AİLEDE KUTSAL RUH

Kutsal Ruh sayesinde Allah’ın Sözü vücut alıp Bakire Meryem’den doğdu, Noel’in anlamı budur. Allah’ın Oğlu, her insanın Allah’ın oğlu olabilmesi için insan oldu.

Tanrı’nın Ruhu bu mucizeyi mümkün kılmakta böylece Kilise çevresinde, İsa’nın, Havarilerine ve episkoposlarına bıraktığı görevi sürdürebilmek için birçok mucizeye neden olmaktadır.

Kutsal Ruh’un gözümüz önünde gerçekleştirdiği işaretler bizleri ümit etmeye ve cemaatimizden papazların, şammasların (diyakonların), hayatın kutsanmasına çağrıların ve İncil’in bildirilmesi görevini üstlenen insanların eksik olmaması için ısrar ve imanla dua etmeye teşvik eder.

Bu mektup uzun bir dua gibidir. Kutsal Ruh’un armağanlarını sayalım: Zekâ, bilgi, öğüt, Tanrı korkusu, güçlülük, merhamet ve bilgelik.

Kimi zaman zorlu, vasat, kimi zaman da kutsal ve muhteşem olan günlük yaşamın farkına varıyorum. Her felaketten bir yardıma çağrı, her güzel durumdan bir şükran sebebi çıkarıyorum: Neyi istemenin yararlı olduğunu biz de bilmiyoruz, ama Kutsal Ruh’un kendisi de açıklanamaz iniltilerle yardım istiyor (Rom. 8,26 ).

Bu mektup uzun bir dua gibidir; hayattan bazı kesitlere yer veriyor ve açıklanamaz bir özleme kapılıyoruz: Tanrı’nın zaferinin ve Kutsal Ruh’un var olduğu bir hayat ne kadar güzel olurdu.

Belki Noel günlerinde sevgiyle bir araya gelen aile üyeleri de bu sayfalarda atmaları gereken adımların, şükretmeleri gereken bir armağanın, itiraf etmeleri gereken bir günahın farkına varabilirler.

Ve tüm kilise cemaatinden ısrarla, imanla ve yürekten bir dua yükseldiğini hayal ediyorum: Gel, Kutsal Ruh, gel üzerimize ve yedi lütfunu yolla.

Böylece “Kutsal Ruh’un Üç Hikâyesi” sizin evinizde de yaşanan günlük hayata dönüşebilir.

1.

ZEKÂ ARMAĞANI

GÜNLÜK HAYATTAN ALINTILAR

Çocuk ve Büyükanne

Ona “Elbiselerini değiştir, birazdan insanlar gelmeye başlayacak” dediler. Anne ve babası aralarında kısık sesle tartışıyorlardı: “Onu salona koyalım”; “Belki odasında kalması daha iyi”, koyu renk ceketli adamlar babasıyla süslemelerden konuşuyorlardı. Ona “Büyükannen cennete gitti” demişlerdi ve annesinin gözleri kızarmıştı. Sonra koyu renk elbiseli dört adam büyükannenin tabutunu zorla yerine taşıdıklarında, çocuk taşımakta zorluk çekti ve onu, tanımadığı birçok teyzenin bulunduğu salona yolladılar : “Ne güzel bir kız”, “Ne kadar büyümüşsün.”

Akşam duaları sırasında yeniden büyükannesini hatırladı -dualar devam ediyordu ya da rüya görüyordu – uzun bir zaman büyükannesinin eski ve renkli kıyafetleri ve şiş bacaklarıyla yaptığı yolculuğu düşündü. Bu korku ve soru işaretleriyle dolu bir yolculuktu: “Tanrı nerede oturuyor? Bizi ne zaman diriltecek? Hiçbir zaman doğru dürüst taranmayan saçlarıyla mı cennete gidecek?”

Bütün bu sorular arasında küçük kız fenalaştı ve bütün o kargaşanın ardından gözyaşlarına boğuldu.

İşte: Ölümün gizemi! Ağlamaktan başka ne yapılabilir ki?

Oh ne güzel! Bazen her şey ters gider, hayatımızdan memnun olmaz çılgına döneriz. Eve sinirli gelir ve asık suratlarla karşılanırız. Hiç değmeyecek olaylara neden bu kadar önem verildiğini anlayamazsın. Karın yaptığın bir espri yüzünden kendini kötü hisseder, çocuklar aptalca sebeplerden kavga etmeye bir türlü son vermezler. Tüm bunlara ek olarak bir akşam garaja aceleyle girerken arabanın yanını çizersin. Suçu da kimseye atamazsın. Ne acayip hayat!

Ama, puslu ve sisli günlerden sonra, her zaman geçtiğiniz yoldan geçerken dağların gece rüzgarlarıyla yakınlaşmış görüntüsü, otlar ve ağaçlar üzerindeki büyülü ışık, senin için yaratılmış gibi duran göğün maviliğinin güzelliği seni büyüler. O zaman bütün gerginliğin gider, bir çocuk gibi ağlayacak kadar duygulanırsın. İşte bu, güzelliğin gizemidir. Şarkı söyleyip ağlanmaz da ne yapılır?

Gizem Olan Çocuklar

Çocuklarımdan şikâyet edemem, iyi çocuklardır. Okuyorlar, çalışıyorlar, sofrayı hazırlamakta nazlanmıyor ve odalarını dağınık bırakmıyorlar. Büyüklerine karşı da çok saygılılar. Ama beni üzen, artık ayine gitmemeleri. “Karşı” değiller; Kilisede yardıma ihtiyaç varsa bunu da seve seve yapıyorlar.

Tabii ki motosiklet kazasında ölen arkadaşlarının cenazesine, Noel Ayinine katıldılar. Aile fertlerinin cenazelerine hep katılıyorlar. Ama hepsi bu.

Bazen onlarla bunu konuşuyorum, bana zaman zaman dua ettiklerini, Tanrı’ya inandıklarını ama her pazar günü neden Ayin’e git-meleri gerektiğini anlamadıklarını söylüyorlar.

İşte bu, özgürlüğün gizemidir. Dua edip, umut etmekten başka ne yapılabilir?

Dua Ve Düşünce

Bize zekâ armağanını vermesi için sizinle beraber ve sizin için Kutsal Ruh’u çağıyorum.

“Zekâ armağanı”, bizi Tanrı sırrının derinliklerine götürür. Bu derin, sevgi dolu, birleştirici bakış hediyesi kabul edilir ve yaratılış ve insanlığın kurtuluşu için Kurtarıcının acı çekmesinin, birleşmenin, Tanrı katının, ölümün, yeniden doğuşun, Kutsal Kitabın ve geleneklerin ortaya çıktığı birleştirici kökleri anlamamamızı sağlayacak, Kilise inancı birliğinde açıklanan ve ispatlanan Tanrı sözünün kararı ışığında gelişir.

Mucizelerin birdenbire ortaya çıkması bazı sorulara ve boca-lamalara neden olur: Zekâ hediyesi, bizleri dikkatli kılar. Kendi kullarıyla ilgilenen ve çocuklarını kurtaran Tanrı sevgisini ortaya çıkarır.

Zekâ, Kutsal yazıları kolay kılar ve insan dimağının bunları anlamasını sağlar. Birçok kez kilisede dinlenen birşey, bir gün bazı soruların sıkıştırmasıyla ya da hiç çıkış yolu olmayan bir felaketin etkisiyle, birden anlaşılır olur.

Büyükannesini son yolculuğunda selamlayan küçük kız, yalvaran ve inançlı bakışlarını Kutsal köşeye çevirir, çünkü açıklanan sözler oradan gelir gibidir: “Diriliş ve yaşam ben’im. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır” (Yuhanna 11,25). Annesinin gözlerinin kızarmasına sebep olan bu ölüm, büyükannesi için İsa’nın hayatına girmek anlamına gelir.

Dayanılmaz bir hal alan bunaltıcı günlerin sıkıntısı, yumuşak, güvenilir, doğru ve ikna edici bir sesle yırtılır: “Ey bütün yorgunlar ve yükleri ağır olanlar! Bana gelin, ben sizi rahatlatırım” (Mt. 11,28). İsa, sana bağış getiren bir arkadaş, senin güçlüklerini bilen ve sana dinlenmeyi bağışlayan bir Tanrı olduğunu açıklıyor.

