbir zaman için öyle olmamış olduğu yolunda verilen bir yargıdır.

Başka bir deyişle, geçersiz kılma evlilik sözünün kutsallığını güçlendirir. Evliliklerinin başlangıcında insanların verdikleri söz tam anlamıyla bağlayıcıdır. Bu sözü verebilmesi için bir insanın tamamen, sağlıklı, olgun; kısaca böyle bir sözü verme ve tutma yeteneğinde olması gerekir.

Daha basit bir örnek verelim: On yaşında bir çocuk “Ben bir misyoner olacağım ve yabancı topraklarda inancımı yayacağım” diyerek söz verebilir. O sırada son derece içten davranmış da olabilir, ama on yaşında bir insan böylesi bir söze sadık kalabilir mi? Tabii ki kalamaz. Böyle bir söz, on yaşında bir çocukta bulunamayacak bir olgunluk gerektirir. Ya da çocuk böyle bir söz verirken bir suçluluk duygusundan kaynaklanan ve bunu gidermeyi hedefleyen bir tür baskı altında olabilir ya da misyoner bir akrabasından etkilenerek kahramanca bir tavır alıyordur.

Benzer durumlar bir evlilik töreninde “Evet” diyen insanlar için de geçerlidir. Geçersiz kılma, sorun yaratan ilişkiler için çare değildir. Bir geçersiz kılma en az iki, genelde daha fazla sayıda kişiyi derinden yaralayan uzun dönem sürmüş bir acının olabilecek en iyi biçimde sona erdirilmesidir.

MUTLULUĞA HAZIRLIK

Amaç geçersiz kılmayı arttırmak değil onlara yol açan durumları engellemektir. Amaç genç çiftlerin, son kertede güzel, “ölüm ayırana dek” sözünü verebilecekleri bir biçimde evliliğe hazırlanmalarına yardımcı olmaktır.

Gezmek, dansetmek, partiler, eğlencelidir, ama evlilik hazırlıkları yalnızca bunlarsa, bu, maç için patlak topla antrenmana çıkmaya benzer.

Hazırlık dönemi için, Kilise tarafından çeşitli programlar düzenlenmiştir. Birçok çifte uygun olan bazılarını burada sunuyoruz. Evlilik Öncesi, evlilikten önce ciddi bir biçimde üzerinde bulundurulması gereken konularda konuşmalar ve tartışmalardan oluşur: bu konular arasında evliliğin kutsallığı, cinsellik, çocuklar, para, ev içi işbölümü, meslekler (kapıda kucaklaşmaların yaydığı sıcaklık dalgası, kucaklaşanlar evlilikten sonra hayatın nasıl olması gerektiği konusunda aynı düşünceleri paylaşmıyorlarsa soğuk bir rüzgâra dönüşebilir). Nişanlıların yakınlaşması, bir çiftin birbirlerini tanımalarını sağlayacak bir biçimde iletişim yeteneklerini geliştirir (hayır, evlilikten önce ya da sonra cinsel ilişki bunu sağlayamaz. Cinsel ilişki birbirini hiç tanımayan çiftler arasında da gerçekleşebilir).

Bazı kiliselerde evlilik öncesi anketler düzenlenir. Bu ankette yer alan sorular çiftin, hangi noktalarda anlaşıp hangilerinde anlaşamadıklarını ya da hangi konuyu henüz hiç hesaba katmadıklarını görmelerine yardımcı olur.

İnsanoğlu kendisini dizginlemeyi tam anlamıyla öğreninceye kadar “Bana artık çiçek getirmiyorsun” tipi örselenmiş ilişki vakaları ile karşı karşıya kalacağız. Ama evliliğe daha iyi hazırlanıp Tanrı’nın hedefleri yönünden amacını daha iyi kavrar, gerektiğinde yardım ararsak belki de benim en sevdiğim fotoğraftakine benzeyen çiftlerin sayısı daha da artabilir.

Bu fotoğrafta altmış yaşlarında bir çift parktadır. Adam kadını öylesine kucaklamıştır ki, parkta bulunmalarının daha doğrusu nerede olduklarının onlar için hiçbir anlamı olmadığını rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Bu fotoğrafın nerede ya da ne zaman çekildiğini bilmiyorum, ama Tanrı’nın sevgisinin o gün o parkta ve büyük bir olasılıkla ilişkilerinin sürdüğü her mekânda var olduğunu biliyorum.

Ve oyunun adı da budur.

“Theofilos” Din Eğitim Merkezi