BİR AKŞAM YEMEĞİNDE

Geçenlerde bir arkadaşımın yemek davetini kabul ettim. Yemeğin başında kısa bir dua okudum ve bunun onlar için yeni bir şey olduğunun farkına vardım. Konu döndü dolaştı ve kahve içerken sorduğum soruyla yeniden gündeme geldi: “Ailece dua ediyor musunuz?” Sıkıcı bir sessizliğin ardından birisi “Bazen” diye yanıtladı. Bir diğeri “Geçen 1 Kasım’da Tespih duasını ölülerimiz için söyledik” dedi. Ufaklık ise “Sonra da kestane yemiştik” diye tamamladı. Anne “Ama belki de siz bize ailece nasıl daha sık dua edebileceğimizi öğretebilirsiniz?” diye bir teklifte bulundu.

Dua üzerine bazı düşünceleri ve birkaç pratik alıştırmayı içeren bu kitapçık işte böyle doğdu.

Neden ailemizde dua etmemiz gerek?

“Ailece dua ediyor musunuz?” sorusunun yarattığı tedirginlik pratik zorluklardan kaynaklanmaktadır. Bunları gözden geçirelim: Eğer dua etmek bu kadar nazik ve zor bir deneyimse neden dua etmeliyiz? Bu görevi azizlere ve rahiplere bırakalım! Karı-koca konuşmak için bu kadar az zamanımız varken ve çocuklarımızı da ancak akşamdan akşama görebilirken bu saatleri niye dua ederek geçirelim? Yorgun ve sinirliyken üstelik televizyonda güzel programlar varken niye dua edelim? Sonuç olarak Allah’a dair bu kadar az şey bilirken ve daha bir kez bile İncil’i baştan sona okumamışken niye dua edelim? Kardeşlerimiz bizden yardım isterken ve yardım etmek için kelimelerden çok somut şeyler gerekirken niye dua edelim?

Bu ve bunun gibi sorular Allah ile bir süre beraber olma isteğimizi sorgulamaktadırlar.

“Bize dua etmesini öğret” (Luka 11,1)

Bu zorluklar karşısında alınabilecek en iyi tavır İsa’nın neşeli ve rahatlamış bir şekilde dua etmekten döndüğünü gören havarilerininkidir: “Rab, bize dua etmesini öğret” (Luka 11,1).

İsa, duanın gerçek Öğretmenidir. Ve biz O’nun Sözünü dinliyoruz.

Herşeyden önce İsa bize şu sözleriyle garanti vermektedir: “Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada onların arasındayım” (Matta 18,20). Dua etmeyi öğrenen bir ailede Allah’ın yakınlığını keşfetmek muhteşemdir!

İsa bizleri asla unutmaz, karşılaştığımız tüm zorlukları bilir ve onları bizlerle paylaşır. Babamızla diyaloğa girme çabalarımızda da bizlere yardımcı olacaktır.

Birçok ebeveyn dua etmeyi bilmediklerinden, ailece dua etme alışkanlığını kazanamadıklarından ve çocuklarını duaya katılmaya ikna edemediklerinden yakınıyorlar: belki de bu hiçbir zaman mütevazi bir şekilde, imanla ve sürekli olarak bu lütfu Kutsal Ruh’tan istemediklerinden kaynaklanıyordur.

Bir anne ve babanın çocukları ile beraber dua etmesi Allah’ın bizlere inanılamayacak kadar yakın olduğunu anlamak için çok iyi bir fırsattır.

Sessizlik

Dua deneyimi herşeyden önce, Tanrı’nın sesinin yankısını bulabilmemiz için, içimizde sessiz olabilme yeteneğimize, gürültülerden ve şehrin dikkatimizi dağıtan özelliklerinden uzaklaşmayı denememize bağlıdır.

Matta İncili’nde İsa, Göklerdeki Babamız duasını öğrettikten sonra şöyle der: “‘Ne yiyip ne içeceğiz’ diye canınız için, ya da ‘ne giyeceğiz’ diye bedeniniz için kaygılanmayın” (Matta 6,25).

Duanın ilk şartı aynı zamanda isteklere ve endişelere karşı da sessiz olmaktır.

Beytanya’da Meryem ve Marta’nın evindeki olayı hatırlayalım: İsa’nın, havarileri ile onlara beklenmedik ziyaretine heyecanlanan Marta yemek hazırlamaya koyulmuştu, Meryem ise, Rabbin ayaklarının dibinde oturmuş Onun sözlerini dinliyordu. İşi başından aşkın Marta’nın, kardeşi Meryem’in bu davranışına tepki göstermesi üzerine İsa şöyle dedi: “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun. Oysa gerekli olan tek bir şey var. Meryem iyi olanı seçmiştir ve bu kendisinden alınmayacaktır” (Luka 10,41-42).

Günün bir kısmını dua etmeye ayırmak, Meryem gibi doğru yolu seçmek, Allah’la karşılaşmanın yaşadığımız her günün en önemli ve anlamlı şeyi olduğu anlamına gelir.

Allah’ın varlığı

Kutsal Kitap’ta İsrail halkının rehberi Musa’nın “Allah’la yüzyüze” konuştuğunu okuyoruz (Çık. 33,11).