Çocuklarını inançlı yetiştiremedikleri için cesaretleri kırılan ebeveynler “Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim” (Yuhanna 12,32) vaadiyle ümitlenirler. Eğitimin, örneklerin yeterli olamadığı noktada, çarmıha gerilmiş İsa’nın çekimi belirleyici olacaktır.

Birkaç zamandır, her zaman yenilenen “Her akşam bir sayfa İncil oku” tavsiyesi ışığında, İncil komodinlerde gözükmeye başladı. Ama belki de şimdi hayatın gizemleri karşısında onu ailece açıp, okuyup, İsa’nın bize getirdiği güzel haberi konuşmanın zamanı geldi.

2.

BİLGİ HEDİYESİ

GÜNLÜK YAŞAMDAN ALINTILAR

Bir zamanlar….. benim zamanımda….. eskiden…

Şunu söylemeliyim ki bazen yaşlılarımız çok sıkıcı oluyorlar. Hele bir de bir zamanlar dünyanın nasıl olduğunu anlatmaya, dünle bugünü karşılaştırmaya başladılar mı gerçekten cesaret kırıcılar. Onlara sorarsanız eskiden her şey daha kolay ve daha güzeldi, insanlar daha iyi ve namusluydu, gençler daha çok söz dinliyor, daha sık fedakârlıkta bulunuyorlardı, kiliseye daha çok kişi gidiyordu. Hatta o zamanlar rahipler bile daha iyi rahiplerdi.

Kilisemizin rahibinin öğütleri de aynı çökertici etkiyi uyandırıyor: Günümüz ailesi, gençleri ve dünyasının sanki hepsinin sökülüp atılması gerekiyor. Dünyamız eskimiş, hastalıklarla ağırlaşmış, en güzel zamanlar sanki tamamen ortadan kalkmış ve güzel şeylerle uğraşan nesiller tamamen yok olmuş gibi geliyor.

Benim gibi yirmi yaşında olan biri, eğer her duyduğuna inanacak olsa, yanlış bir zamanda doğmuş olmanın üzüntüsü içinde yaşaması gerekir.

Hele gelecekten hiç bahsetmeyelim, söylenenlere inanırsak kaçıp gitmek lazım. İş bulmak, güzel bir ilişki kuracak ciddi bir kız arkadaş bulmak, çocukları terbiye etmek zor, hatta nefes almak ve güneşlenmek de tehlikeli olacak.

Yani ümitsizlenme konusunda bu kadar yetenekli miyiz?

Bütün bu dinlerden hangisi bizi daha iyi anlıyor?

Bir gün kapımı “Yehova Şahitleri” çaldı. Tüm kibarlıklarıyla okumam için insanı tedirgin eden gazetelerini bıraktılar. Karmakarışık alıntılarla, Kutsal Kitabın; Kilise’nin ve büyüklerimizin öğrettiklerinden başka şeyler söylediğini söylediler.

Geri döneceklerini söyleyerek, beni karmakarışık duygular içinde bırakıp gittiler. Bunun üzerine oğlum onları bir daha içeri almamamı, kafamı bir sürü yanlış fikirle doldurduklarını, eğer tarikata katılırsam huzurumu ve son parama kadar her şeyimi kaybedeceğimi söyledi. Bizi baştan sona kadar dinleyen kızım ise, onların yaz kış demeden ev ev gezdiklerini ve gerçekten iman sahibi insanlar olduklarını söyledi.

Karışıklıklar bu kadarla da kalmadı. Alt kattaki daireyi, kirasını zamanında ödeyen, kibar ve saygılı bir işçi olan Malek’e kiraladık. Samimi olduk ve onu bir gün tarihi kilisemizde saat onda yapılan ayine davet ettim. Bununla ona sadece evimizde değil kentimize de kabul edildiğini göstermeyi amaçlıyordum.

Bana her zaman dua ettiğini söyleyerek cevap verdi, namaz kıldığı seccadeyi ve anlaşılmaz bir dilde yazılmış kendi dua kitabını gösterdi. Peygamberinin nasıl dua edileceğini bildirdiğini ve onun buna sadık kalacağını, belki de bunu benim ondan öğrenmem gerektiğini söyledi.

Sonunda uzun zamandır nerede olduğu bilinmeyen, annesinin iç geçirip gözyaşlarıyla cevap vermesinden çekindiğim için soramadığım komşumuzun kızı geri döndü.

İnsanın içini acıtacak kadar zayıflamış ve egzotik kıyafetlere bürünmüş bir şekilde geri döndü. Sadece meyve ve sebze yiyor, iç huzurunu bulduğunu ve bunun gerçek din olduğunu söylüyordu.

İşte küçücük bir alanda Tanrı’dan bu kadar farklı bir biçimde bahsediliyor: Ne karmaşa!

Yıldız Mahkûmları

Venüs ve Mars ters düştükleri zaman yapılacak birşey yok: Kendimi kötü hissediyorum, her şey ağır geliyor, hatta kocamın beni her zaman çeken neşesi, dağınıklığı bile moralimi bozuyor. Bunlar daha önce de başıma gelir ve hiçbir açıklama veremezdim. Basınçtan, nemden, bir gece önce yediklerimden, insanların ve kendi karakterimden, kayınvalidemin işime karışmasından olduğunu sanırdım.

Sonra esasında yıldızların esiri olduğumuzun farkına vardım: mesela bu hafta falımda Venüs ile Mars arasında şiddetli bir uyumsuzluk olduğu yazıyor. Sıkıntı ve moral bozukluğu ile dolu günler bekliyorum. Kocamsa çok neşeli olacak, yıldızlar onun burcuna iyi bir hafta haber veriyorlar. Mars ve Venüs onun burcu üzerinde, Ay’ın geçişi ile işlerinde de iyi günler geçirecek.

Yani evde tam bir fırtına esecek, o kendinden emin, hayatından memnun bir şekilde konuşma ihtiyacında olacak, bense mutsuz, umutsuz ve agresif olacağım. Ama yapabileceğimiz hiç birşey yok, çünkü bizler yıldızların mahkûmlarıyız.

Dua Ve Düşünce

Bizde bilgi armağanını ortaya çıkarması için sizinle beraber ve sizin için Kutsal Ruh’u çağırıyorum.

“Ruhi bilgi Tanrı ile karşılaşmanın ardından gelerek hayatımızı değiştiren gerçeğin görünümüdür. Bu bilgi sayesinde inanç tarihinin büyük teolojik düzenlemeleri ortaya çıkmıştır ve Hıristiyanlık etik ve kültürel çatışmalar ve sorunlar karşısında son şeklini almıştır. İman bilgisi sayesinde her köşede var olan İncil’le ilgili parçaları en karanlık anlarda bile bulmak mümkün olmaktadır” (Kutsal Ruh’un Üç Hikâyesi 44,45 ). Bilgi armağanı düşünce zorluğunu verimli hale getirir, arayış içinde olanlar ve sorular soranlar için bir yol çizer, uğraştırıcı okumalara olan sabrı arttırır, aynı zamanda zihinsel eğitim isteğini besler, sloganlar ve laflardan oluşan konuşmalardan sıkılır.

