“Kilise’nin Kızları” Rahibe Topluluğu, 1993 yılı Ekim ayından itibaren Anadolu Havarisel Vekili-Episkoposu olan Mons. Ruggero Franceschini’nin talebi üzerine, 21 Eylül 1994’te Türkiye’ye geldiler.

Bağlı bulundukları Rahibe Enstitüsü, Episkopos’un teklifine olumlu bir cevap verdi: “Kilise’nin Kutsal Toprakları’na, Kilise’nin Kızları’ndan başka kim gidebilir ki?”

Onların karizma özelliği olan “Kilise’yi tanımak, sevmek ve tanıklığını yapmak; onu tanıtmak, sevdirmek, dua etmek, çalışmak ve onun için acı çekmek,” Havarilerin İşleri Kitabı’nı okurken karşımıza çıktığı üzere, Antakya’da Hristiyanlar ilk defa bu adla çağrıldıklarından Kilise’nin Kutsal Toprakları olan burayla mükemmel bir şekilde bütünleşmiştir.

Tamamen Müslümanlardan oluşan bir kent olan Tarsus’ta onların “ne yaptıklarını” söylemek kolay değildir.

Onlar, “Aziz Pavlus’un izinden geçen” hacıları ağırlayarak, onların yaraşık bir şekilde Aziz Pavlus Kilise-Müzesi’nde Kutsal Ayin icra etmeleri imkanını sağlamakta ve Efkaristiya kutlamasından sonra, onlara kendi salonlarında bir ikram sunmaktadırlar.

“Onların görevi, bir şeyler üretmek değil; bir ‘Mevcudiyet Görevidir”: Orada olmaktır. Tarsus’ta yegane Efkaristiya varlığı nezdinde, her daim yakılı kalan yegane ışığın yanında, sessiz, gülümseyen, tapınan bir mevcudiyet.

 

Kilise’nin Kızları, şimdi toz ve unutulmuşluğa gömülmüş Aziz Havariler Pavlus ve Barnabas’ın ayak izlerini tanımış taşların, yenilenmiş bir İncil müjdelemesi görevinde hacılığa gelenlere yeniden konuşmaya başlamasını sağlamak için oradadırlar.

Tarsus’tan 30 km. uzakta yer alan Mersin’de, Fransisken Kapusen Rahipleri’nin Kilisesi bulunmaktadır.

Rahibeler de burada, çobansal işlerde, din dersinde, litürjik hizmette, yaratıcı faaliyetlerde, Hristiyan topluluğunu cesaretlendirme ve yardımda, rahiplerle işbirliği içindedirler.

“… kendimizi Hristiyan’sız bir Orta Doğu’yu düşünmeye salıvermeyelim. Nitekim onlar iki bin yıldır, ait oldukları uluslarının tam anlamıyla vatandaşları olarak sosyal, kültürel ve dini yaşamlarında bütünleşerek, İsa’nın adını ikrar etmektedirler (Papa Françesko’nun, Orta Doğu Kiliseleri Episkoposları’na Konuşması).

En küçüklerin ve en zayıfların acılarında, “kurbanların sessizliği” içinde, Kutsal Kitap anısının bekçileri olarak Hristiyanlar, kendilerine şu soruyu sormaya devam etmektedirler: “Geceden geriye ne kaldı?” (Yşa 21,11).