Kendi duamızda da bu deneyimi yaşamak güzeldir: Rabbin soluğunu ve adımlarını bahçemizde (hayatımızda) hissetmek.

Bir insanı tanımak sadece onun hakkında söylenen sözleri duymakla olmaz: onunla sohbet etmemiz gerekir. Bazen bir insan hakkında fikir sahibi olmaya başlamak için onunla selamlaşmak bile yeterli olabilir.

O’nunla olan diyaloğumuzun en ilginç tarafı en başta O’nunla konuşmaya başlayan biz olsak da, bir anda kendimizi O’nunla konuşurken bulmamız ve sonunda dua etmenin esasında bizimle konuşan Allah’ı dinlemek olduğunu anlamamızdır!

Allah’ı büyüklüğünden ötürü övmek

Karşılık beklemeyen bir gözle bakarak olayların derinliğini görebildiğimiz gün dua etmeyi de öğrenmiş oluruz. Böylece her durumdan kendine bir fayda çıkaran insanın gözüyle bakmadan gerçeği görmeye başlarız. Hayranlıkla bakmak bize boş bir yatırım gibi gözükür ve biz, bize zaman kaybettirecek yatırımlar istemiyoruz.

Ama sadece dua ederek biraz zaman “harcamaya” cesareti olanlar Kutsal Varlığın mucizesine gözleriyle ulaşma şansına sahiptirler. İşte o zaman şaşkınlığımız sevinç içinde erir ve dudaklarımız bu Mezmurdaki sözleri fısıldarlar: “Ey Rab, ey bizim Rabbimiz! Tüm yeryüzünde adın ne yücedir!” (Mezmur 8,2).

Övgü, Tanrı’nın büyüklüğüne baktığımız zaman kalbimizden gelen cevaptır.

Eğer annesinin gülücüğüne karşılık veren bir bebeğe, seni “güzellik” diye adlandırdığın bir şey için cezbeden gökyüzüne, bir ormana, bir su kaynağına bakmak için durduysan, “neşe” diye adlandırdığın bir duygu yüzünden içinden şarkı söylemek veya koşmak geldiyse, yakınındaki birinin nasıl olup da onca kişi içinden seni sevdiğini kendi kendine soruyorsan, hayran olmanın ne demek olduğunu anlayabilirsin.

Allah’a iyi olduğu için şükretmek

Hıristiyan bir ülkede doğmak bir şans olduğu gibi kimi zaman bir engel de olabilir, bir süre sonra artık Allah’ın lütufları bizleri şaşırtmaz olur.

Dua etmek Onun lütufları olduğumuzun bilincine varmak demektir. Allah bizlere her gün doğa ve kardeşlerimiz aracılığı ile birçok lütuflarda bulunur. Ebeveynler ve çocukları arasında hiç düşünmeden verilen o kadar çok şey vardır ki, bunların hepsi Allah’tan gelmektedir. En büyük lütfu da İsa’dır. O, ölümü ve dirilişiyle tüm insanlara sonsuz yaşamın umudunu vermiştir.

İsa bu toprakları bırakıp Baba’sının yanına dönmeden önce bizlere şu konuda söz vermiştir: “Ben de Babamın vadettiğini size göndereceğim” (Luka 24,49). Dualarımızda kullandığımız en gerçek sözcükleri bizlere fısıldayan Kutsal Ruh’tur.

Başkalarıyla beraber ve başkaları için dua etmek

Dua etmek, dünyadan soyutlanmak ve sorumluluklardan kaçmak anlamına gelmez.

Dua edip, övgüler söylerken gönlümüzden gayet somut bir soru yükselir: Allah benden ne istiyor? Ailemizden, Kilise cemaatimizden ne istiyor?

Bu noktada dua etmek Allah’ın sizlere ebeveyn veya evlat olarak, papazlara çoban, rahip veya rahibelere adanmışlık, laiklere ise toplumu oluşturan halk olarak verdiği sorumlulukların kabulü anlamına gelir.

İsa, Zeytin Dağında şöyle dua etmektedir: “Baba, senin isteğine uygunsa, bu kâseyi benden uzaklaştır. Yine de benim değil, senin istediğin olsun” (Luka 22,42). Allah’la diyaloğa girmemiz, bizlerin Onun yolunda yürümek ve kardeşlerimizle karşılaşmak için çıkarlarımızdan vazgeçmemize yardımcı olur.

Ailece dua etme seçimimiz duanın cemaat ve kardeşlik boyutunu yaşamamıza yardımcı olacaktır.

Bu bize dünyaya Allah’ın gözleri ile bakma alışkanlığını kazandıracaktır. Bir kocanın Allah’ın kendisine karısını her zaman daha fazla sevme gücü vermesi için dua ettiğini duymak veya bir annenin çocuklarının sadece insanlar karşısında değil ama Allah’ın önünde de çocuk İsa gibi büyümesi için dua etmesi, ya da küçük bir çocuğun yaşlı ve hasta dedesi için dua ettiğini duymak olağanüstü bir duygudur. Allah, gerçekten de insanların kalbinde yaşayabilir, mekân tutabilir.