Bilgi armağanı, çağımızı istatistiklerden daha derin bir bakış açısı ile incelemeyi öğretir: Erişkinler gençlerin arkadaşları olur, onların konuşmaları, heyecanları ve girişimleri karşısında hemen olumsuz tavır takınmamayı öğrenirler. Geleceği önceden görürmüşçesine doğruyu seçme yetisine sahiptirler, fantastik bir geçmişle olanaksız karşılaştırmalar yapmaz, deneyimlerini dengeli bir insan olma, Tanrı’ya inanma ve umut vaad eden ideallerini cesaretle desteklemek için kullanırlar. Tanrı’nın ruhundan gelen bu bilgi, geleceği bildirmeye yakındır. Bilgi armağanı, birçok kişinin hakmışçasına sarıldıkları umut kırıcı dini cehaletten çıkma arzusunu güçlü kılar. Bu cehalet umut kırıcıdır çünkü içinde yaşadığımız dünyanın karmaşası içinde, imanımızı derinleştirip, destekleyeceği yerde, onu yok olmaya ve düşünceler karşısında sessizliğe iter. Kütüphanelerde her konu hakkında yüzlerce kitap yığılırken, Hıristiyanların evlerine saçmalıklar ve basmakalıp laflarla dolu dergilerin girdiği görülmektedir; spor salonlarında bir saat olsun boş yer bulunmazken, yetişkinler için verilen din dersi sınıfları boş kalmaktadır. Kutsal Ruh bilgi armağanını insanlara artık araştırma yapmaya başlamanın zamanının geldiğini bildirmek için yollamıştır. Umudumuzun nedenini soran kişiye cevap vermekten gurur duyarım; başkalarının vicdanlarına saygıyla sessiz durmak yerine İncil’in gelişini bildirmekten gurur duyarım; kaderci bir bakış açısıyla kendilerini bu dünyada mahkûm hissedenlere Hıristiyan özgürlüğünü bildirmekten gurur duyarım. Çünkü o Tanrı’nın oğlunun özgürlüğü ve saygınlığı ile yaratılmıştır.

3.

ÖĞÜT ARMAĞANI

GÜNCEL HAYATTAN ALINTILAR

Genç Bir Kadının Korkusu

Belki de anlaşılıyor. Bu kalabalıkta beni izleyen bu bir çift göz belki de benim sırrımı çözdü. Belki de bu kadar hızlı yürümemeli veya bu kadar kalabalık bir metroya binmemeliyim. Kim bilir Paolo ne diyecek? Ya annem? İş arkadaşlarım? Beş sene sonra üçüncü bir çocuk.

Sabahleyin sonuçtan emin olunca içimi bir sevinç sardı, kendimi gençleşmiş hissettim. Sonra bir çeşit sıkıntı duydum. Paolo yarına kadar iş gezisinde, bu sırrı kiminle paylaşabilirim? Bu kötü his, belki de yolunda gitmeyen bir şeylerin göstergesidir. Bu durumu artık epey büyük olan diğer ikisine nasıl anlatabilirim? Ama sanmıyorum, içimdeki sıkıntı bu ufak tefek şeyler yüzünden olamaz, daha büyük bir şaşkınlık ve daha çok “fiziksel” bir korku var. Kendimi o kadar güçsüz hissediyorum ki bu yeni hayatı yaşatacak kadar güce sahip olacak mıyım, onu besleyebilecek miyim, karnımda taşıyıp canını acıtmadan kollarıma alabilecek miyim bilemiyorum.

Doktor o kadar profesyonel bir şekilde “Her şey yolunda” dedi ki bana herşeyi söylemediğinden kuşkulanıyorum.

Paolo’nun haberi alıp benim korkularımı duyunca atacağı kahkahalar gerçek olacak ama beni anlamaktan çok, yeniden baba olmanın keyfini yaşayacak.

Yeni bir hamileliği yaşadığım şu sıralarda kendimi annemin kollarına atıp korunmuş hissetmeyi özlüyorum.

Gençlerin Seçimleri, Ebeveynlerin Sorunları

Büyük oğlan kafasına göre hareket etti ve hata yaptı. Prestijli, gelecek vaadettiği söylenen ama çok zor bir fakülteye yazıldı. Modaya uyduğu ve hırsla hareket ettiği için doğru bir seçim olmadı. Bizim de bu durumdan gurur duyduğumuzu hatırlıyorum. Ama daha ilk sınavlarda problemler başladı: Çocuk gergin, huzursuz ve hazırlıksızdı. Her sınavdan küçük düşmüş ve üzüntülü dönüyordu. Biz de ısrar etmekte hata ettik ama daha en baştan nasıl teslim olabilirdik? Verimsiz, sıkıntılı yıllar oldu, bu durum halen devam ediyor.

Şimdi kızımızın seçim yapması gerekiyor. O daha zeki ve düzenli, notları da daha iyi. O da zor bir fakülteyi düşünüyor. Ne yapmalı? Bunun sadece bir heves mi yoksa yetenek mi olduğunu nasıl anlamalı? Onu bu zor işe mi teşvik etmeli yoksa daha basit bir yol mu önermeliyiz?

Öbür yandan seçim yapmak gerekiyor ve her seçimin sonuçları var. Çok hisli bir kız olduğu için onu zorlu bir seçime teşvik ederek, depresyonlarla parçalanmış bir yaşam bulmak istemeyiz. Aynı zamanda onu daha kolay bir yola iterek ileride “Bana güvenmediniz. İşte şimdi buradayım, hiçbir amacım yok. Bu durum beni tatmin etmiyor” gibi suçlamalarla karşılaşmak da istemiyoruz. O halde ne yapmalıyız?

Gece Nöbetleri Ve Tanrı’nın Sesi

İlk başlarda gece nöbetlerini gereksiz ve dayanılmaz buluyordum. Gelmesi olanak dışı gözüken düşmanı engellemek için uykumdan uyanmayı, yalnızlık hissettiğim o karanlık saatleri, nöbet kulübesine ve üniformalara hapsolmayı ben de hiç kabullenemiyordum. Şimdi de bir eğlence olarak gördüğümü söyleyemem ama şunu söylemeliyim ki karışık ve öfke dolu hayatım hakkında kafamda soru işaretleri oluşturdu.

Bugüne kadar hayatım sürüdeki bir koyunun hayatı gibi acele ve karmaşa ile geçti: Soruları engellemek için hep hareket halinde, gürültü içinde, hep beraber, bir seçim yapamadan, bir yolda ilerlediğimi unutarak ve amaçsızca hareket ettim.

Şimdi ise askerliğimi yaparken, kışlanın garip hayat düzeni, gece nöbetlerinin uzun sessizlikleri, ev hayatının hem özlediğim hem de beni kısıtlayan alışkanlıklarının uzaklığı beni hayatımı dışarıdan izlemeye zorladılar. İşte karşınızda anlamsız bir hayat!

Gecenin bana kazandırdıkları sadece bunlar olmadı. Aynı zamanda çocukluk rüyalarımı süsleyen ama unuttuğum bir ideali yeniden uyandırdı: Belki de hayatımı önemli bir şeylere adayabilir, hatta rahip bile olabilirim.

Bazen öyle geliyor ki Tanrı benden bunu istiyor ve bunu bana birçok kez iletti: 14 yaşında iken aldığım bir inzivaya çekilme teklifi, 16 yaşında iken tanımadığım bir rahibin bana “Hiç düşünmedin mi?” diye sorması, ardından Silvia ile yaşadığım tutkulu ama bir o kadar da çabuk biten hikâye…

Bazen bu kutsal konularda ileri gitmenin imkânsız ve hatta ukalaca olduğunu düşünüyorum. Ya sonra annem babam ne der? İşinde beni muhasebenin başına oturtmayı düşünen babama kesin felç iner, ya annem? Arkadaşlarım? Kim bilir ne kadar çok gülerler?

Dua Ve Düşünce

Bize öğüt armağanını vermesi için sizinle beraber ve sizin için Kutsal Ruh’u yalvarıyorum.

“Öğüt armağanı bizim hayatın karşımıza çıkardığı alternatifler karşısında seçim yapmamızda yol gösterici olur. Yanlış adım atmamamıza, seçim yapmamıza, aceleci davranmamamıza, Tanrı’dan başka hiçbir şeyi mutlak kabul etmememize yardım eder. Öğüt armağanının pratik yönü, insana yaşamını Tanrı’ya göre yaşama konusunda yardım eden ruhsal güçtür” (Kutsal Ruh’un Üç Hikâyesi,45-46).

Üçüncü çocuğunu bekleyen genç kadın beklenen sözleri sonunda yıllardır bir manastıra çekilmiş eski okul arkadaşından duydu. Annelik konusunda hiçbir şey bilmeyen o kadın, genç kadının kalbine giden yola o kadar tecrübeli olan annesinden, haberi aldığında kendisini şefkatle kucaklayan kocası Paolo’dan, işinde başarılı olan doktorundan önce ulaştı. O rahibenin sessizliği karşısında genç kadın bütün korkularının kendisine verilen “Her gün sen ve bebeğin için dua edeceğim” sözü karşısında eridiğini hissetti. Rahibe ona hiçbir şey tavsiye etmedi, onu hiçbir konuda uyarmadı. Ama bir şüpheyi, bir korkuyu duaya dönüştürme sanatı genç kadına umut yolunu öğretti.

Belki de genç kızlarını zorlu deneme için yüreklendirmeleri konusunda anne ve babayı yaşlı öğretmen uyaracak. Yaşlı öğretmen uzun zamandır öğretmenlik yapmıyor, hemen hemen gözleri hiç görmüyor, evden sadece pazar günleri çocukları onu kilisedeki ayine götürdüklerinde çıkıyor. Sağlığı yerinde değil ve sesi de hiç çıkmıyor. Başka bir dünyada yaşadığı söylenebilir ama bunlara rağmen yaşlı öğretmen çok yaşayan, çok acı çeken ve çok dua eden kişilerin bilgeliğine sahiptir. İşte bu yüzden çocukları için okul seçiminde zorlanan ebeveynler, nişanlılarını ona takdim etmeye ve biraz da nişanlılarının yaşlı öğretmenin dediklerine kulak vermesini isteyen eski öğrencileri ona geliyorlar. Ona başarı ve başarısızlıklarını anlatmaya gelen torunları da var.

Ve o, önemli bir şeyler yapıyormuş edasına bürünmeden herkese öğüt veriyordu. Bunu öyle sağduyulu ve ihtiyatlı bir biçimde geçmişten hikâyeler anlatarak ve aralara Latince anlaşılmaz alıntılar katarak yapıyordu ki sanki kendi fikrini hiç beyan etmiyordu. Öyle zekice gülümsüyordu ki sanki o yorgun gözleri çok daha uzakları görüyordu.

Ve genç asker de askerlik izninden yararlanarak aradığı rahibi ve belki de umduğunu bulacaktır, kim bilir nasıl? Kararsız ve sabırsız genç asker, kararlı bir evet veya hayır beklemektedir. Ama rahibin ondan çok daha aklı başındadır. Ona dua etmeyi öğretir, tüm İncil’i okumasını ister ve devamlı olarak günah çıkarmasını öğütler.

Genç asker son nöbetlerini tutarken emin ellerde olduğuna ve güvenebileceği birisinin olmasına sevinmektedir ve bir şair olmadığı halde yıldızlara bakıp ilahiler söyleyerek saatlerini geçirmektedir.

4

TANRI KORKUSU HEDİYESİ

GÜNLÜK HAYATTAN ALINTILAR

Baba, Ne Ayıp!

Televizyon kumandasını kullanmaktaki başarın sana güven veriyordu. İş arkadaşlarının o tip filmler hakkındaki konuşmalarını duymuş, hatta gazetede filmin bayağılığından bahseden ama aynı zamanda merak uyandıran tele kritiği okumuştun.

Salonda yalnız olduğundan emin olmayı beklemiş, gerçek olması güç aşkların merak uyandıran karışık hikâyesini izlemeye başlamıştın. En uygunsuz dakikada büyük kızının salona geldiğini duymayacak kadar filme dalmıştın veya yorgundun. Kızının yüzünde okuduğun şaşkınlığı ve utancı silmeye, senin büyük bir şaşkınlıkla söylediğin “Hep aptal aptal şeyler gösteriyorlar” sözleri yeterli olmadı.

Ne zaman o an aklına gelse kızarıyor, kızının gözünde nasıl bir baba durumuna düştüğünü düşünüp kendini affedemiyorsun.

Bununla Beraber Ben De Haklıyım

Bir kavga nasıl doğar? Sanıyorum biraz öfke birikiminden: hazmedemediğin o laf, başarının ardından gözlerinde okuduğun o kıskançlık, sana hakaret edermişçesine arabayı oraya park etmesi. “Ona bunları ödetmek” konusunda kendi kendine hayaller kurdun.

Ve birgün birçok insan yaptığında gülüp geçtiğin bir olay için gerçekten kızdın ve “Artık yeter!” dedin. Ağzınızdan karşılıklı birçok ağır laf çıktı, tüm haksızlıklar, suçlar sıralandı. Sonuç şu ki, o zaman-dan beri komşunla konuşmuyorsunuz, her tesadüfi karşılaşma başınızı öbür yana çevirmenize neden oluyor. Kendi kendini haklı olduğuna ve onun hata yaptığına ikna ettin.

Ama her ayine gittiğinde seni yalnız bırakmayan bu rahatsızlığın sebebi ne? İncil’in “Adağını sunağa getirirken, orada kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğunu hatırlarsan, adağını orada, sunağın önünde bırak, git, önce kardeşinle barış; sonra gel, adağını sun” (Mt. 5,24) yazan sayfası karşısında kendini öfke, hınç ve “kimseye karşı olmamak” düşüncelerinden ayıramıyorsun?

Geçen gün komşun hastaneye kaldırıldı ve durumunun ciddi olduğu söyleniyor. Peki, şimdi ne yapacaksın?

Dua Ve Düşünce

Sizin ve sizinle beraber Tanrı korkusunu yayması için Kutsal Ruh’u çağırıyorum. “Tanrı korkusu, bizi insanlara olduğundan çok O’na hoş görünmek endişesiyle sürekli O’nun bakışları altında yaşatan düşüncedir. Seni izleyen Tanrı, tabii ki aynı zamanda yargılayandır. Ama bunun iyi anlaşılması gerekir. Seni hata arayan, sert bir gözle değil ama senin için gerçekten iyiyi isteyen, seni tanıyan ve seni herkesten çok seven Tanrı Baba olarak izler. Zaman zaman çok zor da gelse, O’nun istediği gibi davranmak senin için en büyük iyilik, en güçlü teselli olacaktır. Tanrı korkusu, çocuksu, sevgi dolu, en çok da babasını üzmekten korkan bir korkudur” (Kutsal Ruh’un Üç Hikâyesi, 48-49). Tanrı korkusu, seni felç eden bir korku değildir. Aksine seni yüreklendirir ve teselli eder: “Bu doğrudur. Bunu yapabilirsin”. Kötülüğü arzulattıran karmaşadan ve seni, bu karmaşayı haklı çıkarmak arayışından kurtaran arkadaşça bir varlıktır. “Eğer kimse duymazsa bunda ne kötülük var” anlayışını bastırır. Tanrı korkusu armağanı bizi namuslu olmaya, kendi kendimize saygı duymaya, bizi Kutsal Ruh’un tapınağı kılan göklerdeki Babamızla iyi ilişkiler içinde olmaya götürür. Şimdi görülmüş olmanın utancından sıyrılmanın zamanı gelmiştir, esas şimdi bir daha hata yapmamak ve kışkırtmalara uymamak için dikkat etmenin zamanıdır. Her zaman iyi bir sırdaş olan Tanrı’nın bakışı bayağılığın seni bir daha küçük düşürmesine izin vermemek için her zaman sevgiyle ve cesaret vererek izler.

Tanrı korkusu hediyesi, iyilik yapmanın zorluklarına dayanma gücü verir. Ve ben biliyorum ki sen er ya da geç komşunla barışmak için gerekli kelimeleri bulacaksın: onu ziyarete giderken aklından yüz kere geri dönmek geçse de, kendini sinirli ve mutsuz hissetsen de bunu yapacaksın. Aynı zamanda Tanrı’nın “Bu iyi birşey, bunu yapabilirsin” diyen sesini duyacaksın. Sana iyi karşılanacağını, hak etmediğin bir cevap almayacağını, iyi düşüncelerinin yanlış anlaşılmayacağını garanti etmiyorum. Belki doğru zamanda doğru kelimeleri bulamadığın için dudaklarını ısıracaksın. Ama gerekeni yaptığını hissedecek ve sonucun, senin kendini Tanrı önünde huzurlu hissetmenden daha önemsiz olduğunu anlayacaksın.

5.