Dua, daha sonra, bedence ve ruhça acı çekenlerin yaralarını sarmak, özgürlüğü ve adaleti bekleyenlerin umutlarını paylaşmak, Allah’a yaklaşanların araştırmalarını desteklemek ve hayal kırıklığına uğrayarak Kilise’den uzaklaşanların yüreklerini aydınlatmak için ailemizin sınırlarının dışına çıkar.

Yuhanna İncili’nde İsa, Kutsal Perşembe gecesi, arkadaşlarından ayrılmadan evvel, Allah’ın, kendisine emanet ettikleri için dua etmektedir: “Onlar senindiler, bana verdin ve senin sözüne uydular” (Yuhanna 17,6).

Bu davranışın bizim de sevdiklerimiz için ettiğimiz dualarımıza yol göstermesi gerekir: Onlar Allah’a aitler, onları bize emanet eden O’dur, O’nun evinin mutluluğuna birlikte ulaşabilmemiz için onları bizim yanımıza verdi.

Bu noktada şunları söylemek önemlidir:

AİLECE DUA ETMENİN ÜÇ KOLAY YOLU

1) Herşeyden önce herkesin sevdiklerinden öğrendiği ve İmanları’nın mirasını teşkil eden ortak ve günlük duaları değerlendirmek: BİLDİĞİMİZ SÖZLERLE BERABERCE DUA ETMEK.

2) İkinci olarak, İsrailli her ailenin günlük ve ortak dualarını oluşturan Mezmurlarla dua etmek: HEP BERABER BİR MEZMUR OKUMAK.

3) Üçüncü olarak da HEP BİRLİKTE İNCİL’DEN BİR PARÇA OKUMAK.

1) BİLDİĞİMİZ SÖZLERLE BERABERCE DUA ETMEK

Sabah ve akşam duası

Hıristiyanlığın değerli mirasını oluşturan “ortak duaların” kaybolmaması gerekir.

Bir zamanlar geleneksel dualar evde öğrenilirdi

Hıristiyanlık eğitimi herşeyden önce, irili ufaklı birçok şeyden, karşılaşmalardan, sözlerden ve sessizliklerden oluşan bir “ORTAM” dı. Bu atmosferde, çocuklara “dua ettirmekten” çok, “onlarla beraber dua edilirdi”.

O zamanın hayat şartları günümüz kadar zor değildi

İş yerlerinin eve yakın olması insanları eve geç gelmek mecburiyetinde bırakmıyordu; hatta insanların gece dışarı çıkma imkânları bir zamanlar daha kısıtlıydı.

Dua etmek evlerde öğrenilir ve böylece dualar çocukların yüreklerine ve yaşamlarına kazınırdı.

Bunlar basit ve yalın dualardı

Duaların amaçları ortak Baba’ya ulaşmak için bir yol yaratmaktı, bu konuda anlaşılır ve yavaş bir dil onlara yardımcı oluyordu.

Herkes bu duaları ezbere biliyordu

Bazen bizim de içimizden dua etmek geldiği halde Allah’a kendimizi nasıl ifade edeceğimizi bilemediğimiz zamanlar olmuştur.

Gerçekten de dua etmek için her zaman kelimelere ihtiyaç yoktur.

Bazı “sevgi dolu sessizlikler” kelimelerden daha derin anlamlar taşırlar, bunlar duygularımızı Tanrı’ya ulaştırmamıza destek olurlar.

Bazı günler de duadan destek ve yardım almaya ihtiyacımız olur. Bu ortak dualar, bizim acizliğimize yardım ederek dünyevi isteklerimizin ötesinde nedenler gösterirler.

Bunlar aynı zamanda “günlük dualara” yapılan çağrılardı

Her yeni gün “Allah’ın adıyla” haç işareti yapılarak başlar ve biterdi.

Sabah ve akşam, zamanın kendini gözle görülür bir biçimde hissettirdiği ve insanın ölümü ve hayat çağrısını algılamasına yardımcı olan doğa olaylarıdır.

Hıristiyanlık sırrının sembolleri olan ışık ve karanlık günün bu dakikaları ile yakından bağlantılıdır.

Şafak vaktiyle ortaya çıkan gün ışığı İsa’nın Göğe Yükselmesini aklımıza getirir, akşamsa bizi O’nun zafer dolu dönüşünü beklemeye iter.

Bugün de bu duaları kullanabiliriz

İlk olarak sizlere beraberce dua etmek için çok basit bir yol göstereceğim. Yapmanız gereken tek şey hepinizin bildiği ve aşağıda da aktaracağım on formülü yavaş yavaş tekrarlamak.

Çok fazla tekrarlamayın. Bunu bir, iki kez yavaş yavaş okumanız yeterlidir. Başlamadan önce haç çıkarın ve saatin tıkırtısını veya buzdolabın gürültüsünü duyabilecek kadar birkaç dakika sessiz kalın. Bu sessizlik bizim Allah’ın varlığını algılamamıza yardımcı olacaktır.

Sonra birisi, yavaşça duanın birinci bölümünü okumaya başlasın, diğerleri ise alçak sesle onu takip etsinler. Özellikle çocuklara duaları bağırarak okumamalarını söyleyin. Çünkü Allah bizi her şekilde duyar.

Sonunda yine bir sessizlik molası verin ve duanıza haç çıkararak son verin.

Birkaç gün bu şekilde dua etmeyi öğrendikten sonra yapabileceğiniz bir değişiklik, biten bir duanın ardından durarak katılanlara altını çizmek istedikleri bir cümle olup olmadığını sormak, istedikleri, kendilerine diğerlerinden daha önemli gözüken cümlelerden birini tekrarlamalarına izin vermek olabilir: Örneğin “Hükümdarlığın gelsin”.

Katılımcılar da bu lütfu daha kuvvetli bir şekilde istemek için cümleyi birlikte tekrarlayabilirler.

Evde ve aile içinde ilk başta on boncukla çekilen tespih duası da bu duanın genişlemiş halidir. “Hiç kuşkusuz Meryem Ana’ya ait olan tespih duası, beraber edilen dualar ve bir hıristiyan ailesinin etmesi gereken dualar içinde en üstün ve önemli dualardan biridir. Biz şöyle düşünmeyi seviyor ve diliyoruz ki, ailenin bir araya geldiği dakikalar dua saati haline geldiği zaman, tespih duası bunun en güzel ve sık tekrarlanan ifadesi olacaktır” (VI. Pavlus).

2) MEZMURLARLA NASIL DUA EDİLİR?

Kutsal Kitap içinde Mezmurların ayrı bir yeri vardır. Kitap birçok değişik olay karşısında İsrail halkından farklı kişilerin yazdığı 150 duayı içermektedir.

Bir akşam hep beraber bu eski ve güzel dualardan birini okumaya çalışalım.

Bu dualar, İsa’nın doğumundan birkaç yüzyıl evvel yazılmışlar ve Allah’a imana dair mükemmel bir kanıt oluşturmaktadırlar. Bazıları,

1) İsrail halkının başından geçen olayları anlatır: Kızıl Deniz’in aşılması ve Sina Dağı’ndaki Antlaşma gibi;

2) Kimi zamansa kişisel tecrübelerden bahseder: günahkârın tövbesi veya bir hastanın acı çekmesi gibi;

3) Bazılarıysa Allah’a övgü dualarıdır. Bunlar Yahudiler’in derin hassaslıklarını ve Tanrı’nın güçlü elinin, yaratılan tarafından yüceltilmesini içerirler.

Tüm Mezmurlar Allah’la dostluk ilişkisi içinde olan bir topluluğun insanlarının yaşadıkları dünyevi olayları kullanarak, günlük deneyimlerini yalın bir şekilde ve aşkla yazmalarından oluşmuşlardır. Allah, her yerde bize öncülük eden bir çoban olmanın dışında, bizi düşman saldırılarından koruyan kişi durumuna da gelmiştir.

Bu Mezmurların ardında çok kuvvetli bir gelenek yatmaktadır. İsrail halkı bu Mezmurları tüm dini törenlerinde tef veya başka enstrümanlar eşliğinde söylerdi. Aynı zamanda bu dizeler gün boyunca herhangi bir Yahudi’nin de dilinden ve gönlünden düşmezdi.

İsa da sık sık bu Mezmurları okumuştur. On iki yaşına geldiğinde, Kudüs’teki tapınağa doğru hacı olmak için giderken de bu yol boyunca okunması gereken Mezmurları söylemiştir: “Bana ‘Gidelim Rabbin evine!’ dediklerine, ne kadar sevindim. Duraklıyor adımlarımız senin kapılarında, ey Kudüs!” (Mezmur 121).

İncil’de aktarılan odur ki İsa her Sept günü Nasıra Sinagogu’na gider, Eski Ahit’in ve Mezmurların okunmasına katılırdı.

Yine İsa, Yahudi Paskalya’sının kutlamalarına da katılır ve 135. Mezmuru söylerdi: “Şükredin Rabbe, çünkü o iyidir, çünkü onun sevgisi sonsuzdur!” (Mezmur 135).

İsa’nın acı çekmesinin hikâyesini tekrar okursak Mezmurlardan alınan birçok parçaya rastlarız: çarmıhta söylediği son sözler de bir Mezmurdan alınmadır: “Allahım, Allahım, beni niçin bıraktın?” (Mezmur 21) ve “Nefsimi senin ellerine bırakıyorum” (Mezmur 30).

Kutsal Ruh’un rehberliğindeki ilk Hıristiyan toplulukları, bu Mezmurlarda Allah’ın halkına, Kudüs’e, Kral’a, Tapınağa, Vaad Edilmiş Topraklara, Göksel Egemenliğe ve Antlaşmaya dair söylenmiş ne varsa bunları Rablerine ve kendilerine uygulamışlardır.

İbrani duaları Kilise’nin duaları olmuştur. Paskalya, Rabbin öldüğü ve dirildiği gün ve Antlaşma da Efkaristiya (Ekmek ve Şarap Ayini) olmuştur.

Kilise tarihi boyunca her Mezmur, anlamamızı kolaylaştırma açısından bir başlık almış ve Mezmura girişten önce tekrarlanan bir nakarat bölümü eklenerek dini törenlere uyum sağlaması sağlanmıştır.

Peki, bu Mezmurlar 20. yüzyıl insanları olan bizlere ne ifade ediyor?