GÜÇLÜLÜK HEDİYESİ

GÜNLÜK HAYATTAN ALINTILAR

Teslim Oldum

Evet, farklı olmanın ve alay edilmenin utancından kurtulmak ve en iyi arkadaşımı kaybetmemek için oratoryodan ben de ayrıldım. Pazar ayinine katılmayacağımı aileme söylemek için bin bir bahane uydurdum. Yalan söylemekten utanıyorum, rahibin artık bana hiçbir şey sormamasına da üzülüyorum, hâlbuki bir zamanlar onun sekreterliğini bile yapmıştım. Çalışmam gereken birçok ders olmasına rağmen akşamüstlerimin boş geçtiğini düşünüyorum, ama arkadaşlarım olmadan ne yapardım?

Ailem de bunu kabul edemiyor: elbiselerime, eve geliş saatime, kullandığım kelimelere, saçımı tarayışıma, okulda aldığım notlara, her şeyime karışıyorlar. Onlar da haklılar ama arkadaş grubum böyle ve ben onların yanında kendimi güvende hissediyorum, yalnız kalırsam ben bir hiçim. Zaman zaman korkularım ve eve geliş saatlerim yüzünden grubun alay konusu oluyorum: ama olsun, alay edilmek hiçbir gruba ait olmamaktan iyidir.

Mutlu olduğumu ya da saatlerce boş boş konuşmaların çok hoşuma gittiğini söyleyemem, ama eğer onlarla olmazsam ben kime ait olurum?

Rahatsız Edilmemek En İyisi

“Evet, dairemiz boş, ama satılık değil, kiralamaya da hiç niyetimiz yok.” Böylece konuşma noktalandı. Yeni evli bu çift kibar bir şekilde bize evimizin boş olup olmadığını sordular, yüz ifadelerinden birçok yer dolaştıkları ve bizden umutlu oldukları anlaşılıyordu. Ayrıca o dairenin şu an işimize yaramadığı da doğru, belki gelecekte de yaramayacak. Ama kocamın rahatsız edilmekten ve evimize gelecek olan yabancıların bizi kazıklayacağından korkmakta da hakkı var. Hesaplarını yaptı ve şu an daireyi satmanın zamanı olmadığını söyledi.

İhtiyacı olan insanlar olduğunu biliyorum, ama zamanımızda her şey o kadar karmaşık ki! Bu yüzden evleri boş, insanları sokakta bırakmak daha iyi. Annemlerin evi yarı boş, bizim daha önce oturduğumuz dairede de kimse oturmuyor, Milano’daki dairemizi de boş tutuyoruz. Hiç belli olmaz.

Bazen ben de artık karar verme zamanının geldiğini, elimizdekileri düzenlememiz gerektiğini düşünüyorum. Ama bu konuyu eşime her açtığımda sinirleniyor ve ben de rahatımı bozmak istemiyorum.

Artık Yeter!

“Bu hikâyeden sıkıldım. Eğer odasına televizyon istiyorsa tamam alalım”. Böylece haftalardır karşılıklı diyalog yerine surat asmalar, sessizlikler ve ters laflarla devam eden tartışma son buldu. Küçük kız 14 yaşında ve her istediğini elde etmesini gayet iyi biliyordu: “Ne zaman ilgimi çeken bir program olsa televizyon hep meşgul, bütün arkadaşlarım o filmden bahsederlerken ben aptal gibi kaldım. Hem doğum günüm için bir hediye sözü vermiştin.” Haftalardır konuşmak lütfunda bulunduğu zaman sadece bundan bahsediyordu.

Nişanlıyken büyüklerimiz gibi saatlerce TV karşısında oturmamak için televizyonsuz bir ev hayali kurardık. Hâlbuki şimdi üç televizyonumuz olacak.

Televizyonun kızıma faydalı olmayacağını, aksine saatlerini aptal programlar seyrederek geçireceğini, büyüklerin programlarını merak edip kafasını utanç duyacağı fantezilerle dolduracağını biliyorum. Bunun doğru olmadığını biliyorum ama ben de sabrımın sonuna geldim ve eve geldiğim zaman biraz huzur istiyorum. Kapıyı kapatıp iş problemlerimden tamamen uzaklaşmak istiyorum; divana huzurla uzanıp maç seyretmek hoşuma gidiyor.

İşte bu yüzden artık yeter, eğer bu kadar istiyorsa tamam onun da bir televizyonu olsun!

Dua Ve Düşünce

Sizinle beraber ve sizin için güçlülük armağanını yayması için Kutsal Ruh’u çağırıyorum.

“Tanrı’ya göre imanında güçlü olmak, sadık ve sabırlı olup farklı fikirlerin, egoist tavırların ve başarı hesaplarının ardından gitmemek anlamına gelir. Güçlülük, Tanrı’ya sadakat yolunda sabırlı olanların tavrıdır. Bu yüzden acılara ve yıkımlara karşı dayanır, sürü-nün yolu zaman zaman karanlık ve acı dolu olsa da onu terk etmez. Mürit dalkavukluk yapmaz, eğer içinde güçlülük hediyesini geliş-tirdiyse tehditler karşısında boyun eğmez” (Kutsal Ruh’un üç hikâyesi, 49-50). Güçlülük hediyesi insanın kendisiyle gurur duyması ve olaylarda birinci planda olması için ihtiyacı olan enerjiyi sağlar. Böylece on beş yaşında bir genç de kendisini devamlı olarak bir gruba bağımlı kılan yalnızlık kompleksini yenebilir. Birgün hiç ummadığı arkadaşlıklar, daha önce hiç tatmadığı bir sevinç ve gözlerini çarmıha gerilmiş Efendi’ye kaldırmanın zevkiyle teselli edilebilir.

Bir gruba aşağılanarak katılmaya çalışmakla o gruba gerçekten ait olmak arasındaki geçiş gerçekten zor ve enderdir: ama Kutsal Ruh’un güçlülük hediyesi sabırlı adımları devamlı kılar. Her şey doğrulukla başlar: “Bir daha yalan söylemeyeceğim, yanlışları doğru göstermek için kendime yalan söylemeyeceğim”. İşte bu noktada kişi Efendi’nin cesaretlendirici bakışını içinde hisseder.

Daha sonra bir görev üstlenmek için gönüllü olur ve kendini herşeyin zor olduğu çölde, doğru yerde hissedersin.

Tanrı sana çöldeki yürüyüşünü cesaretlendirecek soğuk su kaynağı gibi birkaç mucize sunar: beklemediğin olanaklara sahip olduğunu, Tanrı’nın sana taze, sadık arkadaşlıklar verdiğini görürsün. Yolda seni selamlayan biri sana umut verir.

Güçlülük armağanı seni dayanıklı kılar ve sana yeni deneyimler edinme gücü verir. Kutsal Ruh rahatsız edilmekten kork-mayan, olayların karmaşıklığından şikâyet etmeyen ve ellerindeki kaynakları bir nimet olarak gören kadın ve erkekler yaratır. Bu kişiler boş evlere, ekilmemiş topraklara, yarım bırakılmış işlere tahammül edemez, devamlı birşeyler yapmak isterler. Onlardan bir yardım ister-seniz çok mutlu olurlar ve hemen ertesi gün seni arar ve bir çözüm yolu önerirler: senin için düşünüp deneyimli arkadaşlarına danışmışlardır. Tembelliğe çok sinirlenirler.

Kutsal Ruh, eğitici bilgeliğe sahip, umutsuzluğa kapılmayan, öfkeyle karar almayan kadın ve erkekler yaratır. Dinlemekteki sabırları “evet” deyip geçiştirmek için değil, anlamak ve anlaşılmak içindir. Kız ve erkek çocuklar daha ebeveynleri ağızlarını açmadan isteklerinin uygun olup olmadığını anlarlar. Kapris yapmanın, surat asıp, sinirlen-menin faydasız olacağını sezerler. Kabullenmekte zorlansalar da ebeveynlerinin haklı olduklarını bilirler, kırgınlıkları geçecektir. Herkes için zor geçiş dönemleri vardır, ama hıristiyan ebeveynler bu konuda sonsuz bir güç ve aydınlık kaynağına sahiptirler: dua etsinler.

6.

MERHAMET HEDİYESİ

GÜNLÜK HAYATTAN ALINTILAR

Dua Boşaldı

Kendimi kandırmamın anlamı yok, oğlum artık dua etmiyor. Onu gözlerini fal taşı gibi açmış, tüm dikkatini yanan muma çevirmiş, sonra da güzel mavi gözleriyle İsa’yı selamlarken hatırlıyorum. Akşamları yatağının kenarına oturup dua etmem için nasıl ısrar ettiğini hatırlıyorum. İlk komünyondaki heyecanını, kilise işlerine yardımcı olmaktaki arzusunu hatırlıyorum.

Ama sonra büyürken, nasıl söyleyeyim, dikkati dağıldı, huzursuzlanmaya başladı. Sessizliğe tahammül edemeyen, hep birşeyler yapma ihtiyacında olan, devamlı müzik dinleyen, hep birileriyle randevusu olan bir çocuk oldu. Zaman elinden akıp geçiyor: Akşam eve geliyor, uyuyakalıyor ve bütün bunlar bana boş geliyor. Eğer kazara beraber dua edersek, dudaklarından kelimelerin döküldüğünü ama bunu acınacak bir şekilde sıkıntılı ve kopuk bir tavırla yaptığını görüyorum. Duaları, kitapları okuduğu, derslerde ilgisini dağıtan durgunlukla tekrarlıyor.

Artık dua etmiyor. Pazar ayinine beklenen bir randevu edasıyla katılıyor. Büyük ihtimalle bu durum yaşıtları üçüncü sırada oturduğu sürece ya da Yusuf’un bakışlarını üzerine çekene kadar devam edecek. Bazen onu dua sırasında izliyorum ve bakışlarının boşluğa daldığını ve çok uzaklarda olduğunu görüyorum. Hayat tüm zorlukları ile karşısına çıktığında ne olacak? Oğlum artık dua etmiyor.

Daha Ne Yapmalıyım?

Karım aziz bir kadındır. Kilisede, ayinden önce tespih okur. Herkes için dua eder: misyonerler, gençler, hastalar ve Papa. Kiliseye gelemeyenler ve dua etmeyenler için de dua eder. Ona acı verdiğim için üzgünüm ama daha ne yapabilirim? İyi, namuslu, çalışkan bir adamım. Yardımseverim, karımın bir toplantıya katılması, akşam çıkması gerektiğinde ona memnuniyetle şoförlük yaparım. Kilise grubumun, bir paket veya yazı teslim alması gerektiğinde seve seve kuryelik yaparım, zaten oraya yakın çalışıyorum.

Aynı zamanda yardımseverim de, ne kutsal üzümü getiren çocuklar, ne çeşitli misyonlar için para toplayan gençler, Rahip okulu için yardım toplayan bayanlar, benim evimden hiçbiri boş dönmez.

Yani karımın savunduğu gibi yargılanmamı ve azarlanmamı gerektirecek tek şey dua etmemem ve kiliseye gitmemem mi? Ama ben gerçekten ne yapacağımı bilemiyorum. Oraya gidip kelimeleri tekrar etmek beni hiç çekmiyor. Kiliseye gidip yüz senedir o sıralarda oturmaya alışmış kişilerin bakışlarını sırtımda hissetmek sabrımı taşırıyor. Şunu açıkça belirteyim ki, ne kimseyi eleştiriyorum, ne de birşeylere karşı çıkıyorum. Sadece ben dua edemiyor ve kilisede kendime yer bulamıyorum.

Bir Kalp Taşlaşabilir

Evet, nedenlerimiz var, hayat bizim için kolay olmadı. Evliliğimizin ilk yılları zorlu geçti. Maddi sıkıntımız vardı, kayınvalide ve kayınpederin evinde yaşamaya, onların her değişikliğe söylenmelerine, bizim saatlerimize ve hatta yediklerimize bile karışmalarına dayanmak zorundaydık. Ama gençtik, ilerleme hırsımız ve taze inançlarımız vardı. Sonra bizi yeni bir ev kurmaya karar verdiren ve o evi neşe, kavga, oyuncak, kitap, sevgi dolu kucaklaşmalar, kaprisler, gelecekleri ve eğitimleri konusunda endişelerle dolduran çocuklarımız dünyaya geldi. Ama sağlıklıydık, çalışma isteğimiz; olgunlaşmış, kanaatkâr ve sağlam bir inancımız vardı.

Ama en küçük çocuğumuz için konulan teşhis tüm umutlarımızı yıkınca, karım taşlaştı. Herşeyi eskisi gibi kendinden emin bir şekilde yapmaya devam ediyordu, ama gözlerine güzellik ve canlılık veren o neşeli ışıltı sönmüştü. Küçük için tedavi ve bakımlardan ve buna benzer şeylerden konuşuyorduk. Başka şeylerden de bahsediyorduk: büyüğün okulundan, kızın bronşitinden, okulda aldıkları iyi notlardan, arabayı değiştirmemiz gerektiğinden, benim işyerindeki kariyerimden, tatil planlarından. Ama ben onun için herşeyin gri renkte olduğunu, diğerlerinden farklı olan çocuğumuzun görüntüsünün gözünün önünden bir an olsun gitmediğini ve bunun onun gülmesine, ağlamasına, kendini rüyalara ve duaya bırakmasına engel olduğunu anlıyordum. İşte en önemli konu şu ki: Karım Tanrı’ya kızgın.

Dua Ve Düşünce

Merhamet hediyesini yayması için sizinle beraber ve sizin için Kutsal Ruh’u çağırıyorum.

“Merhamet tüm kalbin ve yaşamın Tanrı’ya yönelişidir, O’na saygı gösterir ve O’nu her hakiki hediyenin kaynağı ve hedefi olarak kabul eder. Merhamet Tanrı’ya karşı gösterilen yumuşaklıktır, O’na âşık olmak ve O’nu her yerde muzaffer kılmak ister. Tanrı’nın bağışlaması o kadar büyüktür ki bizim de O’na karşı yardımsever olmamızı ister. Merhamet sayesinde Hıristiyan kişi sadece Tanrı’nın tesellisini aramaz. Sevincinde ve günahkâr dünya için duyduğu üzüntüsünde O’na eşlik etmek ister” (Kutsal Ruh’un Üç Hikayesi,52).

Merhamet armağanı Kutsal Ruh’un gönüllere taht kurmak için kastettiği esrarengiz yollarda bulunur.

Sokaklarda yalnız başına dolaşan o delikanlı aradığı o rahatlamayı belki de sıcak bir yaz günü bir kilisede bulacaktır: ve orada onunla ya o büyük haç, ya sessizlik, ya da ön sırada diz çökmüş papaz konuşacaktır.

Bir süre sonra delikanlı, yeniden diz çökmeyi deneyecek ve bu pozisyonda dayanmaya çalışacak, sırtına yorgunluk binerken dudaklarından o eski sözler dökülecektir: “Göklerdeki Babamız…”

Birgün belki o namuslu, iyi, alışkanlıklardan ve saygıdan donuklaşmış, düşüncesini ve duygularını küçük şeylerle ifade eden o adam da duygulara boğulacaktır. Kutsal bir yeri gezerken duyduğu bir ilahi veya oğlunun evinde tanınmamış bir ressamın elinden çıkan İsa’nın yüzü sayesinde birgün, geçilmez duvarlar arkasına saklanmış Tanrı arzusuna ulaşarak, bir sarsıntı ve coşku yaşayacaktır: “İsmin kutsansın…”

Belki birgün, kiliseye sadece hasta oğlu ilahilerden ve papaz yardımcısı kıyafetinden hoşlanıyor diye gelen kederli anne de, Haç’ın altında duran diğer kederli ANNE’yi fark edecektir. Ve gözyaşları arasında uzun zamandır susturduğu kelimeler dudaklarından dökülür : “İsteğin olsun…” Bu, kötülükler yollayan esrarlı bir Tanrı’ya teslim olma değil, ama çarmıhtaki kendi oğluna da hayat vermiş olan ve hasta çocuğa da neşe ve ümit, kederli annesine de dayanma gücü veren, tek, gerçek ve Kutsal Tanrı’ya söylenen zafer ve ümit şarkısı olacaktır.

7.