Ben bunların en az üç sırrı içerdiklerine inanıyorum:

  • Rabbin yaratıklarıyla olan yakınlığının ve arkadaşlığının göstergesi olarak Allah’ın eserini dünyada anlayabilme kabiliyeti.
  • İnanlıların her sevincini ve üzüntüsünü ve karşılaştıkları her zorluğu umuda çevirebilmek için insan yüreğini derinlemesine okuyabilme kabiliyeti.
  • İsrail aracılığı ile tüm insanları Kurtuluşa çağıran Allah’ın keşfedilebilmesi için bir toplumun tarihini okuyabilme kabiliyeti.

Bir Mezmur nasıl okunmalı?

Mezmurlarla dua etmeye karar verdiğimiz bir akşam ilk önce uygun bir Mezmur seçimiyle başlamalı. Her Mezmur varlığımızın ayrı bir durumuna ulaşmakta bize eşlik eder: kimbilir belki hayatımızın çok mutlu ya da üzgün bir döneminde olabilir ya da kendimizi Allah’a bugüne kadar hiç olmadığı kadar yakın veya uzak hissediyor olabiliriz.

Mezmurlar insani duyguların sadık birer aynası gibidirler. Her hareketimiz farklı Mezmurlarda karşımıza çıkar.

Başlangıç için Rabbin varlığını aramızda hissetmeyi ve O’nunla iletişim kurmayı çok istediğimiz için 137. Mezmuru okumak daha uygun olacaktır.

Bir cemaat olduğumuzun bilincine varabilmek için ayakta, oturarak ya da daire şeklinde biraraya gelip Mezmur metnini önümüze alalım.

Dua anı

1. Haç çıkarıp kısa bir süre sessiz kalarak kendimizi duaya hazırlayalım; sonra da tüm dikkatimizi aramızda duran Rabbimizde yoğunlaştıralım ve O’nunla iletişim kurmak üzere olduğumuzun bilincine varalım.

2. Devamında biri çok sakin bir şekilde 137. Mezmuru okumaya başlasın. Bu, seçtiğimiz Mezmurun ruhuna, yazarının amacına ve duanın genel anlamına varmamıza yardımcı olacaktır.

“Ey Rab, bütün kalbimle sana şükrederim;

Melekler önünde sana ilahiler söylerim,

Çünkü ağzımdan çıkan sözleri dinledin.

Kutsal mabedine doğru secde ederim.

Sevgin ve sadakatin için adını yüceltirim,

Ününü aştı vaatlerin.

Seslendiğim gün bana cevap verdin,

Güç ve cesaret kazandırdın ruhuma.

Şükrediyorlar sana, ey Rab, yeryüzünün kralları,

Çünkü işitiyorlar ağzının vaatlerini.

Kutluyorlar Rabbin yollarını:

Çünkü büyüktür Rabbin şanı.

Rab ne kadar yüksek olursa olsun

Görür en düşkünü ve kibirliyi uzaktan tanır.

Sıkıntıda olursam, bana hayat verirsin,

Uzatırsın elini düşmanlarımın öfkesine karşı,

Senin sağ kolun kurtarır beni.

Rab, her şeyi yapacaktır benim için,

Ey Rab, senin sevgin sonsuzdur,

Bırakma ellerinin işini!” (Mezmur 137)

3. Şimdi ise birlikte koro halinde çok alçak bir sesle okumaya başlayalım. Burada dikkat etmemiz gereken şey okuduğumuz kelimeleri söylerken onların kendi sözlerimiz olduğunu düşünmektir. Bu Mezmuru yazan bizmişiz ve ilk defa Rabbe yöneltiyormuşuz gibi okumalıyız.

4. Şimdi herkes bir an sessiz kalsın ve Mezmurun en beğendiği, kendine uygun bulduğu, en çok dikkatini çeken cümlesini düşünsün. Bu, Mezmuru sadece yüzeysel olarak değil aynı zamanda derinlemesine incelemenin yoludur. Bu şekilde her birimiz kendi içimizde Mezmurun bize ilettiği mesajı en ince ayrıntısına kadar anlamaya çalışabiliriz.

5. Belli bir sıra takip etmeksizin herkes birçok kez bu kelimeleri aralarda kısa boşluklar bırakarak tekrarlayabilir:

“… ağzımdan çıkan sözleri dinledin”,

“… görür en düşkünü”,

“… sevgin ve sadakatin için adını yüceltirim”,

“… seslendiğim gün bana cevap verdin”,

“… Rab her şeyi yapacaktır benim için”.

6. Mezmurun yazarı ile kendimizi özdeşleştirerek Mezmurun anlamının derinliğine indikten sonra artık beynimiz kalbimizin sesine yer vermektedir. Artık Mezmurun en güzel terimleri bizim duamız olmuştur.

Bu akşam dua etmeyi öğreniyoruz ve sen Tanrım SÖZLERİMİZİ DİNLEDİN, bu muhteşem tecrübeden yararlanmamıza yardımcı ol.

Hep birlikte söyleyelim: “Tanrım, senin iyiliğin sonsuzdur”.

Tanrım, SADAKATİN yücedir, ama bizler sık sık sözlerine inanmıyor ve kötü davranışlarda bulunuyoruz, affına ve MERHAMETİNE erişmemize yardımcı ol.