BİLGELİK ARMAĞANI

GÜNLÜK HAYATTAN ALINTILAR

Hiçbir Şey Anlamıyorsun!

Geçen gece seni kocana bağırırken duydum: “Gerçekten hiçbir şey anlamıyorsun!”

Nasıl oldu da hayatını bağladığın, kendini birçok kez önemli, saygıdeğer ve sevgi dolu hissetmene sebep olan adam bu şekilde azarlanmayı hakketti? Gerçekten hakketti, değil mi?

İçini büyük bir yalnızlık duygusu kapladı: Sana öyle geliyor ki ona kendini anlatman imkânsızlaştı ve onun, senin bir arzunu, şefkat ihtiyacını anlamasını beklemenin çok safça bir düşünce olduğunu düşünüyorsun. Önemli konulardan hiç konuşmadığınızı düşünüyorsun, onun bu burnu büyük tavrıyla seni ne kadar yaraladığının farkında olmaması seni daha da üzüyor: Sanki sana acıyor, seni dikkatsizce dinliyor, sen konuşurken saate bakıp aklı başka şeylere gidiyor… Anlamaması mümkün mü?

Artık Beni Anlamıyorlar

Sırtındaki yükü boşaltan biri edasıyla benimle derdini paylaştın: “Annem, babam beni hiç anlamıyorlar!”

Birkaç sene önceyi hatırlıyorum da “herşeyi bilen”, senin tüm çocukça sorularını cevaplandıran babana nasıl da hayrandın. Arkadaşlarına onun gençken aldığı kupaları göstermekten gurur duyuyordun. Yaptığı resimlere övgü almak ya da kardeşinle kavga ederken aldığın bir tırmık izini göstermek için annene nasıl koştuğunu hatırlıyorum. O zamanlar annenle babanın herşeyden anladıklarına emindin. Onlara güvenerek hayatla başa çıkabilirdin.

Şimdi ise, her isteğin onları mutsuz ediyor. En normal şeylerde bile tehlikeler görüp kuşku duyuyorlar. Her telefon görüşmen onlara göre çok uzun, ajandanda geçen her isim araştırılması gereken birşey ve okuldaki notların yetersiz. İşte bu yüzden şikâyet ediyorsun, artık hiçbir şey konuşamıyorsunuz, sanki farklı dünyalarda yaşıyorsunuz.

Ee, Şimdi Ne Yapacağım?

“Zamanından önce emekli oldum ve şimdi ne yapacağımı bilemiyorum. Eskiden tüm günüm dolu, kimi zaman çok stresliydi ve hobilerime ayıracak biraz boş zamanım olmasını hayal ederdim. Şimdi ise tüm günüm boş ve ben kendimi yersiz yurtsuz, karmaşık hissediyorum ve çok alıngan oluyorum. Artık kendimi anlamıyorum.

Kendimi övmek için değil ama işimde başarılıydım, ofisimde gözüm kapalı hareket edebilirdim. Gençler için de güvenilir bir danışmandım. Aptalca övgülerde bulunmazdım ama iyi yapılmış işler hoşuma giderdi.

İşte şimdi buradayım, evin içinde hiçbir iş beceremeden akşam kendimi işe yaramaz ve sinirli hissetmek için söyleniyorum.”

Dua Ve Düşünce

Bilgelik armağanını yayması için sizinle beraber ve sizin için Kutsal Ruh’u çağırıyorum.

“Bilgelik, herşeyin kendi gerçeğinde ve oluşumunda ölçülen ve çarmıha gerilecek kadar seven kişinin merhameti üzerine kurulu bir hediyedir. Seven kalpler dışında, genelde pek uygulanmayan sevgi ve bilgi temelinde değerlendirmeye dayanır. Bilge kişi kendini Tanrı’nın sevgisine bırakan kişidir. O bilir ki, bu sonsuz bir sevgi ile dolu kucak açan kollarda, sessizlik içinde dahi olsa akla cevapsız gözüken her sorunun cevabı vardır. Bilge kişi sadece mantık gücüyle ikna etmez, zekâsını kullanarak gerçeğin her şeyden önce merhametle yayılacağını bilir”.

Bilgi hediyesi sana alışılmış yüzleri aydınlatan bir ışık gibi ulaşır. Belki de bir akşam, eve dönerken bir eve, bir eşe ve çocuklara sahip olmak seni şaşırtabilir.

Bilgi öyle bir hediyedir ki, bu sayede gerçek şeylerin, sevdiğin insanların, derin sevgilerin tadı sana sabah ışığı gibi ulaşır: içindeki iyiliği, kastedeceğin yolu ve umudunun kaynağını sana gösterir.

Kaçırılmış fırsatlar, acemice yapılmış bazı hareketler, bazı sözler ve unutkanlıklar sayesinde çok sevdiğin halde üzdüğün insanları düşündükçe kalbinin sıkıştığını hissedersin.

Bilgi sana nasıl özür dileyeceğin ve insanlara nasıl yeniden neşe saçacağın konusunda yol gösterir.

Bilgi hediyesi olgun bir gülümseme gibidir. Birçok tartışmanın esas nedenini düşün ve gülümse: “Bu kadar küçük şeyler için sinirlenmeye değer mi?” Sonunda sen de kendini başkalarının yerine koymayı öğreneceksin. Bunlar annen, baban ve çocuğun olabilir. Bu şekilde hatalı tarafın sadece onlar olmadığını, sen de aynı durumda olsan belki de böyle davranacağını anlayabilirsin.

Bilgi hediyesi, sana yeni bir çağrı gibi gelir. Unutulduğunu düşündüğün ve kendini işe yaramaz hissettiğin bir an seni çağıran ve sana bir görev veren bir telefon alabilirsin. Birşeyler yapmanın mutluluğu canlanır, zamanın akışı düzene girer. Sonunda hayatın yardım faaliyetleriyle bir anlam kazanır.

SONUÇ

Hayatı anlatmayı asla bitiremeyiz. Aynı zamanda Kutsal Ruh’un kendisini kabul edenlere verdiği hediyelere hayranlığı anlatan kelimelerin de sonu yoktur.

Ama artık bu mektubu bitirme zamanı geldi, çünkü diğer sayfaları sizin yazmanız gerekiyor. Kutsal Ruh istediği yere üfler; eminim ki eğer bu Noel tatilinde bu sayfaları okumaya, dua etmeye, belki de benim burada yer verdiğim örneklerden hareketle başka olayların ve durumların da Kutsal Ruh’un hediyelerini aldığını göreceksiniz. Bunlar da başka kutsal hikâyelerde yer alabilirler.

Noel’de

Çocuk İsa, senin Tanrı’nın Oğlu, sonsuz, kadir-i mutlak (her şeye gücü yeten) olduğuna inanıyor, azizlerin ve meleklerinle sana tapıyoruz. Sen tanrısallığını en küçük parçalarında saklıyorsun; fakir bir kulübede oturuyorsun, ama senden yardım isteyenlere mutluluk veriyorsun.

Ailemizi aydınlat, koru ve ona ferahlık ver. Senin bize hediye ettiğin sevgiyi örnek alarak birbirimize verdiğimiz küçük hediyeleri kutsa. Hayatımızı kolaylaştıran ve bizleri daha iyi insanlar yapan bu sevgi ortamını daimi kıl.

Ey çocuk İsa, herkese iyi Noeller hediye et ki herkes bugün senin dünyaya sevinç getirmek için geldiğini anlasın. ÂMİN.

Hepinize iyi Noeller. Kutsal Ruh’un üzerine indiği, Tanrı’nın gölgesini bıraktığı, Meryem’den doğan Tanrı’nın Oğlu evlerinizde, kalplerinizde, hayatınızda doğsun ve sizler de Kutsal Ruh hikâyelerine sayfalar ekleyebilin.

CEMAATİN VİCDAN YOKLAMASI İÇİN 10 KURAL

Aşağıdaki bilinçlenme sınavına Tanrı Sözü’ne uyması ve Kutsal Ruh’a kendini açması için tüm cemaatimizi -kilise cemaati, vakıflar, gruplar, çeşitli hareketler- çağırmak istiyorum.