Hep birlikte söyleyelim: “Tanrım, senin iyiliğin sonsuzdur”.

Tanrım, varlığımızı sana borçluyuz ve sen her gün bize HAYATIMIZI YENİDEN ARMAĞAN EDİYORSUN. Başkalarının, özellikle de güçsüzlerin, çocukların ve yaşlıların hayatlarına saygılı olmamıza yardımcı ol.

Hep birlikte söyleyelim: “Tanrım, senin iyiliğin sonsuzdur”.

Tanrım, mutluyum ve dünyadaki tüm çocuklarla birlikte sana ilahiler söylemek istiyorum!

Hep birlikte: “Tanrım, senin iyiliğin sonsuzdur”.

Belki mahallemizdeki evlerden birinde, sevdikleri birinin ölümü yüzünden acı çekiliyor, zor dakikalar geçiriliyordur. Tanrım, mutsuz anlarında SENİ ÇAĞIRDILAR, DUALARINA CEVAP VER ve yaşadıkları bu denenmede onları güçlü kıl.

Hep birlikte: “Tanrım, senin iyiliğin sonsuzdur”.

Çocuklarımız daha çok genç. Önlerinde uzun bir yolları ve yapmaları gereken birçok seçimleri var. Tanrım, Vaftiz günü onlarda başladığın eserini TAMAMLA.

Hep birlikte: “Tanrım, senin iyiliğin sonsuzdur”.

7. Başladığımız gibi duanın sonunda da haç çıkaralım. Bu şekilde dua boyunca söylemiş olduklarımızı ALLAH BABA, OĞUL ve KUTSAL RUH’tan oluşan aileye sunmak için bir kez daha özetleyelim.

Bu arada beraberce dua edebileceğiniz birkaç Mezmur daha tavsiye etmekte yarar var:

Şükretmek için: 4; 17 (18); 29 (30); 114 (115)nci Mezmurlar. Hastalıkta: 6; 21 (22); 37 (38)ncu Mezmurlar.

Yasta: 129 (130); 12 (13); 15 (16)ncı Mezmurlar.

Allah’ın yardımını istemek için: 16 (17) ; 142 (143)ncü Mezmurlar.

Allah’a tapınmak ve O’nu övmek için: 91 (92); 134 (135); 144 (145)nci Mezmurlar.

Af dilemek için: 24 (25); 50 (51)nci Mezmurlar.

Allah’a olan güveni ifade etmek için: 22 (23) ; 138 (139)ncu Mezmurlar.

3) BİRLİKTE KUTSAL KİTAP’TAN BİR PARÇA

OKUMAK

Evlerimizde en azından Eski ve Yeni Antlaşma kitaplarını kapsayan bir Kutsal Kitabın olduğunu ümit ediyorum. Özellikle ilk Komünyonunu aldıktan sonra ailenin her ferdinin kendine ait bir Kutsal Kitabı olması gerekir. Ama yeri bir dolap değil, günlük gazetelerin yanı veya komodinin üstü olmalıdır. Çünkü Kutsal Kitap gerçekten de bir Yaşam Kitabı’dır.

Hıristiyan ailelerin kendilerini Tanrı Sözü’nü sadece Kutsal Ayin sırasında dinlemekle sınırlandırmamaları, Kutsal Kitabı okumaları ve onu “birlikte dua etmek” için kullanmaları gerekir.

Bunun tersi durumda risk “Allah bana hitap etmiyor” demek olur.

Hâlbuki Allah konuşmaktadır. Bugünün insanına, aile olarak size ve birey olarak sana söyleyeceği temel birçok şey vardır.

Aranızda bazıları “Ama Kutsal Kitabı okumak çok zor!” diyebilir.

Belki de en büyük yanlış dua ederken önemli olanın Allah’a söylememiz gereken bir şeyler olduğunu düşünmemizden kaynaklanması. Hâlbuki dua etmek her şeyden önce: Tanrı’nın bize söylemek istediğini söylemesine imkân vermektir. Önemli olan konuşmak değil dinlemektir.

a. Dinlemek ve tekrarlamak

Ailenizle beraber Kutsal Kitabı okumanız için yararlı olacağına inandığım dört dakikanızı alacak bir tavsiyem var:

1. Yapılması gereken ilk şey bir anlık sessizlik ve ardından bir duanın okunmasıdır. Şöyle dua edebiliriz:

“İsa, her yerde yaşayan bir İncil olabilmemiz için, senin Sözünü dinlememize yardım et,”

2. Daha sonra Kutsal Kitap’tan okumayı istediğimiz parçayı seçeriz. (Parçanın seçiminde zaman zaman aile bireylerinden birinin, hatta çocukların da fikirleri alınmalıdır). Bu arada pazar günü için tavsiye edilen okuma ya da günün okuması okunabilir.

Örnek olsun diye Markos İncil’inde, İsa’nın fırtınayı dindirmesinin anlatıldığı dördüncü bölüm 35-41nci ayetleri öneriyorum:

“O gün akşam olunca öğrencilerine, ‘Karşı yakaya geçelim’ dedi. Öğrenciler kalabalığı geride bırakarak İsa’yı içinde bulunduğu kayıkla götürdüler. Yanında başka kayıklar da vardı. Bu sırada büyük bir kasırga koptu. Dalgalar kayığa öyle saldırıyordu ki, kayık neredeyse suyla dolmuştu. İsa, kayığın arka tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O’nu uyandırıp, ‘Öğretmenimiz, batıyoruz! Hiç aldırmıyor musun?’ dediler. İsa kalkıp rüzgârı azarladı, göle, ‘Sus, sakin ol!’ dedi. Rüzgâr dindi, ortalık sütliman oldu. İsa öğrencilerine, ‘Neden bu kadar korkaksınız? Hala imanınız yok mu?’ dedi. Onlar ise büyük korku içinde birbirlerine, ‘Bu adam kim ki, rüzgâr da göl de O’nun sözünü dinliyor?’ dediler”.

3. Parça bir kişi tarafından yavaş yavaş okunur. Bitince herkes parçayı kendi içinden de bir kez okumak için sessiz kalır, ardından isteyen kendisini etkileyen sözleri ya da bölümü yüksek sesle tekrarlar. Örneğin: “Neden bu kadar korkaksınız?”; “Dalgalar kayığa öyle saldırıyordu ki, kayık neredeyse suyla dolmuştu”; “Rüzgâr dindi”; “Bu adam kim ki, rüzgâr da göl de O’nun sözünü dinliyor?”

4. Bu sözler dua niteliğindedirler. Tanrı’nın sözünün ve gücünün içimize girmesine izin vermenin ve parçaya konsantre olmanın bir yoludur.

Zamanla bu cümleler bizim dilimizde dua haline gelecektir: “İsa, fırtınada senin yanında olmak istiyoruz. Çünkü Sen yanımızda olursan korkmuyoruz”.

Dua, Göklerdeki Babamız duasının beraberce ve yavaş yavaş okunmasıyla son bulur. Bütün bunlar birkaç dakikadan fazla sürmeyecektir.

b. Hep birlikte biraz düşünelim

Bu ikinci metot ancak birinci metotla pratik yapıldıktan sonra arada bir, bir bayram veya doğum günü arifesinde uygulanabilir.

Metni sessizce dinledikten sonra bunun üzerine dört soru sormakla başlar: Parçanın içinde adı geçen kahramanlar kim? Ne yapıyorlar? Ne diyorlar? Herkes bu soruları yanıtlamaya çalışır. En son olarak da şu soru sorulur: “Bu metin bize, bana ne söylemek istiyor?” ve dua edilir.

  1. PARÇANIN İÇİNDE ADI GEÇEN KAHRAMANLAR KİM?

Okuduğumuz parçada beş kahraman vardı: göl, kayık, fırtına, havariler ve İsa. Parçanın kahramanlarını bulma işi çocukların da çok hoşuna gidecektir. Fakat, mümkün olan yerlerde kutsal metinde anlatılan olayları güncelleştirmek işi büyüklere düşecektir.

Markos’un yazdığı bu parçada iş oldukça kolaydır. Karşı tarafa rahatça geçme isteği hepimizin, küçük bir gölün karşı kıyısına geçer gibi hayatımızı rahatça devam ettirme isteğimizdir.

Gösterilen çaba hep ayakta kalmak ve yeniliklere ulaşmak için gösterilen devamlı çabamızdır. Ama sık sık karşımıza çıkabilecek ve bize batma tehlikesi yaşatabilecek fırtınaları hesaba katmamız gerekir.

İsa’nın havarileri bu duyguyu sadece fırtınalı göl olayında değil birçok kereler yaşamışlardır.

  1. BU KAHRAMANLAR NE YAPIYORLAR?

Seçmiş olduğumuz parçada: göl (hayatın karşımıza çıkardığı olaylar) önce bize dostken fırtına sayesinde düşman haline geliyor. Kayık (dayanak noktalarımız) her tarafından su almaya başlayınca ilk başta delikleri tıkamaya çalışan havariler daha sonra paniğe ve ümitsizliğe kapılıyorlar. İsa neredeyse umursamaz bir şekilde konuyla ilgisi yokmuşçasına uyumaktadır. Ama O’nun küçücük bir hareketle devreye girmesiyle beraber her şey eski haline döner. İmansız ve korkmuş olan havariler beklediklerinden daha “büyük” bir kişi ile karşı karşıya olduklarının farkına varırlar.

3. KAHRAMANLAR NE DİYORLAR?

Parçada diyaloglar yoktu. Ama ünlemler ve kuşkular vardı.

Havariler: “Öğretmenimiz, batıyoruz! Hiç aldırmıyor musun?” Göle ve rüzgâra seslenen İsa: “Sus, sakin ol!”.

Ve havarilerine dönerek: “Neden bu kadar korkaksınız? Hala imanınız yok mu?”

Havarileri: “Bu adam kim ki, rüzgâr da göl de O’nun sözünü dinliyor?”

Bu, Allah ile insan arasında hayatın fırtınalı anlarında ne yapılması konusunda geçen bir konuşmadır.

Bizler de havariler gibi herşeyden önce Allah’ı suçlama eğilimi içindeyiz: “Eğer Allah bizim dostumuzsa neden bu olaya müdahale etmiyor? Neredeyse batmamız onu hiç ilgilendirmiyormuşçasına neden saklanıyor?” Allah şöyle diyor: “Neden sıkılıyorsunuz? Ben buradayım. Neden imanınız bu kadar az?”