  1. İnançlı, tüm kilise cemaatinin inancıyla beslenen ve yürekten gelerek bizimle İsa aracılığı ile konuşan Tanrı’nın hayatından gelen koşulsuz bir birliktelik içinde olun. Düşüncelerden doğruları seçin, derin üzüntünüzde de şevkli olun, yakınlarınıza karşı olsun tanımadıklarınıza karşı olsun merhametli olun!

Senin inancın katolik kilisesinin inancı mı? Kilisenin sana tanıttığı Yaşayan Tanrı’nın birlikteliğinde mi yaşıyorsun? Tanrı Sözü’nü inançla dinleyen, kutsal ayinleri kutlayan, İsa’nın İncil’ine tanıklık eden bir cemaat misin?

  1. Günümüz karmaşası ve paramparçalığı içerisinde sentez yapabilen, manevi zekâ bakımından zengin bir cemaat olabilmek için, rahiplerle beraberken ve kendi içinde dua ederken Tanrı’nın sözüne uy.

Manevi zekâyı nasıl yaşıyorsun? Tanrı sözü altına girmeye hazır mısın? Bu sözün ışığı altında kendini eleştiriyor musun? Kendi içinde “bir dua okulu” musun? Rahiplerin öğretilerine samimi bir şekilde uyuyor musun? Karizmana ve iç öğretilerine bağlı zekânı Katolik inancı anlayışı ve Papa ve Episkoposlar’ın Kutsal Yazıları rehberliğinde ölçüyor musun?

  1. İman bilgisinde gelişmeye istekli, geçmişte olduğu gibi bugün de, tüm Katolik cemaatine hediye edilen kanıtların çeşitliliğinde ve zenginliğinde varolan, gerçeğin sesi olan sağlam öğretmenlerce beslenen bir cemaat olun! Kutsal Ruh’a sadakatle dini bir düzeyde yazıp uygulayan bir cemaat ol!

Tüm cemaatlerimizde Kilise ile uyum içinde Kutsal Ruh’un armağanına açılanması gerekmektedir: İman bilgisi ile beslenen bir cemaat misin? Cemaat üyelerinin katekistik ve teolojik oluşumuyla ilgileniyor musun? Kutsal Ruh’un tavsiye ettiği teolojik ve ruhani deneyim hocalarını dinliyor musun? Dini projelerle ilgileniyor musun?

  1. Tavsiyelere karşı uysal bir tutum izleyen, ruhani olgunluk yolundaki kişilerin izledikleri yola saygı gösteren, teselli eden kişinin etkisiyle ve iç huzuruna sahip kişilerin rehberliğinde herkesin kendi seçimlerini özgürce yaşamasına yardım etmeye hazır bir cemaat olun!

Tavsiyelerin desteklendiği ve değerli kabul edildiği bir cemaat misin? Cemaatle ortak hareket etmen konusunda problem yaratsa da, kişisel vicdan olgunlaştırma amacıyla yapılan hareketlere saygı duyup değer veriyor musun? İçinde bulunduğun hareketin veya grubun Kilise’nin birçok yollarından biri olduğunun bilincinde misin? Bu yolun, Kilise’nin yolu olmasının ancak diğer yolların da Tanrı’nın çağrısı olduğunu veya olabileceğini kabul ettiği takdirde gerçekleşeceğini ve günümüz Kilisesi’nde kurtuluş yolunun bunların tümü olmadan tam olmayacağını biliyor musun?

  1. Ümidinde canlı, herkese her zaman Tanrı’nın bizi tüm kötülüklerin tutsaklığından kurtaran, ileriye ümitle, dünyevi değerlerden ve maddiyattan uzak ve her türlü zulümden çöküşten daha güçlü bir kararlılıkla bakmamızı sağlayan vaatlerinin üstünlüğünü ispatlayabilen bir cemaat ol!

Güçlü umutlara sahip bir cemaat misin? Günümüzde varolan tüm kötülüklere rağmen Tanrı’nın bizim için göndereceklerine güvenmeye devam ediyor musun? Karşılaştığın insanlara umudunu kanıtlıyor musun? Tanrı’ya inananların sevincini yaşıyor musun? Alçak gönüllülerin, doğruluk peşinde koşanların, ezilmişlerin mutluluğunu yaşıyor musun?

  1. Tanrı’nın gözü önünde yaşayan, her şeyde yalnızca O’nun hoşuna gitmeyi isteyen, bu yüzden de O’nun kutsal isminin korkusuyla dikkatli ve çalışkan, dünyevi hesap ve değerlendirmelerden uzak yaşayan bir cemaat ol.

Değerlendirmelerinde ve projelerinde Tanrı korkusunun yeri nedir? Her şeyde O’nu hoş tutmayı amaçlayan ve yargısını bekleyen bir cemaat misin? İncil’in gerektirdikleri ve İsa’nın sürüsü ile kendini ölçüyor musun yoksa zaman zaman dünyevi hesapların seni cezbetmesine izin mi veriyorsun?

  1. Umudunda güçlü, Tanrı’nın sana çizdiği ve Kilise’nin de din adamları aracılığı ile onayladığı yolda sebatkar bir cemaat ol! Sadakatinizde ve şahitliğinizde size pahalıya da malolsa özgür ve cesaretli olun, çünkü bu tüm cemaat üyelerini ve size katılanları Tanrı’dan gelen özgürlük hediyesi ışığında özgür kılar.

Umudunda güçlü bir cemaat misin? Adımlarında uyumlu, Tanrı’ya sadakatinde sabırlı mısın? Güvenilir misin? Aldığın sorumluluklara, sana çok pahalıya da patlasa, birçok fedakârlıklar gerektirse de sahip çıkıyor musun?

  1. Yardımsever, barışçı, somut hareketlerde bulunan, senden farklı inançlara da sahip olsalar tüm kardeşlerine karşı anlayışlı; nereden gelirse gelsin, kim olursa olsun bir diğerine karşı sevgi ve saygı ile yer açan ve Tanrı’nın sana verdiklerini karşılık beklemeden O’na sunan bir cemaat ol. Geniş bir kalple affet, tüm gücünü gönüllere barış yaymak için kullan.

Dışarıya açık bir cemaat misin? Cömert ve konuksever misin? Kilise cemaati içindeki farklılıkları sadece lafta değil uygulamada da saygıyla karşılayabiliyor musun? Dışarıdan sana Tanrı’yı arayarak veya İsa’yı tanımak istediğini söyleyerek yaklaşan birine karşı açık ve yardımsever misin? Sen Kilise’ye faydalı olmaya hazır mısın? Bu sayede, sen bir gün yok olup gitsen de Tanrı Katı büyüyüp gelişecektir. İnsanlar seni anlamadığı veya alındığın zaman başvurduğun savunma yöntemleri nedir? Anlaşmaya ve barışa katkın ne?

  1. Merhametli, Tanrı’ya aşık, O’nun sevgisine mütevazi bir sevgiyle cevap veren, tatlı, O’nun acısına ve sevincine her an eşlik etmeye hazır bir cemaat ol!

İman, ümit ve merhamet sahibi bir cemaat, acıma duygusunun gelişmişliği ile tanınır. Her seçiminde Tanrı’yı yücelten bir cemaat misin? Cemaat üyelerin arasında Tanrı’ya karşı, karşılıksız bir şekilde yukardan gelen ve büyük bir sevginin meyvesi olan bir şefkat besliyor musun? Tüm kalbin, düşüncen ve varlığınla bu dünyada Tanrı’yı sevmenin gerekliliğine tanıklık ediyor musun?

  1. Ruhsal bilgeliği zengin, herşeyi, bize Tanrı’dan gelen ve bizi O’nun hayatına ortak eden yardımseverliği üstün tutarak yaşayan ve ölçen bir cemaat ol. Bu yardımseverlik belki sana bu dünyada yol açmaz ama seni Tanrı’ya ve O’nun sonsuz sevgisine götüren yolu açar.

Sevginin ve haçın bilgeliğini yaşayan bir cemaat misin? Tüm üyelerini kabul edebilmek ve sevgide cömert olmak için kendini Tanrı tarafından sevilmeye bırakıyor musun?

“Theofilos” Din Eğitim Merkezi