Onun olayları çözümleyen müdahalesi aniden şu soruyu karşımıza çıkarır: “O halde bu kim? İsa hakkında ne düşünüyoruz?”

  1. Şimdi en önemli soru geliyor: BU PARÇA BANA NE ANLATMAK İSTİYOR?

İsa’nın hayatının her olayı, Rabbin başka bir parçada havarilerine sorduğu soruyu içerir: “Ya siz, ben kimim dersiniz?” (Markos 8,29).

Şu dakikaya kadar ailece İman üzerine düşünmeye çalıştınız (zaten sizi beraber düşünmek için birleştiren de yine sizin imanınız oldu), şimdi bir adım daha ileri gitmeliyiz: İman iletişimi.

Çocuklar da dâhil olmak üzere herkes sevdiklerine Allah’a dair neler bildiğini, Allah’ın ondan ne beklediğini, yani O’nun bizim hayatımızdan ne istediğini anlatmalıdır.

Çarpıcı olduğu kadar da fırtınalarla dolu günümüzde yolunu şaşırmış, korku dolu, kendini açıkta, güvensiz hatta çaresiz hisseden insanlarla karşılaşmak hiçte zor değildir

Doğal olarak, yapılan kahramanca davranışlar çoğunlukla içinde bulunduğumuz zor durumun kötü sonlanmasına sebep olur.

Allah da, fırtına anında İsa’nın yaptığı gibi davranır. Bu yüzden birçokları O’nun varlığını sınar, uzak olduğunu ve bizim içinde bulunduğumuz durumun onun umurunda olmadığını düşünür.

“Eğer Allah varsa olayların bu şekilde gitmesine izin vermezdi.”

Markos’un parçası gerçekten de “İncil’e” aittir yani “iyi haber”dir. Çünkü içinde olağanüstü ve derin bir umut ışığı barındırmaktadır: Allah yok gözükebilir ama esasında her zaman bizimle aynı kayıktadır.

Ve yine: O tek Allah’tır. Hiçbir şey, en kuvvetli fırtınalar bile ondan daha güçlü değildir. Ve bu gücünü her zaman insanı ezmek isteyen güçlere karşı kullanır.

Yani, Allah, buhranlardan daha kuvvetlidir.

Önümüzdeki Noel’de Efkaristiya Ayinine katılarak ve “İmanuel” yani Rab bizimle olan bölünmüş yaşayan ekmeğin, bizimle olan Allah olduğuna dair gerçekleri pekiştireceğiz.

Sosyo-politik ilgisizlik, sadece hayattan zevk almakla ilgilenen materyalizm, yalnız kendi cebini doldurma telaşı ve bunun gibi birçok kavramın, gerçek iman eksikliğinden kaynaklandığını da söylemek hata olmaz.

Tanrı’nın güçlü ve kudretli sevgisi bize fırtınaların yaşanmadığı bir kayık vaad etmiyor ama insanoğlu ile beraber ve onun için tek ve yenilmez Rabbi tuttuğundan dolayı en sonunda kazananın hep insanoğlu olacağını temin ediyor.

“Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim” (Matta 28,20).

Tek gerçek korku, Umudu doğuran İmana sahip olmamaktır.

Eğer İmanlı olursak, O’nun sözünü dinler ve uygulamaya koyarsak (Matta 7,24-27), tüm terslikler bizi de bulsa, Allah’ın kayasına demir attığımız için hep ayakta kalırız.

İmanımız hangi noktada?

Bu noktada, Tanrı’dan birbirimizi anlamamızı sağladığı gibi yaşama gücü istemek için ÇAĞRI DUASI’na geçmek kendiliğinden olacaktır. Sonrasında herkes bir yakarışta bulunur ve her duadan sonra birlikte “Rabbim dualarımızı dinle” söylenir.

Sevgili arkadaşlarım, son zamanlarda cemaatimize baktığımda kalplerimizde yavaş yavaş bazı şeylerin değiştiğinin farkına varıyorum. Allah’la olan samimiyetimiz güçlenmeye başladı. Bu samimiyeti yeni yılda daha da ilerletmek isteyenler için bir teklifim var: Cemaat olarak, sabah ve akşam övgülerini birlikte söyleyebiliriz. Ayrıca her gün saat 12.00’de “Meleğin Meryem’e Müjdesi” duasını farklı yerlerde olsak da ruhta birlikte söyleyebiliriz.

Sevgide ve huzurda büyümenin yolu dua etmekten geçmektedir.

Ben de bu dua aracılığıyla sizlerle birlikte olmak ve yaşamak istiyorum:

“Rabbimiz İsa; aramıza gelmek istediğin zaman Sen de kendine bir aile seçtin. Bu yüzden bu aileyi takdis edip bereketlemen için Sana yalvarıyorum. Bu aileden hastalığı ve üzüntüyü uzak tut. Onlara sabır, huzur ve barış bağışla. Aralarındaki sevgiyi arttır. Amin”.

Rabbimiz Mesih İsa sizleri takdis etsin.

İyi Noeller ve Mutlu Yıllar.

“Theofilos” Din Eğitim Merkezi